Tarih boyunca bazı günler vardır ki yalnızca geçmişi hatırlatmaz; aynı zamanda geleceği de şekillendirir. 15 Temmuz işte böyle bir gündür. O gece hedef alınan yalnızca seçilmiş bir hükümet değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi, anayasal düzeni, devlet kurumları ve milletin ortak iradesiydi.
15 Temmuz’un en büyük dersi şudur: Devletler bir gecede yıkılmaz. Devletler, kurumlarına paralel yapılar sızdığında, sadakat devlete değil örgütlere yöneldiğinde ve milli iradenin yerine gizli ajandalar geçirilmeye çalışıldığında tehlikeyle karşı karşıya kalır.
Türk milleti o gece büyük bir bedel ödeyerek Cumhuriyetine sahip çıktı. O fedakârlık herhangi bir siyasi parti için değil; devletin bağımsızlığı, milletin egemenliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği içindi. İşte bu nedenle 15 Temmuz, yalnızca anılacak bir tarih değil; her yıl yeniden ders çıkarılması gereken bir dönüm noktasıdır.
Türkiye geçmişte devlet kurumlarının içeriden hedef alındığı, özellikle de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli davalarla ağır baskı altına girdiği sancılı dönemler yaşadı. Çok sayıda komutan ve subay uzun yıllar tartışmalara konu olan yargı süreçlerinden geçti. Bugün geriye dönüp bakıldığında, devlet kurumlarının örgütlü yapılar tarafından zayıflatılmasının Türkiye’ye ne kadar ağır bedeller ödettiği daha iyi anlaşılmaktadır.
15 Temmuz’un gerçek anlamı, benzer hataların bir daha asla tekrarlanmamasıdır. Devletin hiçbir kurumu, hiçbir makamı ve hiçbir stratejik alanı, hukukun dışında hareket eden yapılara teslim edilemez. Cumhuriyetin gücü; güçlü kurumlarında, bağımsız yargısında, profesyonel ordusunda ve yalnızca hukuka bağlı kamu yönetiminde saklıdır.
Bugün açıkça ifade edilmelidir ki;
Türkiye sahipsiz bir toprak değildir.
Türkiye, üzerinde herkesin kendi siyasi projesini uygulayacağı ortak bir alan değildir. Cumhuriyet, pazarlık konusu yapılacak bir yapı değildir. Devletin temel nitelikleri, milli birliği ve anayasal düzeni günübirlik siyasi hesapların konusu hâline getirilemez.
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği;
“Ne mutlu Türküm diyene.”
sözü, ortak bir milli aidiyet anlayışının ifadesidir. Bu söz, Cumhuriyet etrafında birleşmeyi, devlete sadakati ve ortak geleceği paylaşmayı esas alan bir anlayışı temsil etmektedir.
15 Temmuz’un ardından çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri de şudur: Devlet içerisinde hiçbir paralel yapılanmaya, hiçbir gizli organizasyona ve hiçbir odağa yeniden hayat hakkı tanınmamalıdır. Devletin üzerinde hiçbir güç, hukukun üzerinde hiçbir yapı bulunamaz.
Aynı şekilde Türkiye, etnik, mezhepsel veya kimlik temelli siyasi paylaşım modelleriyle yönetilebilecek bir ülke değildir. Dünyanın birçok bölgesinde uygulanan kota ve paylaşım sistemlerinin devletleri nasıl zayıflattığı, kurumları nasıl işlevsiz hâle getirdiği ve toplumları nasıl ayrıştırdığı açıkça görülmektedir.
Türkiye’nin gücü, bütün vatandaşlarının hukuk önünde eşit olduğu, devlet kurumlarının ortak milli menfaat doğrultusunda çalıştığı güçlü Cumhuriyet modelidir.
Cumhuriyet; günlük siyasi pazarlıkların değil, milletin ortak iradesinin eseridir. Bu nedenle anayasal düzeni, devletin temel kurumlarını ve milli birliği zayıflatabilecek her türlü girişim dikkatle değerlendirilmelidir.
15 Temmuz’u yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olay olarak görmek büyük hata olur. Asıl mesele, o gecenin hangi ihmaller sonucunda mümkün hâle geldiğini unutmamak ve devletin bir daha benzer tehditlerle karşı karşıya kalmaması için gerekli bütün tedbirleri almaktır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; güçlü kurumlar, güçlü demokrasi, güçlü hukuk devleti ve her türlü yasa dışı yapılanmaya karşı tavizsiz bir devlet anlayışıdır.
Türk milleti tarih boyunca bağımsızlığı için ağır bedeller ödemiştir. Cumhuriyet de bu fedakârlıkların en büyük eseridir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti; anayasal düzeni, milli egemenliği, devlet kurumları ve ortak geleceğiyle korunması gereken en büyük milli emanettir.
15 Temmuz’un yıl dönümünde verilecek en güçlü mesaj şudur:
Cumhuriyet pazarlık konusu değildir. Devlet taviz vererek güçlenmez. Türkiye’nin birliği, anayasal düzeni, milli egemenliği ve devlet kurumları her türlü siyasi hesabın üzerindedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir; onu yaşatan ve koruyan büyük Türk milletidir.
Anasayfa
Yazarlar
Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 33 kez okundu.
15 Temmuz’un Yıl Dönümünde: Türkiye Sahipsiz Bir Toprak Değildir
Tarih boyunca bazı günler vardır ki yalnızca geçmişi hatırlatmaz; aynı zamanda geleceği de şekillendirir. 15 Temmuz işte böyle bir gündür. O gece hedef alınan yalnızca seçilmiş bir hükümet değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi, anayasal düzeni, devlet kurumları ve milletin ortak iradesiydi.
15 Temmuz’un en büyük dersi şudur: Devletler bir gecede yıkılmaz. Devletler, kurumlarına paralel yapılar sızdığında, sadakat devlete değil örgütlere yöneldiğinde ve milli iradenin yerine gizli ajandalar geçirilmeye çalışıldığında tehlikeyle karşı karşıya kalır.
Türk milleti o gece büyük bir bedel ödeyerek Cumhuriyetine sahip çıktı. O fedakârlık herhangi bir siyasi parti için değil; devletin bağımsızlığı, milletin egemenliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği içindi. İşte bu nedenle 15 Temmuz, yalnızca anılacak bir tarih değil; her yıl yeniden ders çıkarılması gereken bir dönüm noktasıdır.
Türkiye geçmişte devlet kurumlarının içeriden hedef alındığı, özellikle de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli davalarla ağır baskı altına girdiği sancılı dönemler yaşadı. Çok sayıda komutan ve subay uzun yıllar tartışmalara konu olan yargı süreçlerinden geçti. Bugün geriye dönüp bakıldığında, devlet kurumlarının örgütlü yapılar tarafından zayıflatılmasının Türkiye’ye ne kadar ağır bedeller ödettiği daha iyi anlaşılmaktadır.
15 Temmuz’un gerçek anlamı, benzer hataların bir daha asla tekrarlanmamasıdır. Devletin hiçbir kurumu, hiçbir makamı ve hiçbir stratejik alanı, hukukun dışında hareket eden yapılara teslim edilemez. Cumhuriyetin gücü; güçlü kurumlarında, bağımsız yargısında, profesyonel ordusunda ve yalnızca hukuka bağlı kamu yönetiminde saklıdır.
Bugün açıkça ifade edilmelidir ki;
Türkiye sahipsiz bir toprak değildir.
Türkiye, üzerinde herkesin kendi siyasi projesini uygulayacağı ortak bir alan değildir. Cumhuriyet, pazarlık konusu yapılacak bir yapı değildir. Devletin temel nitelikleri, milli birliği ve anayasal düzeni günübirlik siyasi hesapların konusu hâline getirilemez.
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği;
“Ne mutlu Türküm diyene.”
sözü, ortak bir milli aidiyet anlayışının ifadesidir. Bu söz, Cumhuriyet etrafında birleşmeyi, devlete sadakati ve ortak geleceği paylaşmayı esas alan bir anlayışı temsil etmektedir.
15 Temmuz’un ardından çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri de şudur: Devlet içerisinde hiçbir paralel yapılanmaya, hiçbir gizli organizasyona ve hiçbir odağa yeniden hayat hakkı tanınmamalıdır. Devletin üzerinde hiçbir güç, hukukun üzerinde hiçbir yapı bulunamaz.
Aynı şekilde Türkiye, etnik, mezhepsel veya kimlik temelli siyasi paylaşım modelleriyle yönetilebilecek bir ülke değildir. Dünyanın birçok bölgesinde uygulanan kota ve paylaşım sistemlerinin devletleri nasıl zayıflattığı, kurumları nasıl işlevsiz hâle getirdiği ve toplumları nasıl ayrıştırdığı açıkça görülmektedir.
Türkiye’nin gücü, bütün vatandaşlarının hukuk önünde eşit olduğu, devlet kurumlarının ortak milli menfaat doğrultusunda çalıştığı güçlü Cumhuriyet modelidir.
Cumhuriyet; günlük siyasi pazarlıkların değil, milletin ortak iradesinin eseridir. Bu nedenle anayasal düzeni, devletin temel kurumlarını ve milli birliği zayıflatabilecek her türlü girişim dikkatle değerlendirilmelidir.
15 Temmuz’u yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olay olarak görmek büyük hata olur. Asıl mesele, o gecenin hangi ihmaller sonucunda mümkün hâle geldiğini unutmamak ve devletin bir daha benzer tehditlerle karşı karşıya kalmaması için gerekli bütün tedbirleri almaktır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; güçlü kurumlar, güçlü demokrasi, güçlü hukuk devleti ve her türlü yasa dışı yapılanmaya karşı tavizsiz bir devlet anlayışıdır.
Türk milleti tarih boyunca bağımsızlığı için ağır bedeller ödemiştir. Cumhuriyet de bu fedakârlıkların en büyük eseridir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti; anayasal düzeni, milli egemenliği, devlet kurumları ve ortak geleceğiyle korunması gereken en büyük milli emanettir.
15 Temmuz’un yıl dönümünde verilecek en güçlü mesaj şudur:
Cumhuriyet pazarlık konusu değildir. Devlet taviz vererek güçlenmez. Türkiye’nin birliği, anayasal düzeni, milli egemenliği ve devlet kurumları her türlü siyasi hesabın üzerindedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir; onu yaşatan ve koruyan büyük Türk milletidir.
Ekleme
Tarihi: 14 Temmuz 2026 -Salı
15 Temmuz’un Yıl Dönümünde: Türkiye Sahipsiz Bir Toprak Değildir
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
