1990'dan sonra Sovyetler'den kopan Azerbaycan'ın yönü Rusya ve İran arasından net Türkiyedir. Bu bağı korumanın ulus bilinciyle yakın ilişkisi vardır zaten bu nedenle iki devlet bir milletiz denilmiştir.
Azerbaycan’da okullardaki başörtüsü uygulaması üzerinden başlayan tartışma, kısa sürede iki ülkenin medya çevreleri arasında karşılıklı suçlamalara dönüştü. Türkiye’deki bazı AKP yanlısı medya kullanıcıları Azerbaycan yönetimini hedef alırken Azerbaycan medyasındaki kullanıcılar da Türkiye’den gelen tepkilere karşılık verdi.
Peki, mesele gerçekten yalnızca başörtüsü mü?
Bence hayır!
Burada laiklik, devletin niteliği, egemenlik anlayışı ve ülkelerin kendi iç düzenlerini belirleme hakkı birlikte değerlendirilmelidir. Üstelik tartışma, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkilerinin hangi siyasal temeller üzerinde yükseleceği sorusunu da önümüze getiriyor.
Azerbaycan’ın eğitim kurumlarındaki uygulamalarını tartışmak başka, bir ülkenin iç düzenine başka bir ülkenin siyasi anlayışını dayatmaya kalkışmak başkadır. Kardeşlik, karşılıklı saygıyı ortadan kaldırmaz; tam tersine, onu zorunlu kılar.
ALİYEV’İN MESAJI ANKARA’YA MI?
Benim siyasi okumam şudur: Aliyev’in laiklik üzerinden ortaya çıkan bu tartışmada Ankara’ya verdiği mesaj, yalnızca eğitim kurumlarındaki kıyafet uygulamasıyla sınırlı değildir.
Mesajın daha geniş bir çerçevesi vardır: Devletin niteliğini, millî bütünlüğünü ve siyasal geleceğini koru!
Türkiye ile Azerbaycan’ın tarihî yakınlığı, dil ve kültür ortaklığı kadar devlet yapılarının geleceğiyle de ilgilidir. Laik cumhuriyet fikri, iki ülkede aynı tarihsel biçimde gelişmemiş olsa da devletin dinî etnik aidiyetler üzerinden parçalanmasını önleyen ortak bir siyasal zemin oluşturabilir.
Elbette bu, Azerbaycan’daki her uygulamanın doğru olduğu veya her eleştirinin yersiz sayılması gerektiği anlamına gelmez. Asıl mesele, eleştirinin hangi ilkeye dayandığıdır. Eğitim hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, laiklik ve devletin tarafsızlığı birlikte ele alınmalıdır.
ÜNİTER DEVLET, MİLLÎ BÜTÜNLÜK VE JEOPOLİTİK GERÇEKLER
Türkiye’nin üniter devlet yapısı, yalnızca bir idari tercih değildir. Tarihî tecrübelerin, Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in kuruluş iradesinin sonucudur.
Ülkenin farklı kimliklerini, inançlarını ve kültürlerini ortak vatandaşlık temelinde bir arada tutmak, devletin temel sorumluluklarından biridir. Bu ortaklığı zayıflatacak siyasal projeler, yalnızca iç dengeleri değil, dış güçlerin ülke üzerindeki etkisini de artırabilir.
Federal bir yapıya geçişin her ülkede aynı sonucu doğuracağını söylemek mümkün değildir. Ancak Türkiye gibi tarihî, coğrafi ve güvenlik bakımından hassas bir ülkede böyle bir değişikliğin sonuçları, romantik söylemlerle değil, bilimsel ve stratejik bir değerlendirmeyle ele alınmalıdır.
Bölgede ABD’nin, Rusya’nın ve diğer güçlerin çıkarları birbirleriyle rekabet hâlindedir. Türkiye’nin iç yapısında meydana gelebilecek değişiklikler de bu rekabetten bağımsız düşünülemez. Devletin merkezî kapasitesinin zayıflaması, dış aktörlerin etkisini artırabilecek yeni alanlar oluşturabilir.
Azerbaycan da benzer biçimde kendi egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve millî birliğini koruma kaygısıyla hareket etmektedir. Dolayısıyla iki ülkenin ilişkisini değerlendirirken yalnızca günlük siyasi tartışmalara değil, bölgenin güç dengelerine de bakmak gerekir.
KARDEŞLİK, AYNI SİYASİ PARTİYE MENSUP OLMAK DEĞİLDİR
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, herhangi bir partinin siyasi çizgisine indirgenemez. Azerbaycan yönetimini Türkiye’deki iktidar partisinin beklentileri üzerinden değerlendirmek de Türkiye’yi Azerbaycan’daki siyasi tartışmaların tarafı hâline getirmek de doğru bir yaklaşım değildir.
İki devletin dostluğu, yöneticilerin kişisel ilişkilerinden daha büyük bir tarihî zemine dayanır.
Bu nedenle Azerbaycan’daki bir uygulamayı eleştirenlerin de Türkiye’deki uygulamaları savunanların da aynı ölçüyü kullanması gerekir. Laiklik söz konusu olduğunda bir ülkede özgürlük ve devlet tarafsızlığı isteyenlerin, diğer ülkede de aynı ilkeleri savunması beklenir.
İlke, ülkeye ve iktidara göre değişiyorsa orada ilkeden çok siyasi tarafgirlik vardır.
SONUÇ: TÜRKİYE’LEŞMEK, ORTAK DEVLET AKLINI KORUMAKTIR
Türkiye ile Azerbaycan’ın geleceği, birbirlerinin iç siyasetini taklit etmelerinde değil; egemenliklerini, millî bütünlüklerini ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerini korumalarında yatmaktadır.
Erdoğan’a, Aliyev’e veya başka bir lidere yönelik değerlendirmeler de bu çerçevede yapılmalıdır. Liderler gelip geçer; devletlerin tarihî sorumlulukları ise devam eder.
Azerbaycan’daki başörtüsü tartışması, bu bakımdan daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor: Laikliği yalnızca kıyafet üzerinden mi tartışacağız, yoksa onu devletin tarafsızlığı, vatandaşların eşitliği ve millî birliğin korunması açısından da değerlendirecek miyiz?
Benim cevabım açıktır:
Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği, günübirlik siyasi yakınlıklardan değil; bağımsızlık, egemenlik, laiklik ve millî bütünlük gibi temel ilkelerin karşılıklı saygıyla korunmasından güç almalıdır.
Çünkü devlet aklı, günlük siyasi alkışlara göre değil, milletin uzun vadeli çıkarlarına göre işler.
