Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
Köşe Yazarı
Prof.Dr. KEMAL DURUHAN
 

DÜĞÜN PİLAVI ZERDEDEN Mİ YAPILIR YOKSA HERZEDEN Mİ!-Yemeye Ağaçtan/Altından Kaşığı Olanlar Gelsin...-

Kaşığını Sağlam Tut. Nihayetinde Bu Pilav Senin.  Öz İnsanlık, kamu malının özel mala dönüşümü konusunda oldukça yaratıcıdır. Eskiden saraydan kız kaçırılırdı. Şimdi düğün pilavı kaşıklanıyor. Aradaki fark, kaşığın biçiminde. Birinde at vardı, ötekinde ihale dosyası. Birinde saray kapısı vardı, ötekinde mevzuat. Birinde “kaçırmak” denirdi. Ötekinde “özelleştirmek”, “devretmek”, “yap-işlet”, “yatırım”, “teşvik”, “finansman”, “yeniden yapılandırma” denebilir. Kız aynı kız mı? Pilav aynı pilav mı? Asıl mesele budur. Çünkü kamunun malı yalnızca para değildir. Toprağı vardır. Madenleri vardır. Ormanları vardır. Kıyıları vardır. Enerjisi vardır. Vergisi vardır. Biriktirdiği sermayesi vardır. Ve en önemlisi, **nesiller boyunca oluşturduğu ortak değeri vardır.** Bunların bir bölümü özel ellere geçtiğinde hukukî bir sözleşme bulunabilir. İmza vardır. Mühür vardır. Mevzuat vardır. Bazen de uzun bir basın açıklaması vardır. Ama düğün pilavından bir tabak eksilmiştir. Nedense kimse “Damat nerede?” diye sormaz. Giriş Hırsızlığın en eski yöntemi kapıyı kırmaktır. En yeni yöntemi ise kapıyı **kendinize açtırmaktır.** İlki suçtur. İkincisi bazen sözleşmedir. İşte insanlığın hukuk, ekonomi ve siyaset tarihindeki en ilginç gelişmelerinden biri burada başlar. Malı almak yetmez. **Alış biçimine bir isim vermek gerekir.** “Çaldım” dersen olmaz. “Edindim” dersin. “Gasp ettim” dersen olmaz. “Devraldım” dersin. “Ucuza kapattım” dersen olmaz. “Piyasa koşullarında satın aldım” dersin. “Kamunun malını kendime aktardım” dersen hiç olmaz. “Özelleştirme gerçekleştirdik” dersin. Sonra herkes rahatlar. Çünkü kelimeler bazen insanın vicdanına da makyaj yapar. Düğün Pilavı Meselesi Düğünlerde pilav dağıtılır. Herkes yer. Çünkü pilav ortaktır. Pilavı yapan bir kişi vardır ama pilavın kendisi artık sofradadır. Birisi gelir: “Ben bu pilavın tamamını alacağım.” “Niçin?” “Çünkü yatırım yapacağım.” “Pilav senin mi?” “Hayır.” “Öyleyse?” “Bir anlaşmamız var.” İşte modern dünyanın en büyük keşiflerinden biri: **Pilavı almak için artık pilavın sahibi olmak gerekmiyor.** Biraz hukuk, biraz finans, biraz siyaset, biraz danışmanlık, biraz halkla ilişkiler, biraz basın... Ve tabii ki bol miktarda kelime. Uluslararası Literatür de Açlığın Farkında Bu meseleye dünya literatürü kayıtsız değildir. İngilizce literatürde **state capture** denilen kavram, özel çıkarların devletin yasa, politika ve düzenlemelerini kendi yararlarına şekillendirmesi anlamında kullanılıyor. Dünya Bankası ve IMF literatürü bunu özellikle oligarklar ve güçlü çıkar grupları bağlamında inceliyor. Bir başka kavram: **regulatory capture.** Yani düzenlemesi gereken kurumun, düzenlediği sektörün çıkarları tarafından etkilenmesi. Bir diğeri: **rent-seeking.** Yeni bir değer üretmek yerine, mevcut ekonomik ve siyasal düzenlemelerden kendisine ayrıcalıklı bir pay çıkarmaya çalışmak. Dünya Bankası bu kavramı, toplumsal veya siyasal ortamı manipüle ederek ekonomik rant elde etme çabası olarak açıklıyor. Böyle bakınca mesele yalnızca “hırsızlık” olmaktan çıkıyor. Çünkü hırsızlık kelimesi fazla çıplak. Bilim insanları ona elbise giydirmiş: **capture.** Yakalamak. Ne güzel kelime! Kim kimi yakaladı? Devlet mi oligarkı? Oligark mı devleti? Pilav mı adamı? Adam mı pilavı? İşte bilim burada biraz susuyor. Rusya: Pilavın Tenceresi Büyükse Rusya'nın 1990'lardaki özelleştirme süreci, bu tartışmanın en çok incelenen örneklerinden biridir. Akademik çalışmalar, Sovyet sonrası özelleştirmelerin yeni bir özel mülkiyet yapısı ve çok büyük servet yoğunlaşmaları yarattığını; bunun sonucunda “oligarklar” olarak adlandırılan güçlü iş çevrelerinin ortaya çıktığını inceliyor. Daha sonraki çalışmalar bu süreci doğrudan “privatization to putinization” başlığı altında dahi tartışıyor. Demek ki mesele yalnızca: **“Devlet malı özel oldu.”** değil. Asıl soru: **Kimin özel malı oldu?** Hangi koşullarda? Hangi fiyatla? Hangi hukukla? Kim karar verdi? Kim kazandı? Kim baktı? Kim yazdı? Kim anlattı? Ve en önemlisi: **Düğünde pilavı kim yedi?** - Hukuk Nerede Başlıyor, Edebiyat Nerede? İşin en güzel tarafı burasıdır. Hukuk bazen “devredildi” der. Ekonomi “özelleştirildi” der. Finans “yeniden yapılandırıldı” der. Basın “yatırımcı kazandı” der. Reklam “ülke ekonomisine katkı” der. Siyaset “reform” der. Halk ise mutfakta tencereye bakar: **“Pilav niye azaldı?”** İşte burada edebiyat devreye girer. Çünkü edebiyat, kelimenin arkasındaki görüntüyü göstermeye çalışır. “Devredildi” denilen şey bazen **elden çıkarılmıştır.** “Yatırım” denilen şey bazen **rant arayışıdır.** “Reform” denilen şey bazen **çıkar düzenlemesidir.** Ama dikkat: Her özelleştirme yolsuzluk değildir. Her yatırım rant değildir. Her kamu-özel işbirliği hırsızlık değildir. Mesele tam da burada başlar. **Hukuka uygun görünen bir işlem ile kamusal açıdan adil olan işlem aynı şey olmak zorunda değildir.** İşte “state capture” literatürünün tartıştığı alan da budur: Kuralların kendisinin belirli özel çıkarların lehine şekillendirilmesi. Enron da Masada Bir de düğünün başka bir masası vardır: **Finans masası.** Enron örneğinde karmaşık muhasebe yapıları, özel amaçlı şirketler ve finansal işlemler, şirketin gelir ve kârlılığının olduğundan yüksek görünmesine katkıda bulunmuştu. Akademik incelemeler, bu yapıların muhasebe ve denetim üzerindeki sonuçlarını ayrıntılı biçimde ele aldı. Demek ki pilavı yalnızca kaşıkla çalmıyorlar. Bazen hesap makinesiyle de çalıyorlar. Bazen Excel'le. Bazen bilanço ile. Bazen bir dipnotla. Bazen de o kadar güzel anlatıyorlar ki insan pilavın eksildiğini değil, **sofranın modernleştiğini** sanıyor.  Sonuç: Damat Nerede? İnsanlık eski hırsızlıktan modern hırsızlığa geçerken önemli bir mesafe aldı. Eskiden: **“Çaldı.”** denirdi. Şimdi: **“Edindi.”** denebiliyor. Eskiden: **“Kaçırdı.”** Şimdi: **“Devraldı.”** Eskiden: **“Payını aldı.”** Şimdi: **“Rant elde etti.”** Eskiden: **“Devlet malıydı.”** Şimdi: **“Varlık.”** Ama tencere aynı tencere. Pilav aynı pilav. Düğün aynı düğün. Ve sofradakiler hâlâ aynı soruyu soruyor: **— Pilav niye bitti?** Nammık kapının arkasından kafasını uzatıyor: — Tertip... — Ne var? — **Damat nerede?** — Bilmiyorum. — Pilav? — O da yok. Nammık bir süre düşünüyor. Sonra: **— Eee... O zaman saraydan kız kaçırılmış, düğünden pilav kaçırılmış.** Bir sessizlik. **— Peki tertip, bu defa kime “yatırımcı” diyeceğiz?**   **KAYNAKÇA**   1. **World Bank**, *Anticorruption in Transition: A Contribution to the Policy Debate*, Washington, D.C., 2000.    — “State Capture” ve “Regulatory Capture” kavramlarının tanımlanması ve özel çıkarların kamu kararlarını etkilemesi konusunda temel kaynak.   2. **World Bank**, *Drivers of Corruption: A Brief Overview*, Washington, D.C.    — *Regulatory Capture*, *State Capture* ve *Rent-Seeking* kavramlarının karşılaştırmalı tanımları.   3. **International Monetary Fund (IMF)**, *Regulatory Capture in Banking*, IMF Working Paper 2006/034.    — Düzenleyici kurumların düzenledikleri sektörlerin çıkarları doğrultusunda etkilenmesi (*regulatory capture*) üzerine çalışma.   4. **Chakraborty, Shankha & Dabla-Norris, Era**, “Rent Seeking”, *IMF Working Paper 2005/043*, International Monetary Fund, 2005.    — Ekonomik rant arayışının ekonomik performans ve servet dağılımıyla ilişkisini inceler.   5. **U.S. Securities and Exchange Commission (SEC)**, *Richard A. Causey and Jeffrey K. Skilling / Enron Corporation*, Enforcement and Litigation Materials.    — Enron'da özel amaçlı şirketlerin (SPE), bilanço dışı işlemlerin ve finansal sonuçların manipülasyonunun belgelenmesi.   6. **U.S. Securities and Exchange Commission (SEC)**, *Report Pursuant to Section 704 of the Sarbanes-Oxley Act of 2002*.    — Enron'un SPE yapıları ve bilanço dışı işlemleriyle ilgili SEC değerlendirmeleri.
Ekleme Tarihi: 21 Eylül 2026 -Pazartesi

DÜĞÜN PİLAVI ZERDEDEN Mİ YAPILIR YOKSA HERZEDEN Mİ!-Yemeye Ağaçtan/Altından Kaşığı Olanlar Gelsin...-

Kaşığını Sağlam Tut. Nihayetinde Bu Pilav Senin.
 Öz
İnsanlık, kamu malının özel mala dönüşümü konusunda oldukça yaratıcıdır.
Eskiden saraydan kız kaçırılırdı.
Şimdi düğün pilavı kaşıklanıyor.
Aradaki fark, kaşığın biçiminde.
Birinde at vardı, ötekinde ihale dosyası.
Birinde saray kapısı vardı, ötekinde mevzuat.
Birinde “kaçırmak” denirdi.
Ötekinde “özelleştirmek”, “devretmek”, “yap-işlet”, “yatırım”, “teşvik”, “finansman”, “yeniden yapılandırma” denebilir.
Kız aynı kız mı?
Pilav aynı pilav mı?
Asıl mesele budur.
Çünkü kamunun malı yalnızca para değildir.
Toprağı vardır.
Madenleri vardır.
Ormanları vardır.
Kıyıları vardır.
Enerjisi vardır.
Vergisi vardır.
Biriktirdiği sermayesi vardır.
Ve en önemlisi, **nesiller boyunca oluşturduğu ortak değeri vardır.**
Bunların bir bölümü özel ellere geçtiğinde hukukî bir sözleşme bulunabilir.
İmza vardır.
Mühür vardır.
Mevzuat vardır.
Bazen de uzun bir basın açıklaması vardır.
Ama düğün pilavından bir tabak eksilmiştir.
Nedense kimse “Damat nerede?” diye sormaz.
Giriş
Hırsızlığın en eski yöntemi kapıyı kırmaktır.
En yeni yöntemi ise kapıyı **kendinize açtırmaktır.**
İlki suçtur.
İkincisi bazen sözleşmedir.
İşte insanlığın hukuk, ekonomi ve siyaset tarihindeki en ilginç gelişmelerinden biri burada başlar.
Malı almak yetmez.
**Alış biçimine bir isim vermek gerekir.**
“Çaldım” dersen olmaz.
“Edindim” dersin.
“Gasp ettim” dersen olmaz.
“Devraldım” dersin.
“Ucuza kapattım” dersen olmaz.
“Piyasa koşullarında satın aldım” dersin.
“Kamunun malını kendime aktardım” dersen hiç olmaz.
“Özelleştirme gerçekleştirdik” dersin.
Sonra herkes rahatlar.
Çünkü kelimeler bazen insanın vicdanına da makyaj yapar.
Düğün Pilavı Meselesi
Düğünlerde pilav dağıtılır.
Herkes yer.
Çünkü pilav ortaktır.
Pilavı yapan bir kişi vardır ama pilavın kendisi artık sofradadır.
Birisi gelir:
“Ben bu pilavın tamamını alacağım.”
“Niçin?”
“Çünkü yatırım yapacağım.”
“Pilav senin mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse?”
“Bir anlaşmamız var.”
İşte modern dünyanın en büyük keşiflerinden biri:
**Pilavı almak için artık pilavın sahibi olmak gerekmiyor.**
Biraz hukuk,
biraz finans,
biraz siyaset,
biraz danışmanlık,
biraz halkla ilişkiler,
biraz basın...
Ve tabii ki bol miktarda kelime.
Uluslararası Literatür de Açlığın Farkında
Bu meseleye dünya literatürü kayıtsız değildir.
İngilizce literatürde **state capture** denilen kavram, özel çıkarların devletin yasa, politika ve düzenlemelerini kendi yararlarına şekillendirmesi anlamında kullanılıyor. Dünya Bankası ve IMF literatürü bunu özellikle oligarklar ve güçlü çıkar grupları bağlamında inceliyor.
Bir başka kavram:
**regulatory capture.**
Yani düzenlemesi gereken kurumun, düzenlediği sektörün çıkarları tarafından etkilenmesi.
Bir diğeri:
**rent-seeking.**
Yeni bir değer üretmek yerine, mevcut ekonomik ve siyasal düzenlemelerden kendisine ayrıcalıklı bir pay çıkarmaya çalışmak. Dünya Bankası bu kavramı, toplumsal veya siyasal ortamı manipüle ederek ekonomik rant elde etme çabası olarak açıklıyor.
Böyle bakınca mesele yalnızca “hırsızlık” olmaktan çıkıyor.
Çünkü hırsızlık kelimesi fazla çıplak.
Bilim insanları ona elbise giydirmiş:
**capture.**
Yakalamak.
Ne güzel kelime!
Kim kimi yakaladı?
Devlet mi oligarkı?
Oligark mı devleti?
Pilav mı adamı?
Adam mı pilavı?
İşte bilim burada biraz susuyor.
Rusya: Pilavın Tenceresi Büyükse
Rusya'nın 1990'lardaki özelleştirme süreci, bu tartışmanın en çok incelenen örneklerinden biridir.
Akademik çalışmalar, Sovyet sonrası özelleştirmelerin yeni bir özel mülkiyet yapısı ve çok büyük servet yoğunlaşmaları yarattığını; bunun sonucunda “oligarklar” olarak adlandırılan güçlü iş çevrelerinin ortaya çıktığını inceliyor.
Daha sonraki çalışmalar bu süreci doğrudan “privatization to putinization” başlığı altında dahi tartışıyor.
Demek ki mesele yalnızca:
**“Devlet malı özel oldu.”**
değil.
Asıl soru:
**Kimin özel malı oldu?**
Hangi koşullarda?
Hangi fiyatla?
Hangi hukukla?
Kim karar verdi?
Kim kazandı?
Kim baktı?
Kim yazdı?
Kim anlattı?
Ve en önemlisi:
**Düğünde pilavı kim yedi?**
-
Hukuk Nerede Başlıyor, Edebiyat Nerede?
İşin en güzel tarafı burasıdır.
Hukuk bazen “devredildi” der.
Ekonomi “özelleştirildi” der.
Finans “yeniden yapılandırıldı” der.
Basın “yatırımcı kazandı” der.
Reklam “ülke ekonomisine katkı” der.
Siyaset “reform” der.
Halk ise mutfakta tencereye bakar:
**“Pilav niye azaldı?”**
İşte burada edebiyat devreye girer.
Çünkü edebiyat, kelimenin arkasındaki görüntüyü göstermeye çalışır.
“Devredildi” denilen şey bazen **elden çıkarılmıştır.**
“Yatırım” denilen şey bazen **rant arayışıdır.**
“Reform” denilen şey bazen **çıkar düzenlemesidir.**
Ama dikkat:
Her özelleştirme yolsuzluk değildir.
Her yatırım rant değildir.
Her kamu-özel işbirliği hırsızlık değildir.
Mesele tam da burada başlar.
**Hukuka uygun görünen bir işlem ile kamusal açıdan adil olan işlem aynı şey olmak zorunda değildir.**
İşte “state capture” literatürünün tartıştığı alan da budur: Kuralların kendisinin belirli özel çıkarların lehine şekillendirilmesi.
Enron da Masada
Bir de düğünün başka bir masası vardır:
**Finans masası.**
Enron örneğinde karmaşık muhasebe yapıları, özel amaçlı şirketler ve finansal işlemler, şirketin gelir ve kârlılığının olduğundan yüksek görünmesine katkıda bulunmuştu. Akademik incelemeler, bu yapıların muhasebe ve denetim üzerindeki sonuçlarını ayrıntılı biçimde ele aldı.
Demek ki pilavı yalnızca kaşıkla çalmıyorlar.
Bazen hesap makinesiyle de çalıyorlar.
Bazen Excel'le.
Bazen bilanço ile.
Bazen bir dipnotla.
Bazen de o kadar güzel anlatıyorlar ki insan pilavın eksildiğini değil, **sofranın modernleştiğini** sanıyor.
 Sonuç: Damat Nerede?
İnsanlık eski hırsızlıktan modern hırsızlığa geçerken önemli bir mesafe aldı.
Eskiden:
**“Çaldı.”**
denirdi.
Şimdi:
**“Edindi.”**
denebiliyor.
Eskiden:
**“Kaçırdı.”**
Şimdi:
**“Devraldı.”**
Eskiden:
**“Payını aldı.”**
Şimdi:
**“Rant elde etti.”**
Eskiden:
**“Devlet malıydı.”**
Şimdi:
**“Varlık.”**
Ama tencere aynı tencere.
Pilav aynı pilav.
Düğün aynı düğün.
Ve sofradakiler hâlâ aynı soruyu soruyor:
**— Pilav niye bitti?**
Nammık kapının arkasından kafasını uzatıyor:
— Tertip...
— Ne var?
— **Damat nerede?**
— Bilmiyorum.
— Pilav?
— O da yok.
Nammık bir süre düşünüyor.
Sonra:
**— Eee... O zaman saraydan kız kaçırılmış, düğünden pilav kaçırılmış.**
Bir sessizlik.
**— Peki tertip, bu defa kime “yatırımcı” diyeceğiz?**
 
**KAYNAKÇA**
 
1. **World Bank**, *Anticorruption in Transition: A Contribution to the Policy Debate*, Washington, D.C., 2000.
   — “State Capture” ve “Regulatory Capture” kavramlarının tanımlanması ve özel çıkarların kamu kararlarını etkilemesi konusunda temel kaynak.
 
2. **World Bank**, *Drivers of Corruption: A Brief Overview*, Washington, D.C.
   — *Regulatory Capture*, *State Capture* ve *Rent-Seeking* kavramlarının karşılaştırmalı tanımları.
 
3. **International Monetary Fund (IMF)**, *Regulatory Capture in Banking*, IMF Working Paper 2006/034.
   — Düzenleyici kurumların düzenledikleri sektörlerin çıkarları doğrultusunda etkilenmesi (*regulatory capture*) üzerine çalışma.
 
4. **Chakraborty, Shankha & Dabla-Norris, Era**, “Rent Seeking”, *IMF Working Paper 2005/043*, International Monetary Fund, 2005.
   — Ekonomik rant arayışının ekonomik performans ve servet dağılımıyla ilişkisini inceler.
 
5. **U.S. Securities and Exchange Commission (SEC)**, *Richard A. Causey and Jeffrey K. Skilling / Enron Corporation*, Enforcement and Litigation Materials.
   — Enron'da özel amaçlı şirketlerin (SPE), bilanço dışı işlemlerin ve finansal sonuçların manipülasyonunun belgelenmesi.
 
6. **U.S. Securities and Exchange Commission (SEC)**, *Report Pursuant to Section 704 of the Sarbanes-Oxley Act of 2002*.
   — Enron'un SPE yapıları ve bilanço dışı işlemleriyle ilgili SEC değerlendirmeleri.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.