Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
Köşe Yazarı
Ali Eralp - Eğitimci-Araştırmacı-Yazar
 

İNSANLIĞIN DÜŞMANI CEHALET VE YOBAZLIKTIR…

Dünyada sömüren ülkeler var, sömürülen ülkeler var… Yüzünü geleceğe dönen, halkını mutlu yaşatmak için buluşlar yapan, uygarlık peşinde koşan ülkeler var; yüzünü geçmişe dönen, din, mezhep, ırk kavgaları ile insanlarına cehennem hayatı yaşatan ülkeler var… Dünyada kendi çıkarları için halkını cahil, eğitimsiz bırakan, beyinlerini batıl inançlarla, Ortaçağ düşünceleri ile doldurup, sadece kendisine hizmet etmesini sağlayan ve kendisini ilahi bir varlıkmış gibi gösterip makamını, mevkiini koruma altına alan başkanlar, politikacılar var… Onlar için “vatandaş” değil, “kul” önemlidir… “Biat eden” önemlidir… Emirlerini kayıtsız – koşulsuz uygulayan önemlidir… Gerisi boştur. Bakın, bir profesör ne diyor? Prof. Dr. Bülent Arı:  "Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır. Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben açıkçası korkuyorum, ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum…” İşte bu nedenle köy okullarını kapatıp çocukları imamlara teslim ettiler. Son dönemlerinde, Batı karşısında, Osmanlının gerilemesinin, çağ dışı kalmasının en büyük nedeni işte bu düşüncedir, cehalettir, yobazlıktır… Bu kara taassup yüzünden matbaa ülkemize 300 sene sonra gelmiştir. Bu kara taassup yüzünden heykel, resim, tiyatro, roman sanatı yüzyıllar boyunca “günah” denilerek ülkeye sokulmamıştır… Yobazın yaşantısında atasından, babasından, şeyhinden öğrendiği din yasaları ve kuralları vardır… Asla bu çerçevenin dışına çıkmaz, çıkamaz. İzin vermezler. İzin vermezler, çünkü mollalar yaşadıkları güzel, mutlu, zengin saltanatlarından olmak istemezler… Hep halkın “Cahil” kalmasını, “Cehalet bataklığında” çırpınmasını isterler. Yobazın yaşantısında sanat, bilim, araştırma, inceleme, öğrenme, buluş yapma merakı; sorma, sorgulama yoktur. Örnek aldığı, inandığı kişi ona nasıl hareket etmesini, olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğini beynine önceden enjekte etmiştir. Adeta onu afyonlamıştır, uyutmuştur, uyuşturmuştur… Bu nedenle o, robot gibi, sadece kendisine söyleneni yapar, asla olayın “Nedenini, niçinini” sormaz. Destanlaştırdığı, yücelttiği, izinden gittiği kişi yalan da söylese; taciz, tecavüz, hırsızlık, hukuksuzluk da yapsa uyutulan, uyuşturulan vatandaş bunların hiçbirine inanmaz ya da görmezden gelir… Sen ağzınla kuş tutsan, gerçekleri belgeleri onun gözüne gözüne soksan o yine de sana inanmaz, bir ilahi varlık olarak tanıdığı kişiye inanır… Aç kalır, susuz kalır, işsiz kalır, çatışmalarda, bombalı saldırılarda canlarını, yakınlarını yitirir; madenlerde, inşaatlarda, sellerde, depremlerde telef olur, yine de inandığı kişiden ya da kişilerden vaz geçmez,  “Benim adamım en iyisini bilir, en doğrusunu yapar, o dini bütün bir kişidir” der… O liderinin, imamının iyi – kötü, ne yaparsa yapsın, “Ümmetinin selameti için yaptığına” inanır. İstemezse 48 saat yemek bile yemez, tuvalete bile çıkmaz… Çünkü o aklıyla, mantığı ile değil, inancıyla hareket eder… Çünkü o kalıplaşmış, donmuş, dumura uğramış bir beynin kulu, kölesi olmuştur… Şiddet uygular… Kafa keser, kol bacak kırar… Acımasızca karısını döver, boğazını keser… Onun tek silahı yüreklere korku salmaktır. Albert Einstein der ki ''Ne hazin bir çağda yaşıyoruz. Atomu parçaladık... Ama insan taassubu aynen yerinde duruyor.'' Taassubun yani bağnazlığın egemen olduğu ülkelerde gerilik, gericilik vardır, ilkel yaşam vardır ve onlar emperyalist ülkelerin ayakları altında ezilmeye, sömürülmeye mahkûmdurlar… Şimdi Türkiye için bir büyük tehlike daha doğmuştur. Kendi sorunları yetmezmiş gibi bir de “mülteci” sorunu ile karşı karşıyadır… Bunlar eğitimsiz, kültürsüz, bilgisiz insanlardır. Bunların ülkemize kabul edilmesi bilinçli bir politikadır ve merhametle, yardımseverlikle ilgisi yoktur. Hedef ülkemizin bir an önce şeriatçı bir yapıya kavuşması için nüfus sayısının artması, laiklik isteyenlerin azınlığa düşmesidir… Bu büyük tehlikeyi önlemek gerekir. Bunun için de hiç vakit kaybetmeden iktidar değişikliğine ihtiyaç vardır.  
Ekleme Tarihi: 02 Nisan 2026 -Perşembe

İNSANLIĞIN DÜŞMANI CEHALET VE YOBAZLIKTIR…

Dünyada sömüren ülkeler var, sömürülen ülkeler var…

Yüzünü geleceğe dönen, halkını mutlu yaşatmak için buluşlar yapan, uygarlık peşinde koşan ülkeler var; yüzünü geçmişe dönen, din, mezhep, ırk kavgaları ile insanlarına cehennem hayatı yaşatan ülkeler var…

Dünyada kendi çıkarları için halkını cahil, eğitimsiz bırakan, beyinlerini batıl inançlarla, Ortaçağ düşünceleri ile doldurup, sadece kendisine hizmet etmesini sağlayan ve kendisini ilahi bir varlıkmış gibi gösterip makamını, mevkiini koruma altına alan başkanlar, politikacılar var…

Onlar için “vatandaş” değil, “kul” önemlidir… “Biat eden” önemlidir… Emirlerini kayıtsız – koşulsuz uygulayan önemlidir… Gerisi boştur.

Bakın, bir profesör ne diyor? Prof. Dr. Bülent Arı:

 "Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.

Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben açıkçası korkuyorum, ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum…”

İşte bu nedenle köy okullarını kapatıp çocukları imamlara teslim ettiler.

Son dönemlerinde, Batı karşısında, Osmanlının gerilemesinin, çağ dışı kalmasının en büyük nedeni işte bu düşüncedir, cehalettir, yobazlıktır…

Bu kara taassup yüzünden matbaa ülkemize 300 sene sonra gelmiştir. Bu kara taassup yüzünden heykel, resim, tiyatro, roman sanatı yüzyıllar boyunca “günah” denilerek ülkeye sokulmamıştır…

Yobazın yaşantısında atasından, babasından, şeyhinden öğrendiği din yasaları ve kuralları vardır… Asla bu çerçevenin dışına çıkmaz, çıkamaz.

İzin vermezler.

İzin vermezler, çünkü mollalar yaşadıkları güzel, mutlu, zengin saltanatlarından olmak istemezler…

Hep halkın “Cahil” kalmasını, “Cehalet bataklığında” çırpınmasını isterler.

Yobazın yaşantısında sanat, bilim, araştırma, inceleme, öğrenme, buluş yapma merakı; sorma, sorgulama yoktur.

Örnek aldığı, inandığı kişi ona nasıl hareket etmesini, olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğini beynine önceden enjekte etmiştir. Adeta onu afyonlamıştır, uyutmuştur, uyuşturmuştur…

Bu nedenle o, robot gibi, sadece kendisine söyleneni yapar, asla olayın “Nedenini, niçinini” sormaz.

Destanlaştırdığı, yücelttiği, izinden gittiği kişi yalan da söylese; taciz, tecavüz, hırsızlık, hukuksuzluk da yapsa uyutulan, uyuşturulan vatandaş bunların hiçbirine inanmaz ya da görmezden gelir…

Sen ağzınla kuş tutsan, gerçekleri belgeleri onun gözüne gözüne soksan o yine de sana inanmaz, bir ilahi varlık olarak tanıdığı kişiye inanır…

Aç kalır, susuz kalır, işsiz kalır, çatışmalarda, bombalı saldırılarda canlarını, yakınlarını yitirir; madenlerde, inşaatlarda, sellerde, depremlerde telef olur, yine de inandığı kişiden ya da kişilerden vaz geçmez,  “Benim adamım en iyisini bilir, en doğrusunu yapar, o dini bütün bir kişidir” der…

O liderinin, imamının iyi – kötü, ne yaparsa yapsın, “Ümmetinin selameti için yaptığına” inanır. İstemezse 48 saat yemek bile yemez, tuvalete bile çıkmaz…

Çünkü o aklıyla, mantığı ile değil, inancıyla hareket eder… Çünkü o kalıplaşmış, donmuş, dumura uğramış bir beynin kulu, kölesi olmuştur…

Şiddet uygular… Kafa keser, kol bacak kırar… Acımasızca karısını döver, boğazını keser… Onun tek silahı yüreklere korku salmaktır.

Albert Einstein der ki ''Ne hazin bir çağda yaşıyoruz. Atomu parçaladık... Ama insan taassubu aynen yerinde duruyor.''

Taassubun yani bağnazlığın egemen olduğu ülkelerde gerilik, gericilik vardır, ilkel yaşam vardır ve onlar emperyalist ülkelerin ayakları altında ezilmeye, sömürülmeye mahkûmdurlar…

Şimdi Türkiye için bir büyük tehlike daha doğmuştur. Kendi sorunları yetmezmiş gibi bir de “mülteci” sorunu ile karşı karşıyadır… Bunlar eğitimsiz, kültürsüz, bilgisiz insanlardır.

Bunların ülkemize kabul edilmesi bilinçli bir politikadır ve merhametle, yardımseverlikle ilgisi yoktur. Hedef ülkemizin bir an önce şeriatçı bir yapıya kavuşması için nüfus sayısının artması, laiklik isteyenlerin azınlığa düşmesidir…

Bu büyük tehlikeyi önlemek gerekir. Bunun için de hiç vakit kaybetmeden iktidar değişikliğine ihtiyaç vardır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.