Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
Köşe Yazarı
Abdülkerim Ağa/ Araştırmacı, Yazar
 

Başörtüsü Üzerine Sakin Bir Okuma: Tarihsel Bağlam, Sosyal Gelenek ve Özgürlük

Başörtüsü meselesi, yüzyıllardır ve günümüzde hâlâ, bu konuyu mutlak ve ilahi bir farziyet olarak gören metinçi yaklaşımlar ile onu ortaya çıktığı toplumsal ve çevresel bağlam içinde yeniden okuyan tarihselci ve maksatçı yaklaşımlar arasında hararetli tartışmalara sahne olmaktadır. İnsanları korkutan hamasi dillerden ve gerginliklerden uzak bir şekilde, bu konunun fıkhi ve tarihi kökenleri incelendiğinde açıkça görülecektir ki; başörtüsü İslam’ın beş şartından veya imanın altı şartından biri değildir; terk edilmesi büyük günahlardan sayılmaz. Aksine, özünde belirli çevresel ve güvenlikle ilgili koşullara bağlı olan sosyal ve sınıfsal bir gelenektir ve onu terk edenler için herhangi bir dini veya dünyevi cezai yaptırım öngören kati bir niyet veya metin bulunmamaktadır. 1. Orijinal Teşri: Kur'ani Delilden Koruma ve Eziyetten Kaçınma Maksatlarına Kur'an-ı Kerim'deki ayetler incelendiğinde, örtünmeye ve giysiye dair atıfların birkaç yerde geçtiği görülür: Bir kez Nur Suresi'nde emir kipi içeren müzari fiil formuyla ("Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" - Nur, 31); bir kez Ahzab Suresi'nde yalın müzari fiil formuyla ("Üstlerine cilbablarını/çarşaflarını alsınlar" - Ahzab, 59); ve üçüncü bir kez de kadının takdirine bırakılarak istisna edilen biçimde ("Zinetlerini, kendiliğinden görünenler hariç, açmasınlar") zikredilmiştir. Ancak bu metinlerin illetlerini inceleyenler, bunların ardındaki gerçekçi boyutu açıkça görebilirler. Ahzab Suresi'ndeki yönlendirme çok net bir gerekçeyle açıklanmıştır: "Bu, onların tanınması ve eziyete uğramamaları için en uygundur." Bu gerekçe, hükmü doğrudan güvenlikle ilgili ve toplumsal bir amaca, yani o dönemin Medine'sindeki edepsizlerin tacizlerinden korunmaya bağlar. Bu da başörtüsü ihtiyacını, kadının karşı karşıya kaldığı durum ve tehlikelere göre değişken kılar; kadın tehlikeyi hissettiğinde takar, bu illet ortadan kalktığında ise kendi takdirine bırakır. Tıpkı varlığı ve yokluğu illetine bağlı olan diğer muamelat ve örf hükümleri gibi. 2. İslam'ın İlk Döneminde Sosyal ve Sınıfsal Bir Gelenek Olarak Başörtüsü İslam öncesi ve ilk dönem Arap toplumunun doğasına dair derinlemesine bir tarihsel okuma, kıyafetin soyut ve ibadete yönelik bir şiar olmadığını, aksine toplumsal sınıfların ve bireylerin yasal konumlarının bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır: * Hür kadın ile cariye arasındaki ayrım: Hür kadınlar, cariyelerden ve köle kadınlardan ayırt edilmek için kendilerine has kıyafetleriyle (cilbab ve hımar) bilinirlerdi. Cariyelerin ise örtünme zorunluluğu yoktu. Hatta Hz. Ömer'in (r.a.) örtünmeye çalışan ve hür kadınlara özenen bir cariyeyi cezalandırdığı rivayet edilmektedir. * Örf ve sınıfların delili: Bu durum, yüzü ve bedeni özel bir biçimde örtmenin, hür kadınları sokaklardaki tacizlerden korumayı amaçlayan ve toplumsal sınıfsal ayrıma dayanan geleneksel bir âdet olduğunu açıkça kanıtlamaktadır. Temel amaç, coğrafyaları ve kültürleri ne olursa olsun tüm dünya kadınlarına tek tip bir kıyafet biçimi dayatmak değildir. 3. Kentsel Çevrenin Gelişimi ve Eski "Eziyet" İllesinin Ortadan Kalkması Teşrii hükümlerin indiği altyapı ve yaşam koşulları, günümüzdeki gerçekliğimizden kökten farklıdır. Peygamber döneminde, evlerin içinde modern anlamda tuvaletlerin bulunmaması nedeniyle kadınlar (ve erkekler) tuvalet ihtiyacını gidermek için açık alana çıkmak zorunda kalıyor ve Medine'nin edepsizleri onları gözetliyordu. Bugün ise altyapı tamamen değişmiş; evlerin, iş yerlerinin ve meskenlerin içinde tuvaletler ile yalıtımlı hijyenik imkânlar mahrem birer alan haline gelmiştir. Şehircilik ve mutlak mahremiyet alanındaki bu kökten değişimle birlikte, sokak güvenliğiyle bağlantılı o geleneksel örtünme biçimini haklı çıkaran maddi sebepler ve riskler de ortadan kalkmıştır. Buna ek olarak, insanlığın tamamına tek tip bir kıyafet kalıbı dayatmak, insanın yaratılışındaki çeşitlilik hikmetine ve iklimlerin farklılığına aykırıdır. Sibirya'nın dondurucu soğuğu ile ekvatoral Afrika'nın sıcaklığı arasında yaşayan insanları yaratan Yüce Allah, beşeri uyum mantığına ve kültürlerin çeşitliliğine ters düşecek şekilde coğrafi olarak tek tip bir kıyafet dayatmamıştır. 4. İslam Dünyasındaki Seçkin Âlimlerin ve Müfessirlerin Görüşleri Bu maksatlı ve tarihsel okuma sadece günümüze ait değildir; İslam dünyasındaki (Mısır, Suriye ve Türkiye başta olmak üzere) pek çok büyük âlim, müfessir ve reformist düşünür tarafından da derinlemesine incelenmiş ve desteklenmiştir. Onlar, şekli anlamdaki başörtüsünün kutsal ve kat'i bir farz olmadığını vurgulamışlardır: * İmam Muhammed Abduh ve Muhammed Reşid Rıza (Mısır): Şeriatın kıyafet konusunda katı bir kalıp veya zorunlu bir biçim belirlemediğini, asıl olanın toplumların örf ve adetlerine uygun olarak iffet ve edebi sağlamak olduğunu vurgulamışlardır. * Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Türkiye): Tanınmış ilahiyatçı ve düşünür, kadının saçını örtmesinin İslam'da farz olmadığını açıkça dile getirerek geniş bir fikir dalgası yaratmış; Kur'an ayetlerinde buna dair kat'i bir delil bulunmadığını, bunun tarihsel ve sosyal bir gelenek olduğunu savunmuştur. * Dr. Muhammed Habeş (Suriye): Bu konudaki metinlerin bağlayıcı ibadetsel bir farziyet içermediğini, aksine örf ve çevreye bağlı yönetimsel hükümler olduğunu uzun uzun ele alarak aşırılığın kaldırılması çağrısında bulunmuştur. * Muhammed Şahrur, Cemal el-Benna ve Ahmed Subhi Mansur gibi araştırmacılar ve düşünürler: Kur'an-ı Kerim'in kadına saçını örtmesini emretmediğini, ilgili ayetlerin yalnızca göğüs ve yaka bölgesinin örtülmesiyle (hımar) ilgili olduğunu ifade etmişlerdir. 5. Farziyet ve Ceza Nerede? Eğer başörtüsü, terk edilmesi din dışı kalmayı veya azabı gerektiren büyük bir dini şiar olsaydı, Allah Teâlâ tıpkı büyük suçlarda (hırsızlık, içki ve cinayet gibi) belirlediği gibi, bunun terkine de açık ve kesin dünyevi bir ceza koyardı. İslam şeriatı, zorunlu ve bağlayıcı olmayan, aksine kolaylaştırmayı amaçlayan irşat ve mendup nitelikli emirlerle doludur. Bu bağlamda, bazı radikal söylemlerin ve vaizlerin kadınların derilerinin ateşten kamçılarla yüzüleceği, azapla dağlanacağı ve memelerinden asılacaklarına dair anlattıkları hikâyeler, hak dinin ruhunu tahrif eden uydurmalardan ve kadını aşağılayan safsatalardan başka bir şey değildir; yüce Allah'ın "Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez" buyruğuyla da tamamen çelişmektedir. Sonuç: Vicdan Özgürlüğü ve Seçim Sorumluluğu Özellikle Türkiye kamuoyunda ve benzer toplumsal tartışmalarda, kültürlerin ve çevrelerin iç içe geçtiği bu dönemde, derin bir sükûnetle okuma yapmaya şiddetle ihtiyacımız vardır. Başörtüsü, terk edilmesi azap gerektiren kutsal bir dini şiar değil; kadının iradesine, özgürlüğüne ve kararına bağlı olan toplumsal ve tarihsel bir gelenektir. İslam'ın gerçek mesajı, insan onuruna saygı duymaya, iffet ve edebi zorlamadan uzak, bilinçli bir tercihle teşvik etmeye dayanır. Allah hiç kimseyi vicdan üzerinde denetçi kılmamıştır: "Sen onların üzerine bir zorba değilsin" ve "Biz seni onların üzerine bir gözetleyici, bekçi ve şahit kılmadık." Öyleyse dinde insanlara kolaylık sağlayalım, kadına kendi koşullarını değerlendirme özgürlüğü tanıyalım ve korkutma-ceza dilini rahmet, kolaylık ve gerek başörtülü gerekse başörtüsüz olsun tüm bireyler arasında karşılıklı saygı kültürüyle değiştirelim.
Ekleme Tarihi: 02 Kasım 2026 -Pazartesi

Başörtüsü Üzerine Sakin Bir Okuma: Tarihsel Bağlam, Sosyal Gelenek ve Özgürlük

Başörtüsü meselesi, yüzyıllardır ve günümüzde hâlâ, bu konuyu mutlak ve ilahi bir farziyet olarak gören metinçi yaklaşımlar ile onu ortaya çıktığı toplumsal ve çevresel bağlam içinde yeniden okuyan tarihselci ve maksatçı yaklaşımlar arasında hararetli tartışmalara sahne olmaktadır. İnsanları korkutan hamasi dillerden ve gerginliklerden uzak bir şekilde, bu konunun fıkhi ve tarihi kökenleri incelendiğinde açıkça görülecektir ki; başörtüsü İslam’ın beş şartından veya imanın altı şartından biri değildir; terk edilmesi büyük günahlardan sayılmaz. Aksine, özünde belirli çevresel ve güvenlikle ilgili koşullara bağlı olan sosyal ve sınıfsal bir gelenektir ve onu terk edenler için herhangi bir dini veya dünyevi cezai yaptırım öngören kati bir niyet veya metin bulunmamaktadır.
1. Orijinal Teşri: Kur'ani Delilden Koruma ve Eziyetten Kaçınma Maksatlarına
Kur'an-ı Kerim'deki ayetler incelendiğinde, örtünmeye ve giysiye dair atıfların birkaç yerde geçtiği görülür: Bir kez Nur Suresi'nde emir kipi içeren müzari fiil formuyla ("Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" - Nur, 31); bir kez Ahzab Suresi'nde yalın müzari fiil formuyla ("Üstlerine cilbablarını/çarşaflarını alsınlar" - Ahzab, 59); ve üçüncü bir kez de kadının takdirine bırakılarak istisna edilen biçimde ("Zinetlerini, kendiliğinden görünenler hariç, açmasınlar") zikredilmiştir.
Ancak bu metinlerin illetlerini inceleyenler, bunların ardındaki gerçekçi boyutu açıkça görebilirler. Ahzab Suresi'ndeki yönlendirme çok net bir gerekçeyle açıklanmıştır: "Bu, onların tanınması ve eziyete uğramamaları için en uygundur." Bu gerekçe, hükmü doğrudan güvenlikle ilgili ve toplumsal bir amaca, yani o dönemin Medine'sindeki edepsizlerin tacizlerinden korunmaya bağlar. Bu da başörtüsü ihtiyacını, kadının karşı karşıya kaldığı durum ve tehlikelere göre değişken kılar; kadın tehlikeyi hissettiğinde takar, bu illet ortadan kalktığında ise kendi takdirine bırakır. Tıpkı varlığı ve yokluğu illetine bağlı olan diğer muamelat ve örf hükümleri gibi.
2. İslam'ın İlk Döneminde Sosyal ve Sınıfsal Bir Gelenek Olarak Başörtüsü
İslam öncesi ve ilk dönem Arap toplumunun doğasına dair derinlemesine bir tarihsel okuma, kıyafetin soyut ve ibadete yönelik bir şiar olmadığını, aksine toplumsal sınıfların ve bireylerin yasal konumlarının bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır:
* Hür kadın ile cariye arasındaki ayrım: Hür kadınlar, cariyelerden ve köle kadınlardan ayırt edilmek için kendilerine has kıyafetleriyle (cilbab ve hımar) bilinirlerdi. Cariyelerin ise örtünme zorunluluğu yoktu. Hatta Hz. Ömer'in (r.a.) örtünmeye çalışan ve hür kadınlara özenen bir cariyeyi cezalandırdığı rivayet edilmektedir.
* Örf ve sınıfların delili: Bu durum, yüzü ve bedeni özel bir biçimde örtmenin, hür kadınları sokaklardaki tacizlerden korumayı amaçlayan ve toplumsal sınıfsal ayrıma dayanan geleneksel bir âdet olduğunu açıkça kanıtlamaktadır. Temel amaç, coğrafyaları ve kültürleri ne olursa olsun tüm dünya kadınlarına tek tip bir kıyafet biçimi dayatmak değildir.
3. Kentsel Çevrenin Gelişimi ve Eski "Eziyet" İllesinin Ortadan Kalkması
Teşrii hükümlerin indiği altyapı ve yaşam koşulları, günümüzdeki gerçekliğimizden kökten farklıdır. Peygamber döneminde, evlerin içinde modern anlamda tuvaletlerin bulunmaması nedeniyle kadınlar (ve erkekler) tuvalet ihtiyacını gidermek için açık alana çıkmak zorunda kalıyor ve Medine'nin edepsizleri onları gözetliyordu.
Bugün ise altyapı tamamen değişmiş; evlerin, iş yerlerinin ve meskenlerin içinde tuvaletler ile yalıtımlı hijyenik imkânlar mahrem birer alan haline gelmiştir. Şehircilik ve mutlak mahremiyet alanındaki bu kökten değişimle birlikte, sokak güvenliğiyle bağlantılı o geleneksel örtünme biçimini haklı çıkaran maddi sebepler ve riskler de ortadan kalkmıştır.
Buna ek olarak, insanlığın tamamına tek tip bir kıyafet kalıbı dayatmak, insanın yaratılışındaki çeşitlilik hikmetine ve iklimlerin farklılığına aykırıdır. Sibirya'nın dondurucu soğuğu ile ekvatoral Afrika'nın sıcaklığı arasında yaşayan insanları yaratan Yüce Allah, beşeri uyum mantığına ve kültürlerin çeşitliliğine ters düşecek şekilde coğrafi olarak tek tip bir kıyafet dayatmamıştır.
4. İslam Dünyasındaki Seçkin Âlimlerin ve Müfessirlerin Görüşleri
Bu maksatlı ve tarihsel okuma sadece günümüze ait değildir; İslam dünyasındaki (Mısır, Suriye ve Türkiye başta olmak üzere) pek çok büyük âlim, müfessir ve reformist düşünür tarafından da derinlemesine incelenmiş ve desteklenmiştir. Onlar, şekli anlamdaki başörtüsünün kutsal ve kat'i bir farz olmadığını vurgulamışlardır:
* İmam Muhammed Abduh ve Muhammed Reşid Rıza (Mısır): Şeriatın kıyafet konusunda katı bir kalıp veya zorunlu bir biçim belirlemediğini, asıl olanın toplumların örf ve adetlerine uygun olarak iffet ve edebi sağlamak olduğunu vurgulamışlardır.
* Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Türkiye): Tanınmış ilahiyatçı ve düşünür, kadının saçını örtmesinin İslam'da farz olmadığını açıkça dile getirerek geniş bir fikir dalgası yaratmış; Kur'an ayetlerinde buna dair kat'i bir delil bulunmadığını, bunun tarihsel ve sosyal bir gelenek olduğunu savunmuştur.
* Dr. Muhammed Habeş (Suriye): Bu konudaki metinlerin bağlayıcı ibadetsel bir farziyet içermediğini, aksine örf ve çevreye bağlı yönetimsel hükümler olduğunu uzun uzun ele alarak aşırılığın kaldırılması çağrısında bulunmuştur.
* Muhammed Şahrur, Cemal el-Benna ve Ahmed Subhi Mansur gibi araştırmacılar ve düşünürler: Kur'an-ı Kerim'in kadına saçını örtmesini emretmediğini, ilgili ayetlerin yalnızca göğüs ve yaka bölgesinin örtülmesiyle (hımar) ilgili olduğunu ifade etmişlerdir.
5. Farziyet ve Ceza Nerede?
Eğer başörtüsü, terk edilmesi din dışı kalmayı veya azabı gerektiren büyük bir dini şiar olsaydı, Allah Teâlâ tıpkı büyük suçlarda (hırsızlık, içki ve cinayet gibi) belirlediği gibi, bunun terkine de açık ve kesin dünyevi bir ceza koyardı.
İslam şeriatı, zorunlu ve bağlayıcı olmayan, aksine kolaylaştırmayı amaçlayan irşat ve mendup nitelikli emirlerle doludur. Bu bağlamda, bazı radikal söylemlerin ve vaizlerin kadınların derilerinin ateşten kamçılarla yüzüleceği, azapla dağlanacağı ve memelerinden asılacaklarına dair anlattıkları hikâyeler, hak dinin ruhunu tahrif eden uydurmalardan ve kadını aşağılayan safsatalardan başka bir şey değildir; yüce Allah'ın "Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez" buyruğuyla da tamamen çelişmektedir.
Sonuç: Vicdan Özgürlüğü ve Seçim Sorumluluğu
Özellikle Türkiye kamuoyunda ve benzer toplumsal tartışmalarda, kültürlerin ve çevrelerin iç içe geçtiği bu dönemde, derin bir sükûnetle okuma yapmaya şiddetle ihtiyacımız vardır. Başörtüsü, terk edilmesi azap gerektiren kutsal bir dini şiar değil; kadının iradesine, özgürlüğüne ve kararına bağlı olan toplumsal ve tarihsel bir gelenektir.
İslam'ın gerçek mesajı, insan onuruna saygı duymaya, iffet ve edebi zorlamadan uzak, bilinçli bir tercihle teşvik etmeye dayanır. Allah hiç kimseyi vicdan üzerinde denetçi kılmamıştır: "Sen onların üzerine bir zorba değilsin" ve "Biz seni onların üzerine bir gözetleyici, bekçi ve şahit kılmadık." Öyleyse dinde insanlara kolaylık sağlayalım, kadına kendi koşullarını değerlendirme özgürlüğü tanıyalım ve korkutma-ceza dilini rahmet, kolaylık ve gerek başörtülü gerekse başörtüsüz olsun tüm bireyler arasında karşılıklı saygı kültürüyle değiştirelim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.