Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
Köşe Yazarı
Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
 

OKUL, ÇOCUK, KAMU DÜZENİ ve HALK MUAMELESİ

-Urfa, Maraş Derken, Şimdi Turgutlu; Ya Başka!...-   Yapılacak çok şey, alınacak çok tedbir var. Fakat ilk ilde Milli Eğitim Bakanının istifa etmesi ve Mahir bir Eğitim Yönetimi/Program doktoralı birinin liyakat ataması ile o göreve getirilmesi lazım.   Basın bu tür olaylarda işin kolaycılığına kaçarak, faili gerçekleştiren çocuğa odaklanarak onu suça yatkın bir karakterle peşinen damgalayarak; aile sosyal, okul ve kamu güvenlik gereklerinin ikinci plana atılmasına neden oluyor.   Karakter yönünden şu veya bu belirli şahsın çocuğun suça yatkın bir karakter faşıdığını söyleyemeyiz. Çocuk gelişmekte, şahsiyeti şekillenmekte olan bir varlıktır. Anlık bir tepki verebilir, bu tepki bazen çok yanlış da olabilir. Adler bir vakıada iki kardeşin bir dar patikada yürürken 11 yaşında olanın 9 yaşında olanı kıskançlık nedeniyle anlık bir tepki ile uçuruma vücuduyla ittirdiğini ve ölümüne neden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ünlü Tesla:nın yine aynı kıskançlık sendromu ile ölümüne neden olduğu bilinmektedir. 7 8 yaşlarında iken mahalleden birkaç çocuk bir kuşu iple ayağından bir ağaç dalına asıp, hedef tahtası yapıp acımasızca taşladığımızı hatırlıyorum. Yine birkaç yıl önce yine Manisa'da dört gençten üçünün kaza ile bir arkadaşlarının ölümüne neden oldukları ve sonra tüfekle birer birer kendilerini vurdukları basından kamuoyuna yansıdı.   Ez cümle çocuk, hatta genç anlık olarak büyük bir davranışın içine düşebilir. Bu bağlamda çocuk/genç uygun yöntemlerle takip ve kontrol edilmelidir. Bu yapılmadığında, kuzunuz, maalesef kuzgunca davranış gösterebilir. İşte Urfa'da böyle oldu, Maraş'ta böyle oldu. Şimdi Turgutlu'da böyle oldu. Bu çocukların aileleri kuzularını kuzgunlaştıracak silahları maalesef erişim olanağında bıraktılar. Sokakta güvenlik okulda liyakatlı rehberlik öğretmeni, müdür ve hepsini tepesinde Milli Eğitim Bakanı neredeler, ne yapıyorlar! Daha doğrusu ne yapmıyorlar da bu tür vakıalar kısa zaman aralıklarıyla olmaya devam ediyor.   İşte Turgutlu tam da burada karşımıza yeni bir soru çıkarıyor:   Bu çocuk o tüfeğe nasıl ulaştı?   Henüz soruşturma tamamlanmış değil. Fakat kamu makamlarının açıkladığı üzere silahın çocuğun eline nasıl geçtiği, nasıl muhafaza edildiği ve ailelerin bakım-gözetim sorumlulukları araştırılıyor. Ayrıca akran zorbalığı iddiası da soruşturmanın başlıkları arasında.   Demek ki mesele yalnızca tetiğe basan parmak değildir.   Tetikten önce bir erişim zinciri vardır.   Silah vardır.   Silahın muhafazası vardır.   Aile vardır.   Çocuğun çevresi vardır.   Arkadaş grubu vardır.   Okul vardır.   Rehberlik sistemi vardır.   Okul yönetimi vardır.   Sokak güvenliği vardır.   Ve bütün bunların üzerinde, çocuklarımızın eğitiminden ve eğitim kurumlarının yönetiminden sorumlu kamu otoritesi vardır.   O halde yalnızca çocuğu alıp ortaya koymak, “Bakın suçlu budur!” demek, toplumsal sorumluluğu anlamak değildir.   Çünkü karşımızdaki kişi 15 yaşında bir çocuktur.   Elbette yaptığı davranışın sonuçları vardır.   Elbette hukuk işleyecektir.   Elbette yaralanan 11 çocuğun ve ailelerinin acısı vardır.   Fakat hukuk başka, çocuğu daha saldırı gerçekleşmeden önce anlayabilmek başka bir şeydir.   Asıl maharet, çocuk tetiğe bastıktan sonra onu yakalamak değil; çocuğun tetiğe basacağı noktaya gelmesini önlemektir.   Turgutlu’da saldırıdan sonra anne, baba ve silahın kullanımında bulunduğu belirtilen dede de soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Yetkililer, silahın muhafaza koşullarının ve çocuğun silaha erişiminin araştırıldığını açıkladı.   İşte burada aileye de çok açık bir mesaj vermek gerekiyor:   Evde bulunan silah, çocuğun merakının erişebileceği bir eşya değildir.   “Benim çocuğum yapmaz.”   “Benim çocuğum akıllıdır.”   “Bir şey olmaz.”   “Silah zaten dolu değil.”   gibi düşünceler güvenlik tedbiri değildir.   Çocuk çocuktur.   Merak eder.   Öfkelenir.   Kıskanır.   Arkadaşından etkilenir.   Bazen bir dakika içinde karar verir.   İşte eğitim bilimi tam da bunun için vardır.   Çocuğun davranışını yalnızca sonuç ortaya çıktığında değil, oluşum sürecinde anlamak için vardır.   Rehberlik öğretmeni bunun için vardır.   Sınıf öğretmeni bunun için vardır.   Okul müdürü bunun için vardır.   Aile bunun için vardır.   Ve bütün bu mekanizmanın koordinasyonu için Millî Eğitim Bakanlığı vardır.   Turgutlu’dan sonra yapılması gereken, her okulun kapısına yalnızca daha fazla güvenlik görevlisi koymak değildir.   Elbette fizikî güvenlik gereklidir.   Ama güvenlik yalnızca kapıda bekleyen güvenlik görevlisi değildir.   Güvenlik;   çocuğun davranışındaki değişimi fark etmektir.   Arkadaş ilişkilerini izlemektir.   Akran zorbalığını ciddiye almaktır.   Çocuğun tehditkâr sözlerini “ergenlik işte” diye geçiştirmemektir.   Aileyi gerektiğinde sürece katmaktır.   Rehberlik servislerini göstermelik bir oda olmaktan çıkarmaktır.   Öğretmeni yalnızca ders anlatan kişi olarak görmemektir.   Okul yöneticisini yalnızca yazışma yapan bürokrat haline getirmemektir.   Ve en önemlisi, eğitim yönetimini liyakat işi olarak görmektir.   Çünkü okul yönetmek, yalnızca okulun kaloriferini, ders programını ve evrakını yönetmek değildir.   İnsan yönetmektir.   Çocuk yönetmektir.   Risk yönetmektir.   Kriz yönetmektir.   Toplum yönetmektir.   Bunun için de eğitim yönetimini bilen, çocuk ve gençlik psikolojisini bilen, rehberlik sistemini bilen, okul iklimini okuyabilen, veriyle ve bilimle karar verebilen yöneticilere ihtiyaç vardır.   Nitekim Turgutlu olayının ardından Millî Eğitim Bakanlığı üç müfettiş görevlendirdi; olayın idarî yönünün inceleneceği açıklandı.   İyi.   Ama müfettişin olaydan sonra gelmesi yetmez.   Asıl soru şudur:   Müfettiş gelmeden önce okulda hangi sistem çalışıyordu?   Çocuğu kim izliyordu?   Riskleri kim değerlendiriyordu?   Akran ilişkilerini kim takip ediyordu?   Veliden gelen uyarıları kim dinliyordu?   Öğrencinin davranışındaki değişimi kim fark ediyordu?   Okulun çevresindeki güvenliği kim planlıyordu?   Ve bütün bunların standartlarını kim koyuyordu?   İşte kamu yönetimi burada başlar.   Devlet yalnızca suç işlendikten sonra devreye giren bir güç değildir.   Devlet, suçun oluşabileceği şartları önceden görüp tedbir alan akıldır.   Urfa…   Maraş…   Şimdi Turgutlu…   Üç ayrı olayın bütün ayrıntıları aynı değildir. Dolayısıyla bunları tek bir sebebe bağlamak da doğru değildir.   Fakat ortak bir soru artık ertelenemez:   Çocuklarımızı koruyan sistem nerede başlıyor, nerede bitiyor?   Çocuğu suçlamak kolaydır.   Aileyi suçlamak kolaydır.   Öğretmeni suçlamak kolaydır.   Polisi suçlamak kolaydır.   Hatta bütün suçu “çağın çocukları böyle” deyip geçmek de kolaydır.   Zor olan ise sistemin tamamına bakmaktır.   Bizim yapmamız gereken de budur.   Çünkü çocuk yalnızca ailenin çocuğu değildir.   Çocuk aynı zamanda okulun öğrencisi, mahallenin çocuğu, toplumun geleceği ve devletin yurttaşıdır.   O halde çocuklarımızın güvenliği de yalnızca ailenin özel meselesi değildir.   Kamu düzeninin meselesidir.   Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:   KUZULARIMIZI KUZGUNLAŞMADAN ÖNCE KİM KORUYACAK?   Benim cevabım açıktır:   Aile, okul, toplum ve devlet… Hep birlikte.   Ama bunun ilk şartı da bellidir:   Eğitimi bilen eğitimci, okulu bilen okul yöneticisi, çocuğu bilen rehberlik sistemi ve liyakatli bir eğitim yönetimi.   Çünkü çocuklarımızı yalnızca saldırıdan sonra korumak yetmez.   Onları saldırıya dönüşebilecek davranışın eşiğine gelmeden korumak gerekir.   Bir ülkenin gerçek kamu düzeni, sokaktaki silah sesinden sonra kurulan güvenlik çemberiyle değil;   o silahın çocuğun eline hiç geçmemesini sağlayan aile, okul, toplum ve devlet düzeniyle kurulur.   Ve unutmayalım:   Kuzuyu kurtarmanın en akıllı yolu, kuzgun olduktan sonra peşinden koşmak değil; kuzuyu kuzgunlaştıran şartları ortadan kaldırmaktır.
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe

OKUL, ÇOCUK, KAMU DÜZENİ ve HALK MUAMELESİ

-Urfa, Maraş Derken, Şimdi Turgutlu; Ya Başka!...-
 
Yapılacak çok şey, alınacak çok tedbir var. Fakat ilk ilde Milli Eğitim Bakanının istifa etmesi ve Mahir bir Eğitim Yönetimi/Program doktoralı birinin liyakat ataması ile o göreve getirilmesi lazım.
 
Basın bu tür olaylarda işin kolaycılığına kaçarak, faili gerçekleştiren çocuğa odaklanarak onu suça yatkın bir karakterle peşinen damgalayarak; aile sosyal, okul ve kamu güvenlik gereklerinin ikinci plana atılmasına neden oluyor.
 
Karakter yönünden şu veya bu belirli şahsın çocuğun suça yatkın bir karakter faşıdığını söyleyemeyiz. Çocuk gelişmekte, şahsiyeti şekillenmekte olan bir varlıktır. Anlık bir tepki verebilir, bu tepki bazen çok yanlış da olabilir. Adler bir vakıada iki kardeşin bir dar patikada yürürken 11 yaşında olanın 9 yaşında olanı kıskançlık nedeniyle anlık bir tepki ile uçuruma vücuduyla ittirdiğini ve ölümüne neden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ünlü Tesla:nın yine aynı kıskançlık sendromu ile ölümüne neden olduğu bilinmektedir. 7 8 yaşlarında iken mahalleden birkaç çocuk bir kuşu iple ayağından bir ağaç dalına asıp, hedef tahtası yapıp acımasızca taşladığımızı hatırlıyorum. Yine birkaç yıl önce yine Manisa'da dört gençten üçünün kaza ile bir arkadaşlarının ölümüne neden oldukları ve sonra tüfekle birer birer kendilerini vurdukları basından kamuoyuna yansıdı.
 
Ez cümle çocuk, hatta genç anlık olarak büyük bir davranışın içine düşebilir. Bu bağlamda çocuk/genç uygun yöntemlerle takip ve kontrol edilmelidir. Bu yapılmadığında, kuzunuz, maalesef kuzgunca davranış gösterebilir. İşte Urfa'da böyle oldu, Maraş'ta böyle oldu. Şimdi Turgutlu'da böyle oldu. Bu çocukların aileleri kuzularını kuzgunlaştıracak silahları maalesef erişim olanağında bıraktılar. Sokakta güvenlik okulda liyakatlı rehberlik öğretmeni, müdür ve hepsini tepesinde Milli Eğitim Bakanı neredeler, ne yapıyorlar! Daha doğrusu ne yapmıyorlar da bu tür vakıalar kısa zaman aralıklarıyla olmaya devam ediyor.
 
İşte Turgutlu tam da burada karşımıza yeni bir soru çıkarıyor:
 
Bu çocuk o tüfeğe nasıl ulaştı?
 
Henüz soruşturma tamamlanmış değil. Fakat kamu makamlarının açıkladığı üzere silahın çocuğun eline nasıl geçtiği, nasıl muhafaza edildiği ve ailelerin bakım-gözetim sorumlulukları araştırılıyor. Ayrıca akran zorbalığı iddiası da soruşturmanın başlıkları arasında.
 
Demek ki mesele yalnızca tetiğe basan parmak değildir.
 
Tetikten önce bir erişim zinciri vardır.
 
Silah vardır.
 
Silahın muhafazası vardır.
 
Aile vardır.
 
Çocuğun çevresi vardır.
 
Arkadaş grubu vardır.
 
Okul vardır.
 
Rehberlik sistemi vardır.
 
Okul yönetimi vardır.
 
Sokak güvenliği vardır.
 
Ve bütün bunların üzerinde, çocuklarımızın eğitiminden ve eğitim kurumlarının yönetiminden sorumlu kamu otoritesi vardır.
 
O halde yalnızca çocuğu alıp ortaya koymak, “Bakın suçlu budur!” demek, toplumsal sorumluluğu anlamak değildir.
 
Çünkü karşımızdaki kişi 15 yaşında bir çocuktur.
 
Elbette yaptığı davranışın sonuçları vardır.
 
Elbette hukuk işleyecektir.
 
Elbette yaralanan 11 çocuğun ve ailelerinin acısı vardır.
 
Fakat hukuk başka, çocuğu daha saldırı gerçekleşmeden önce anlayabilmek başka bir şeydir.
 
Asıl maharet, çocuk tetiğe bastıktan sonra onu yakalamak değil; çocuğun tetiğe basacağı noktaya gelmesini önlemektir.
 
Turgutlu’da saldırıdan sonra anne, baba ve silahın kullanımında bulunduğu belirtilen dede de soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Yetkililer, silahın muhafaza koşullarının ve çocuğun silaha erişiminin araştırıldığını açıkladı.
 
İşte burada aileye de çok açık bir mesaj vermek gerekiyor:
 
Evde bulunan silah, çocuğun merakının erişebileceği bir eşya değildir.
 
“Benim çocuğum yapmaz.”
 
“Benim çocuğum akıllıdır.”
 
“Bir şey olmaz.”
 
“Silah zaten dolu değil.”
 
gibi düşünceler güvenlik tedbiri değildir.
 
Çocuk çocuktur.
 
Merak eder.
 
Öfkelenir.
 
Kıskanır.
 
Arkadaşından etkilenir.
 
Bazen bir dakika içinde karar verir.
 
İşte eğitim bilimi tam da bunun için vardır.
 
Çocuğun davranışını yalnızca sonuç ortaya çıktığında değil, oluşum sürecinde anlamak için vardır.
 
Rehberlik öğretmeni bunun için vardır.
 
Sınıf öğretmeni bunun için vardır.
 
Okul müdürü bunun için vardır.
 
Aile bunun için vardır.
 
Ve bütün bu mekanizmanın koordinasyonu için Millî Eğitim Bakanlığı vardır.
 
Turgutlu’dan sonra yapılması gereken, her okulun kapısına yalnızca daha fazla güvenlik görevlisi koymak değildir.
 
Elbette fizikî güvenlik gereklidir.
 
Ama güvenlik yalnızca kapıda bekleyen güvenlik görevlisi değildir.
 
Güvenlik;
 
çocuğun davranışındaki değişimi fark etmektir.
 
Arkadaş ilişkilerini izlemektir.
 
Akran zorbalığını ciddiye almaktır.
 
Çocuğun tehditkâr sözlerini “ergenlik işte” diye geçiştirmemektir.
 
Aileyi gerektiğinde sürece katmaktır.
 
Rehberlik servislerini göstermelik bir oda olmaktan çıkarmaktır.
 
Öğretmeni yalnızca ders anlatan kişi olarak görmemektir.
 
Okul yöneticisini yalnızca yazışma yapan bürokrat haline getirmemektir.
 
Ve en önemlisi, eğitim yönetimini liyakat işi olarak görmektir.
 
Çünkü okul yönetmek, yalnızca okulun kaloriferini, ders programını ve evrakını yönetmek değildir.
 
İnsan yönetmektir.
 
Çocuk yönetmektir.
 
Risk yönetmektir.
 
Kriz yönetmektir.
 
Toplum yönetmektir.
 
Bunun için de eğitim yönetimini bilen, çocuk ve gençlik psikolojisini bilen, rehberlik sistemini bilen, okul iklimini okuyabilen, veriyle ve bilimle karar verebilen yöneticilere ihtiyaç vardır.
 
Nitekim Turgutlu olayının ardından Millî Eğitim Bakanlığı üç müfettiş görevlendirdi; olayın idarî yönünün inceleneceği açıklandı.
 
İyi.
 
Ama müfettişin olaydan sonra gelmesi yetmez.
 
Asıl soru şudur:
 
Müfettiş gelmeden önce okulda hangi sistem çalışıyordu?
 
Çocuğu kim izliyordu?
 
Riskleri kim değerlendiriyordu?
 
Akran ilişkilerini kim takip ediyordu?
 
Veliden gelen uyarıları kim dinliyordu?
 
Öğrencinin davranışındaki değişimi kim fark ediyordu?
 
Okulun çevresindeki güvenliği kim planlıyordu?
 
Ve bütün bunların standartlarını kim koyuyordu?
 
İşte kamu yönetimi burada başlar.
 
Devlet yalnızca suç işlendikten sonra devreye giren bir güç değildir.
 
Devlet, suçun oluşabileceği şartları önceden görüp tedbir alan akıldır.
 
Urfa…
 
Maraş…
 
Şimdi Turgutlu…
 
Üç ayrı olayın bütün ayrıntıları aynı değildir. Dolayısıyla bunları tek bir sebebe bağlamak da doğru değildir.
 
Fakat ortak bir soru artık ertelenemez:
 
Çocuklarımızı koruyan sistem nerede başlıyor, nerede bitiyor?
 
Çocuğu suçlamak kolaydır.
 
Aileyi suçlamak kolaydır.
 
Öğretmeni suçlamak kolaydır.
 
Polisi suçlamak kolaydır.
 
Hatta bütün suçu “çağın çocukları böyle” deyip geçmek de kolaydır.
 
Zor olan ise sistemin tamamına bakmaktır.
 
Bizim yapmamız gereken de budur.
 
Çünkü çocuk yalnızca ailenin çocuğu değildir.
 
Çocuk aynı zamanda okulun öğrencisi, mahallenin çocuğu, toplumun geleceği ve devletin yurttaşıdır.
 
O halde çocuklarımızın güvenliği de yalnızca ailenin özel meselesi değildir.
 
Kamu düzeninin meselesidir.
 
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
 
KUZULARIMIZI KUZGUNLAŞMADAN ÖNCE KİM KORUYACAK?
 
Benim cevabım açıktır:
 
Aile, okul, toplum ve devlet… Hep birlikte.
 
Ama bunun ilk şartı da bellidir:
 
Eğitimi bilen eğitimci, okulu bilen okul yöneticisi, çocuğu bilen rehberlik sistemi ve liyakatli bir eğitim yönetimi.
 
Çünkü çocuklarımızı yalnızca saldırıdan sonra korumak yetmez.
 
Onları saldırıya dönüşebilecek davranışın eşiğine gelmeden korumak gerekir.
 
Bir ülkenin gerçek kamu düzeni, sokaktaki silah sesinden sonra kurulan güvenlik çemberiyle değil;
 
o silahın çocuğun eline hiç geçmemesini sağlayan aile, okul, toplum ve devlet düzeniyle kurulur.
 
Ve unutmayalım:
 
Kuzuyu kurtarmanın en akıllı yolu, kuzgun olduktan sonra peşinden koşmak değil; kuzuyu kuzgunlaştıran şartları ortadan kaldırmaktır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.