Ülkemizde adalet siyasallaştı. Tarafsızlığını yitirdi, iktidarın emrine ve güdümüne girdi.
Makam, mevki sahibi politikacılar ne derse o oluyor. Hak, hukuk hak getire…
Yargı mensuplarının büyük bir çoğunluğu kurşun asker gibi yukarıdan gelecek emirleri bekliyorlar ve onlara itaat ediyorlar. “Otur derlerse oturuyorlar, kalk derlerse kalkıyorlar.”
Sırtını iktidara dayayan bazı yerel mahkemeler, Anayasa mahkemesi kararlarına uymamakta, ona kafa tutmaktadırlar.
Yüce mahkemenin kararlarını uygulama zorunluluğu bulunan Yargıtay, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmaktadır.
Sözün özü, hukuk günümüzde “guguk” olmuştur… Vatandaşın hakkını arayan bir kurum konumundan çıkmış; siyasetin bir aracı, sopası haline dönüştürülmüş, korku silahı haline getirilmiştir.
İşte bu nedenle vatandaşlarımızın yarısından çoğu artık yargıya güven duymamaktadır.
İmamların demokrasisinde sokaklar suç işleme mekânlarına dönüşmüştür. Halkın gözü önünde kadınlar öldürülmekte, çocuklar kaçırılmakta ve taciz, tecavüz doruğa çıkmıştır.
Kimse yasalar önünde eşit değildir.
Aynı suçtan yargılanan iki kişiden birisi iktidara yakınsa, iktidarın adamıysa “Adli kontrol şartıyla” serbest bırakılırken, ötekisi tutuklanıyor. Aylarca dört duvar arasında ömür tüketiyor.
İki sanıktan birisine “Düşman hukuku”, ötekisine “Dost hukuku” uygulanıyor…
Bir kişi iktidara muhalifse, onu tutuklamadan önce, üç beş yandaş itirafçı, gizli tanık buluyorlar sonra da mahkûm etmek istedikleri vatandaşa dava açıyorlar. İçeri atıyorlar.
Ve sanal suç kanıtları yaratarak işi olupbittiye getirip, “İstim arkadan gelsin” düşüncesiyle muhalif kişiyi tutukluyorlar…
Gerçek kanıtlar, belgeler, tanıklar göz önüne alınmıyor. Bu uygulamalara şimdi birkaç örnek verelim.
Zindanlarda, dört duvar arasında çile çeken CHP’li belediye başkanlarının çoğu “İhaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla yargılanıyorlar.
Aydın belediye başkanı Özlem Çerçioğlu’na da aynı suç yüklenmişti. Topuklu Efe tam dört duvar arasına atılmak üzereyken AKP’ye geçti ve postu kurtardı.
Beykoz belediye başkanı Alaattin Köseler de aynı suçtan yargılanmakta, aylardan beri hücrede tutulmaktadır.
Köseler seçmenlerine gönderdiği mektupta şunları söylüyor:
“Beykozlu hemşerilerim... Hakkımda hiçbir somut delil bulunmadı ve iddiaların temelsiz, asılsız olduğu ortaya çıktı. Benim alnım ak, başım diktir. Tutukluluk sürem uzadıkça bu haksızlığın vebali de ağırlaşacaktır!”
Beykoz belediye başkanının hakkında hiçbir somut delil bulunmadı ama peki, somut delilleri bulunan yetkililer hakkında ne işlem yapılıyor? Şimdi bir de ona bakalım.
Beykoz belediye başkanı Silivri’de yargılanırken eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar da Ankara’da yargılanıyordu. Evindeki çelik kasada tamı tamamına 26 kilo altın, 1 milyon 320 bin dolar, 121 bin Euro ele geçirilmişti.
Peki, sonuç ne oldu? Davanın hâkimi onu tahliye etti ve tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Şimdi söyleyin bakalım, bu durumda nasıl bir yargıya varacaksınız yargımız hakkında?
