19 Mayıs demek, emperyalizmden kurtuluş yolu demektir.
19 Mayıs demek, Atatürk, Bandırma Vapuru, tam bağımsızlık demektir.
19 Mayıs demek Sevr’e, Sultanlığa, saltanata, hilafete meydan okumak demektir.
Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler.
Dinci yönetimlerin ve bu Ortaçağ artıklarının en büyük destekçisi ise emperyalizmdir. Ve küresel sömürüye direnen, kim, ne varsa, onu yok etmek isterler. Onlar “Keşke Yunan galip gelseydi diyen soysuzlardır.”
İşte onun için Cumhuriyet bayramına, 23 Nisanlara karşıdırlar.
İşte bunun için Atatürk’ü kitaplardan çıkarmak, unutturmak isterler…
İşte bunun için bağımsızlık bilincini yayan, direnişi anlatan yazarlar, çizerler, gazeteciler içeri atılmakta ya da onlara baskılar uygulanmaktadır…
Çünkü yobazlar yarasalar gibi ışıktan korkarlar.
Aydınlıktan, güneşten korkarlar.
Bilimden korkarlar.
“Hayatta en gerçek yol gösterici, bilimdir, fendir” dediği için Atatürk’ten korkarlar. Yasaklarlar.
Bir zamanlar İstanbul Hükümeti de İngilizlerle dayanışma içerisinde “Nemrut Mustafa Divanları” kurmuş, valileri, kaymakamları, komutanları Malta’ya sürgün etmişti.
Emperyalizmin direktifleri doğrultusunda, Beyazıt meydanında, darağaçlarında, suçsuz günahsız insanların canına kıymıştı.
Peki, sonuç ne oldu? Sonuç…
Cinayetler işlediler. Yurtseverleri zindanlara attılar. İşkenceler yaptılar. Zulmettiler.
“Korku imparatorlukları” kurdular. Dünyaya direk kalacaklarını sandılar.
Yanıldılar. Hem de kötü yanıldılar.
Günü geldiğinde, Kuvayı Milliye güçlerinin karşısında kaçacak delik aradılar. Sonunda uşaklığını yaptıkları emperyalist devletlere sığındılar.
Yaban ellerinde can verdiler…
19 Mayıslar, Cumhuriyet Bayramları, Atatürk’ler, Hasan Tahsin’ler tüm ulusun ortak değerleridir.
Ortak mirasıdır.
Bu gün de aynı durumdayız. Dört bir yandan yobazlarla, tarikatçılarla dinci, ırkçı teröristlerle kuşatıldık, sarıldık…
Ateş çemberi bu…
Sınırlarımız yolgeçen hanına döndü. Giren belli değil, çıkan belli değil.
Hukuk teslim alınmıştır. Hukuk siyasallaşmıştır. Bölünme tehlikesinin yanında bir de şeriatçı, PKK’lı yapılanma tehlikesi çıkmıştır karşımıza. Din sömürüsü, başını alıp gitmiştir. Hedefte cumhuriyet, Lozan ve Atatürk vardır.
TBMM bugün ATAMIZIN bıraktığı meclis değildir.
Her şeyden önce, tüm halk kesimlerinin katıldığı ulusal birliğe ihtiyaç vardır. Bunun için de Atatürk’ün “Müdafai Hukuk”, “Kuvayi Milliye” koşulları ve ortamı yeniden yaratılmalıdır.
Sağcısı ile solcusu ile ulusal bütünlük sağlanmalıdır.
Hoş geldin 19 Mayıs… Hoş geldin Bandırma Vapuru…
Selam olsun tüm Kuvayı Milliye kahramanlarına…
