30 Haziran 2026 günlü yazımı, hukuk devleti vurgunu(!) Bay Tekin’in öğretmenlerin sorunlarının sorumluluğu da başvuru yapmayan öğretmenlere yükleyen değerlendirmesinden yaptığım alıntı ile tamamlamıştım. 13 günlük açlık grevi ve sonlanmasının üzerinden onca zaman geçmiş olmasına karşın “Mağduru Öğretmenler Platformu ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası”nın dillendirdikleri sorunlara çözüm konusunda Bakanlık girişiminden bilgi sahibi olan kimse var
Önce “Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası”nın isteklerini, onların açıklamalarından aktarıyorum: “taban maaş hakkı, iş güvencesi, özlük haklarının iyileştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, öğretmenlik mesleğinin saygınlığının korunması için yasal düzenleme”. Bunlar da “olmazsa olmazlarımız” diye de bir dayatmıyorlar. Çözüm için “İşveren Dernekleri Temsilcilerini, Bakanlığını, hatta AKP Meclis Grup Başkanvekillerini çözüme katkıya çağırıyorlar.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının isteklerine dönük ücret düzenlemesi, vakıf-özel yükseköğretim kuruluşları öğretim elemanları için, 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasasında 15.04.2020 Günlü 7243 Sayılı Yasa’nın 11nci Maddesi ile gerçekleştirilmiştir. Maddeyi aynen aktarıyorum: “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez. Bu fıkra kapsamında Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin hesaplanmasında ilgili mevzuat uyarınca aylıklara ilişkin hükümlerin uygulandığı kadroya bağlı ödemeler dikkate alınır”.
İş güvencesi, özlük haklarının iyileştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, öğretmenlik mesleğinin saygınlığının korunması için yasal düzenleme için de yine 2547 Sayılı Yasa’da, vakıf-özel yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarına yönelik düzenlemeler örnek alınabilir. Bu konuda 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası’nın Dokuzuncu Bölüm başlığı altındaki 53.üncü Maddesi “Disiplin ve Ceza İşleri”’ni düzenlemektedir. 15.04.2020 Günlü 7243 Sayılı Yasa’nın 7nci Maddesi’nin “b” fıkrasını aktarıyorum : “Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Öğretim elemanları dışında iş sözleşmesiyle çalışan personel 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesine tabidir. Memurlar hakkında ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesi uygulanır”.
Yapılması gereken 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Yasası’na, 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası’na, yukarıda aktardığım 7243 Sayılı Yasa ile getirilen 7 ve 11nci maddeler benzerlerini eklemektir.
Gelelim “Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu”nun istemlerine. Onların istemleri ise, çok yalın ve açık. Onlar, atama süreçlerinde yaşamakta oldukları haksızlıkların giderilmesi ve kayırmacılığın önlenmesidir. Atamaların ÖSYM tarafından yapılan KPSS sonuçlarına dayalı atama ve yerleştirmelerin yapılmasıdır.
Türk Eğitim Sisteminin çıktılarının önemli bölümünün, istihdam odaklı planlamalara dayalı olmamasının neden olduğu işsizler yığınını yaratmakta olmasıdır. Örneği “atanamayan öğretmen adayları” üzerinden vermek istiyorum. Türk Eğitim Sistemi içinde, öğretmen olabilmek için Eğitim Fakülteleri ya da ilgili alan bölümleri olan Fen-Edebiyat, Dil-Tarih-Coğrafya, Edebiyat ve benzeri fakültelerinden en az lisans düzeyinde mezun olmak ve belirli branşlar için pedagojik formasyon eğitimi ya da tezsiz yüksek lisans derecesi almış olmak gerekmektedir. Öğretmenlik alanları sayısı, yıldan yıla değişmekle birlikte yüze yakındır. Yanısıra, KPSS’den de uygun bir puan sağlanması gerekmektedir.
Türkiye’de 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında 1.009.671 resmi okullarda,177.738’i özel okullarda olmak üzere, toplamda 1.187.409 öğretmen görev yapmaktadır. Öğretmen yetiştiren sistemin üretim kapasitesi bu gereksinimin çok üzerinde seyretmektedir. Buralarda 210.000 öğrenci öğrenim görmekte ve her yıl ortalama 40.000 mezun verilmektedir.
Yanısıra Fen-Edebiyat, ilahiyat, güzel sanatlar ve spor bilim dallarında okuyan yaklaşık 600.000 öğrenci, öğretmenliğe geçiş umudu ile pedagojik formasyon programlarına yönelmektedir. Bu ise öğretmen sunumunu olağanüstü artırırken, istihdam alanının aynı hızla istemde bulunmamsı yığışma sonucunu yaratmaktadır.
Bu yığışmanın hem kamu kaynaklarının ve hem de öğrencinin bütçesinin boşa harcanması yanı sıra, toplumda gününden mutsuz, geleceğinden umutsuz kuşakları yaratmaktadır. Bunun önünü kesebilmek için,2547 Sayılı Yükseköğretim Yasasına,18.06.2017 Günlü 7033 Sayılı Yasanın18inci Maddesi ile, Ek Madde 36 Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu” oluşturulmuştur. Kurulun varlık nedeni ve görevini alıntılıyorum:Yükseköğretim Programları Danışma Kurulu, yükseköğretim alanındaki istihdam odaklı politikaların oluşturulması ve geliştirilmesi ile buna bağlı yeni açılacak eğitim programları ve kontenjanların planlanmasına yönelik süreçlerde görüş ve öneride bulunmak üzere Yükseköğretim Kurulu Başkanı başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini temsilen en az genel müdür seviyesinde görevlendirilecek yedi üyeden oluşur” denilmektedir.
Kurulun oluşumunun üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına karşın kuruluş nedenine dönük anlamlı bir gelişme olmamıştır. Atanamayan öğretmen sayısının beş yüz binin üzerinde olmasına umar yaratması gereken Bakanlık görevlisi Tekin ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin fabrika ayarlarıyla oynaşmayı yeğlerken, en son da Kurtuluş Savaşını küçültme amaçlı tartışmalar üretimi ile meşgul. Yazımın başlığına dönüyorum. Emrullah Efendi ve Haşim Paşa’ya mal edilen “şu mektepler olmasa” deyişine bir ekleme yapmak isterim: “Şu Yusuf Tekin ve benzerleri olmasa, bakanlık daha güzel yönetilir.”
