Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
Köşe Yazarı
Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
 

Türkiye’nin Üçlü İttifaka Katılması: Savaşın Değil, Barışın Gücü!

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile geniş kapsamlı bir stratejik iş birliğine katılması, sıradan bir diplomatik gelişme değildir. Bu adım, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya kadar uzanan yeni bir bölgesel güç dengesi oluşturabilir. Türkiye’nin gücü yalnızca ordusundan ve ekonomisinden kaynaklanmıyor. Türkiye; coğrafi konumu, tarihî mirası ve Kafkasya, Orta Asya, İran, Irak, Suriye ve Güney Asya’ya uzanan sosyal, kültürel ve tarihî bağları sayesinde çok daha geniş bir etki alanına sahiptir. İran’da milyonlarca Azerbaycan Türkü, Türkmen, Kaşkay, Avşar ve diğer Türkî kökenli toplulukların yaşaması bu tarihî gerçekliğin bir parçasıdır. Elbette bu toplulukların tamamının aynı siyasi görüşü taşıdığını söylemek doğru değildir. Ancak Türk dünyasının tarihî ve kültürel ağırlığı artık hiçbir bölgesel hesaplamada göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk devletleriyle gelişen ilişkiler; Türkiye’nin Suriye ve Irak Türkmenleriyle tarihî bağları ve Pakistan ile köklü dostluğu bir araya geldiğinde, Anadolu’dan Güney Asya’ya kadar uzanan geniş bir iş birliği alanı ortaya çıkmaktadır. Türk Dünyasının Daha Geniş Tarihî Uzantısını da Unutmamalıyız Bu tarihî ve kültürel bağlar yalnızca Orta Asya, İran, Irak ve Suriye ile sınırlı değildir. Afganistan’da önemli Türkmen ve Özbek toplulukları bulunmaktadır. Bunun yanında Hazaralar da Afganistan’ın tarihî ve toplumsal yapısında önemli bir yere sahiptir. Ancak Hazaraların tamamını Türk kimliğiyle özdeşleştirmek doğru değildir; bu nedenle bu topluluklar arasındaki tarihî ve etnik farklılıkların korunması gerekir. Ayrıca Yemen, Suudi Arabistan ve Kuzey Afrika’da, özellikle Libya, Cezayir ve Tunus’ta, tarihî Türk kökenleri veya Türk dünyasıyla tarihî bağları bulunan topluluklar ve aileler bulunmaktadır. Benzer tarihî bağlara Hindistan’da da rastlanmaktadır. Elbette bütün bu toplulukların tek bir siyasi blok oluşturduğunu veya aynı siyasi tutumu benimseyeceğini söylemek doğru değildir. Ancak bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Türk dünyası ile bu bölgeler arasındaki tarihî ilişkiler, bugünkü siyasi sınırların çok ötesine uzanmaktadır. Bu bağlar ekonomik, kültürel ve kalkınma temelli iş birliğine dönüştürülebilirse, çatışmanın değil barışın köprüleri haline gelebilir. PKK ve Vekâlet Savaşları Bölgenin en büyük sorunlarından biri, silahlı örgütlerin ve vekâlet güçlerinin devletler arasındaki bölgesel mücadelelerde kullanılmaya çalışılmasıdır. PKK; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Örgüt ile bazı bölgesel güçler arasındaki ilişkiler ise uzun yıllardır tartışma ve karşılıklı suçlamalara konu olmaktadır. Türkiye de çeşitli dönemlerde İran’ı Türkiye karşıtı bazı yapılara kolaylık sağlamak veya dolaylı destek vermekle suçlamıştır. Bu çerçevede yıllar boyunca İran’ın PKK ile bağlantılı bazı unsurlara, Süleymaniye merkezli ve Kürdistan Yurtseverler Birliği çevresindeki bazı ağlar üzerinden destek veya kolaylık sağladığı yönünde iddialar ve raporlar ortaya atılmıştır. Ancak bu konudaki her olayda kanıtlanmış olgular ile siyasi iddiaları birbirinden ayırmak gerekir. Bununla birlikte siyasi açıdan açık olan bir gerçek vardır: PKK, bölgedeki karmaşık çatışmaların ve vekâlet savaşlarının bir parçası haline gelmiştir. Bölgesel güç mücadelelerinde silahlı örgütlerin kullanılmaya devam edilmesi ise kalıcı istikrar ve barış getirmeyecektir. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır: Kürt halkı başka, silahlı örgütler başkadır. Kürtler bu coğrafyanın kadim halklarından biridir. Kürtlerin hakları ayrı bir siyasi ve toplumsal meseledir; silahlı örgütlerin faaliyetleri ve bunların hukuki ve güvenlik açısından değerlendirilmesi ise tamamen farklı bir konudur. Aynı şekilde Kürt siyasi hareketleri de tek bir blok değildir. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği ve diğer Kürt siyasi yapıları arasında önemli siyasi farklılıklar ve farklı bölgesel ilişkiler bulunmaktadır. Bu nedenle hedef Kürt halkıyla yeni bir çatışma yaratmak değil, Kürt, Türk, Arap veya başka herhangi bir kimliğin bölgesel güç mücadelelerinde araç olarak kullanılmasına son vermektir. Sorun Şiilik Değil, Mezhepçiliğin Siyasallaştırılmasıdır Mesaj çok açık olmalıdır: Sorun Şiiler değildir. Sorun Sünniler de değildir. Sorun herhangi bir mezhep veya inanç değildir. Sorun, mezhebin siyasi nüfuz aracı haline getirilmesi ve sınır ötesi milislerin ve silahlı örgütlerin devletler arasındaki güç mücadelelerinde kullanılmasıdır. Bölgedeki bütün devletler, İran dahil, komşularının egemenliğine saygı göstermeli ve vekâlet savaşlarından vazgeçmelidir. Orta Doğu’nun yeni bir Sünni-Şii çatışmasına değil; güçlü devletlere, eşit vatandaşlığa ve normal devletlerarası ilişkilere ihtiyacı vardır. İsrail, Golan ve Suriye… Çözüm Mümkün Güçlü ve dengeli bir bölgesel düzen kurulabilirse, İsrail-Suriye çatışması ve Golan meselesi de sonsuz savaşların konusu olmak zorunda değildir. Gerçek çözüm; güvenliği, egemenliği, toprak bütünlüğünü ve tarafların meşru haklarını güvence altına alan kapsamlı bir anlaşmadan geçmektedir. Çünkü savaşın kazananı olabilir, fakat savaşın gerçek bir kazananı yoktur. Çatışma Ekseni Değil, Barış Alanı Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan iş birliği genişleyerek Orta Asya, Kafkasya, Körfez, Irak, Suriye ve bölgenin diğer ülkelerini kapsayan ekonomik ve siyasi bir ağa dönüşürse, yeni bir Orta Doğu’nun doğuşuna tanıklık edebiliriz. Bu yeni düzenin amacı yeni bir imparatorluk kurmak veya yeni bir hegemonya oluşturmak olmamalıdır. Ne İran’ın, ne Türkiye’nin, ne Arap ülkelerinin, ne de başka bir gücün bölgeye hâkim olması hedeflenmelidir. Amaç; herkesin egemenliğine saygı duyulan, mezhepçiliğin ve vekâlet savaşlarının sona erdiği, ticaretin, yatırımın, enerjinin, suyun ve yeniden imarın silahların ve çatışmanın yerini aldığı yeni bir bölgesel düzen kurmaktır. Böyle bir iş birliğinin gerçek gücü, daha büyük bir savaş çıkarabilmesinde değil, savaşı gereksiz ve anlamsız hale getirebilmesinde yatmaktadır. Çünkü bölgenin bugün yeni bir savaşa ihtiyacı yoktur. Bölgenin ihtiyacı olan şey; barışı savaştan, iş birliğini mezhepçilikten, devleti milislerden ve kalkınmayı yıkımdan daha güçlü hale getirecek yeni bir dengedir. Türkiye’nin bu yeni düzenin kurulmasında oynayabileceği rol, belki de tarihinin en önemli rollerinden biri olacaktır. Anadolu’dan Kafkasya ve Orta Asya’ya, İran, Irak ve Suriye’den Körfez ve Pakistan’a, Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya ve Hindistan alt kıtasına kadar uzanan geniş bir coğrafyada tarihî ve toplumsal bağlar bulunmaktadır. Eğer bu bağlar tarihî bir hatıra olmaktan çıkarılıp ekonomik, kültürel ve siyasi iş birliğine dönüştürülebilirse, bölgenin sorunlarını çözmek için büyük bir savaşa ihtiyaç kalmayacaktır. Çünkü savaşlar, ancak ortak çıkarlar kimlikler arasındaki ayrılıklardan daha güçlü hale geldiğinde sona erebilir.        
Ekleme Tarihi: 09 Ağustos 2026 -Pazar

Türkiye’nin Üçlü İttifaka Katılması: Savaşın Değil, Barışın Gücü!

Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile geniş kapsamlı bir stratejik iş birliğine katılması, sıradan bir diplomatik gelişme değildir. Bu adım, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya kadar uzanan yeni bir bölgesel güç dengesi oluşturabilir.

Türkiye’nin gücü yalnızca ordusundan ve ekonomisinden kaynaklanmıyor. Türkiye; coğrafi konumu, tarihî mirası ve Kafkasya, Orta Asya, İran, Irak, Suriye ve Güney Asya’ya uzanan sosyal, kültürel ve tarihî bağları sayesinde çok daha geniş bir etki alanına sahiptir.

İran’da milyonlarca Azerbaycan Türkü, Türkmen, Kaşkay, Avşar ve diğer Türkî kökenli toplulukların yaşaması bu tarihî gerçekliğin bir parçasıdır. Elbette bu toplulukların tamamının aynı siyasi görüşü taşıdığını söylemek doğru değildir. Ancak Türk dünyasının tarihî ve kültürel ağırlığı artık hiçbir bölgesel hesaplamada göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.

Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve diğer Türk devletleriyle gelişen ilişkiler; Türkiye’nin Suriye ve Irak Türkmenleriyle tarihî bağları ve Pakistan ile köklü dostluğu bir araya geldiğinde, Anadolu’dan Güney Asya’ya kadar uzanan geniş bir iş birliği alanı ortaya çıkmaktadır.

Türk Dünyasının Daha Geniş Tarihî Uzantısını da Unutmamalıyız

Bu tarihî ve kültürel bağlar yalnızca Orta Asya, İran, Irak ve Suriye ile sınırlı değildir.

Afganistan’da önemli Türkmen ve Özbek toplulukları bulunmaktadır. Bunun yanında Hazaralar da Afganistan’ın tarihî ve toplumsal yapısında önemli bir yere sahiptir. Ancak Hazaraların tamamını Türk kimliğiyle özdeşleştirmek doğru değildir; bu nedenle bu topluluklar arasındaki tarihî ve etnik farklılıkların korunması gerekir.

Ayrıca Yemen, Suudi Arabistan ve Kuzey Afrika’da, özellikle Libya, Cezayir ve Tunus’ta, tarihî Türk kökenleri veya Türk dünyasıyla tarihî bağları bulunan topluluklar ve aileler bulunmaktadır. Benzer tarihî bağlara Hindistan’da da rastlanmaktadır.

Elbette bütün bu toplulukların tek bir siyasi blok oluşturduğunu veya aynı siyasi tutumu benimseyeceğini söylemek doğru değildir.

Ancak bütün bunlar bize şunu göstermektedir:

Türk dünyası ile bu bölgeler arasındaki tarihî ilişkiler, bugünkü siyasi sınırların çok ötesine uzanmaktadır.

Bu bağlar ekonomik, kültürel ve kalkınma temelli iş birliğine dönüştürülebilirse, çatışmanın değil barışın köprüleri haline gelebilir.

PKK ve Vekâlet Savaşları

Bölgenin en büyük sorunlarından biri, silahlı örgütlerin ve vekâlet güçlerinin devletler arasındaki bölgesel mücadelelerde kullanılmaya çalışılmasıdır.

PKK; Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir.

Örgüt ile bazı bölgesel güçler arasındaki ilişkiler ise uzun yıllardır tartışma ve karşılıklı suçlamalara konu olmaktadır. Türkiye de çeşitli dönemlerde İran’ı Türkiye karşıtı bazı yapılara kolaylık sağlamak veya dolaylı destek vermekle suçlamıştır.

Bu çerçevede yıllar boyunca İran’ın PKK ile bağlantılı bazı unsurlara, Süleymaniye merkezli ve Kürdistan Yurtseverler Birliği çevresindeki bazı ağlar üzerinden destek veya kolaylık sağladığı yönünde iddialar ve raporlar ortaya atılmıştır. Ancak bu konudaki her olayda kanıtlanmış olgular ile siyasi iddiaları birbirinden ayırmak gerekir.

Bununla birlikte siyasi açıdan açık olan bir gerçek vardır:

PKK, bölgedeki karmaşık çatışmaların ve vekâlet savaşlarının bir parçası haline gelmiştir.

Bölgesel güç mücadelelerinde silahlı örgütlerin kullanılmaya devam edilmesi ise kalıcı istikrar ve barış getirmeyecektir.

Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır:

Kürt halkı başka, silahlı örgütler başkadır.

Kürtler bu coğrafyanın kadim halklarından biridir. Kürtlerin hakları ayrı bir siyasi ve toplumsal meseledir; silahlı örgütlerin faaliyetleri ve bunların hukuki ve güvenlik açısından değerlendirilmesi ise tamamen farklı bir konudur.

Aynı şekilde Kürt siyasi hareketleri de tek bir blok değildir. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği ve diğer Kürt siyasi yapıları arasında önemli siyasi farklılıklar ve farklı bölgesel ilişkiler bulunmaktadır.

Bu nedenle hedef Kürt halkıyla yeni bir çatışma yaratmak değil, Kürt, Türk, Arap veya başka herhangi bir kimliğin bölgesel güç mücadelelerinde araç olarak kullanılmasına son vermektir.

Sorun Şiilik Değil, Mezhepçiliğin Siyasallaştırılmasıdır

Mesaj çok açık olmalıdır:

Sorun Şiiler değildir. Sorun Sünniler de değildir. Sorun herhangi bir mezhep veya inanç değildir.

Sorun, mezhebin siyasi nüfuz aracı haline getirilmesi ve sınır ötesi milislerin ve silahlı örgütlerin devletler arasındaki güç mücadelelerinde kullanılmasıdır.

Bölgedeki bütün devletler, İran dahil, komşularının egemenliğine saygı göstermeli ve vekâlet savaşlarından vazgeçmelidir.

Orta Doğu’nun yeni bir Sünni-Şii çatışmasına değil; güçlü devletlere, eşit vatandaşlığa ve normal devletlerarası ilişkilere ihtiyacı vardır.

İsrail, Golan ve Suriye… Çözüm Mümkün

Güçlü ve dengeli bir bölgesel düzen kurulabilirse, İsrail-Suriye çatışması ve Golan meselesi de sonsuz savaşların konusu olmak zorunda değildir.

Gerçek çözüm; güvenliği, egemenliği, toprak bütünlüğünü ve tarafların meşru haklarını güvence altına alan kapsamlı bir anlaşmadan geçmektedir.

Çünkü savaşın kazananı olabilir, fakat savaşın gerçek bir kazananı yoktur.

Çatışma Ekseni Değil, Barış Alanı

Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan iş birliği genişleyerek Orta Asya, Kafkasya, Körfez, Irak, Suriye ve bölgenin diğer ülkelerini kapsayan ekonomik ve siyasi bir ağa dönüşürse, yeni bir Orta Doğu’nun doğuşuna tanıklık edebiliriz.

Bu yeni düzenin amacı yeni bir imparatorluk kurmak veya yeni bir hegemonya oluşturmak olmamalıdır.

Ne İran’ın, ne Türkiye’nin, ne Arap ülkelerinin, ne de başka bir gücün bölgeye hâkim olması hedeflenmelidir.

Amaç; herkesin egemenliğine saygı duyulan, mezhepçiliğin ve vekâlet savaşlarının sona erdiği, ticaretin, yatırımın, enerjinin, suyun ve yeniden imarın silahların ve çatışmanın yerini aldığı yeni bir bölgesel düzen kurmaktır.

Böyle bir iş birliğinin gerçek gücü, daha büyük bir savaş çıkarabilmesinde değil, savaşı gereksiz ve anlamsız hale getirebilmesinde yatmaktadır.

Çünkü bölgenin bugün yeni bir savaşa ihtiyacı yoktur.

Bölgenin ihtiyacı olan şey; barışı savaştan, iş birliğini mezhepçilikten, devleti milislerden ve kalkınmayı yıkımdan daha güçlü hale getirecek yeni bir dengedir.

Türkiye’nin bu yeni düzenin kurulmasında oynayabileceği rol, belki de tarihinin en önemli rollerinden biri olacaktır.

Anadolu’dan Kafkasya ve Orta Asya’ya, İran, Irak ve Suriye’den Körfez ve Pakistan’a, Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya ve Hindistan alt kıtasına kadar uzanan geniş bir coğrafyada tarihî ve toplumsal bağlar bulunmaktadır.

Eğer bu bağlar tarihî bir hatıra olmaktan çıkarılıp ekonomik, kültürel ve siyasi iş birliğine dönüştürülebilirse, bölgenin sorunlarını çözmek için büyük bir savaşa ihtiyaç kalmayacaktır.

Çünkü savaşlar, ancak ortak çıkarlar kimlikler arasındaki ayrılıklardan daha güçlü hale geldiğinde sona erebilir.
 
 
 
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.