Başka konu yok mu? Kalmadı mı?
Önce şunu söyleyelim bu görev bize Yüce Atatürk tarafından verilmiştir. Der ki: “Hataları, yanlış uygulamaları görmezden gelmek daha büyük olumsuzluklara yol açar…”
Aslında konu çok. Hırsızlık, talan, yalan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalanması, halkın açlık sınırının altında yaşatılması… Konu çok.
Emperyalist sömürü vatanımızı teslim almış… Ülke sığınmacılar tarafından işgal edilmiş. Şimdi bu topluluğa terörist Kürtleri de dâhil etmeye çalışıyorlar.
Bu konularda binlerce makale yazdım. 2000 (bin) yılından 2010 yılına kadar Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfasında (Olaylar ve Görüşler) sütununda yazılar kaleme aldım. Ülkenin sorunları konusunda kitaplarım var. Yani, bir köşeye çekilip olayları seyretmedim.
Mahkemelerde yargılandık. Mahkemeleri yol ettik. Gözaltılarda sorgulandık. Sonra 2010 yılında Cumhuriyet gazetesinin Atatürk çizgisinde birtakım değişimler gördük… 3-5 arkadaş ayrıldık.
Ben 2010 yılından bu yana Mustafa Kemal’in gazetesi Ulus’ta memleket sorunlarını yazıyorum.
Şunu burada yeri gelmişken hemen belirteyim: Kim ki Atatürk çizgisinden ayrılır, kim ki vatanımızı bölmeye kalkışır; kim ki ulus devlet yapısını, ülkenin ana dili Türkçe yasasını ve Atatürk’ün vatandaşlık tanımını yok etmeye çalışır; babam bile olsa eleştiririm…
Bu ülke Kürt, Türk, Araplardan meydana gelen federal bir İslam devleti değildir, olamaz da. Bu ülke üniter, laik bir ulus devlettir. BU YASA, Gazi Mustafa Kemal Atatürk yasasıdır…
Biz öğrencilik yıllarımızda sosyal demokrat, liberal demokrat falan filan da değildik. Çünkü onlara güvenimiz yoktu. Devrimciydik, Atatürkçüydük…
Şimdi gelelim esas konumuza: Bir adam çıkar da AKP adaletinin kararı ile Butlan Kemal olur; sonra da kapı pencere kırıp, biber gazları ile Baba Ocağına, genel merkeze girer, sonra da seçilmiş başkan gibi il / ilçe yöneticilerini görevden alır, başkan vekillerinin ihracını ister. Partiyi ikiye böler… Vee
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi, sırıtan suratlarla, Yeni Parti’nin genel başkanı ile tokalaşır. Yeni parti genel başkanı saygısından önünü düğmeler. Peki, biz bunu eleştirmeyecek miyiz?
Adam çıkıp diyecek ki; “Kürtlere TC devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum…” Ve biz bunu eleştirmeyeceğiz öyle mi. Sizin içinize sindi mi bu deyiş?
Adamın belediye başkanları yıllarca zindanlarda yatacak, Osman Kavalalar hapislerde çürüyecek; seçilmiş milletvekili Anayasa mahkemesi kararlarına rağmen zindanlarda tutsak alınacak; sen bu konuda tek girişim yapmayacaksın ama PKK’lı teröristleri aramıza salmak için can atacaksın…
Hiç olmazsa deseydin ki “Bu tutuklu arkadaşlar serbest bırakılmadan biz bu ‘Çerçeve’ yasaya imza atmayız...” Bunu da mı söyleyemezdin… Kim sana engeldi?
Peki, bütün bunlar karşısında biz eleştiri yapmayacak mıyız?
Ülkeler, bazen zor dönemlerden geçerler. Baskı, şiddet, korku, yıldırma gibi faşist uygulamalarla karşı karşıya kalırlar. Mihenk taşı, denek taşıdır bu dönemler...
İnsanların bir bölümü zulme, zalimlere direnir, bazıları da teslim bayrağını açar, uzlaşma yoluna gider.
Ulusal Kurtuluş Savaşı yılları döneklerle, hainlerle doluydu...
Namık Kemal’in dediği gibi, “Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir. Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten.”
Bazıları “İnsafsız avcıya yardımcı olma” yolunu seçer. Bazıları mücadele yolunda alnı ak, başı dik, darağacında can verir. Ülkemizde hiçbir dönemde insafsız avcıya yardımcı olan bu kadar hain çıkmamıştı...
Bir zamanlar Kenan Evren’i ve Tarikatçı Özal’ı bile bir demokrasi kahramanı gibi selamlayan “Yetmez ama evetçiler” vardı. Onların emrine girdiler. Tıpkı bugünkü parti değiştiren belediye başkanları, milletvekilleri gibi…
