PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ  ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
Köşe Yazarı
PROF. DR. MUSTAFA ALTINTAŞ ÜNİVERSİTEDEN BAKIŞ
 

“ŞU MEKTEPLER OLMASA”DAN” “ŞU MEZUNLAR, ÖĞRETMENLER OLMASA”YA(1)

Ne zaman eğitim, öğretmen ve öğrenci sorunları güncellik ve toplumsallık kazansa aklıma, Osmanlı Maarif Nazırlarından Emrullah Efendi’ye ya da Haşim Paşa’ya mal edilen “Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim” deyişi gelir. Bu deyişi günümüzde “öğretmenler olmasa“, “öğrenciler olmasa” ve hatta “bakanlar olmasa” diye çeşitlendirmek mümkün. AKP döneminde de 19.11.2002 – 04.06.2023 arasında 9 Milli Eğitim Bakanı görev almış, dokuzuncusu Yusuf Tekin bu görevini sürdürmektedir. Ortalama olarak her bakan 32 ay(2,6 yıl)  görevde kalmıştır. Bu dokuz bakan içinde en çok tartışıılan ve tartışma yaratanların ilk sıralarında Yusuf Tekin gelmektedir. Tartışma yalnızca bakanlığı olmayıp, akademik yaşamı, akademik görev ve ünvanı, polemik severliği ile de önde gidenlerden. Belki de 04.06.2023’den bu yana öğrenci, öğrenci velileri, öğretmen adayları ile çatışır durumdadır. Belki de yoğun olarak istifa ya da bakanlıktan affedilmesi istenilen ME Bakanlarının ön sırasında yer almaktadır. (Gerçi bunlara bakan denilmesi, klasik bakan tanımı ile örtüşmemektedir. Bunlara üst müdür, üst görevli/yönetici denilebilir. Wikipedia’da bakan; “bir bakanlığın başında bulunan ve öteki bakanlarla politika kararlarını alıp uygulayan bir siyasetçi” olarak tanımlanmaktadır. Konuyu; Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında toplanan öğretmenlerin Ankara'da başlattığı eylem ve açlık grevine getirmek istiyorum. Türkiye’de hemen her konuda, örneğin doğasını, ağacını, toprağını korumak isteyenler, ücret ve hak edişlerini alamayan işçiler, çalışanlar, emekliler ve emekçiler, yerinde çözüm arayışlarından sonuç alamayınca ve yargıya da güven sıfıra yöneldikçe, ilgili bakanlığın ve gerçekte egemenliğin gerçek sahibi olanların temsilcilerinin (milletin vekilleri) topluca bulundukları TBMM’nin önüne gitme isteğinde ve eyleminde bulunmaktalar. Ancak karşılarına devletin güvenlik güçleri çıkartılmaktadır. Güvenlik güçleri ise, kendilerine verilen görevin gereğini acımasızca kullanarak, Anayasanın 34.üncü maddesi ortada iken, bu hakkını kullananları ters kelepçe takarak, yerlerde sürükleyerek, basınçlı su sıkarak, gaz sıkarak, toma ve coplarla, kalkanlarla açıktan çiğnemektedirler. Oysa ki o güvenlik güçlerinin görevi, Anayasanın 34.üncü maddesindeki toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullananların güvenliğini sağlamak, olası bir saldırı ve benzerlerini önlemektir. Yanı sıra öğretmenlerin öğrencilerine (bunların içinde güvenlik güçleri, bakanlar, yargıçlar, savcılar, başbakan, cumhurbaşkanları da vardır) öğrettikleri ahlak derslerinde “anaya, babaya, ataya ve öğretmene el kaldırılmaz” kuralı ilk başta yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı önünde bunlar olurken, sorunu anlayıp, çözüm için Bakanlığın önüne çıkıp, meslektaşları ile görüşme ya da temsilcilerini davet etme varken, Bay Tekin, gözaltılar ve kolluk gücü ile direnişleri/eylemleri kırılmak istenen öğretmenlerden bilgisi olmadığını davranışını sergileyebilmektedir. Bunların yanı sıra, gözaltılar ve güvenlik güçlerince direnişleri, hak arayışları kırılmak istenen öğretmenler, onlara eşlik eden ana-babaları, çocukları ile alay edercesine “keşke açlık grevi yapmadan önce şikayetlerini gelip Bakanlığa söyleseydiler” diyebilmektedir. Bay Tekin, sergilediği bu hafifliğin yanı sıra, gözlerinin kör, kulaklarının duymaz olduğunu, gazete okumadığını, televizyon izlemediğini, yalnızca ağzı varlardan oluştuğunu da ele vermiş olmaktadır. Bay Tekin bir de varmışçasına, “Hukuk Devleti” dersi verebilmektedir: Diyor ki “Hukuk devletinde önce, bir suç işleyen yapı, hukuksuz işlem yapan bir yer varsa; önce gelinir, idari işlem için itiraz edilir. Ondan sonra bu tür şeylere tevessül edilir. Bakanlığımıza ulaşmış, çalıştıkları okullarla ilgili herhangi bir şikâyet yok. Şikâyet yoksa kim tedbir alacak? Hukuk devleti böyle bir devlettir." Hukuk Devleti vurgunu(!) Bay Tekin’e öğretmenlerin yanıtlarını ve çözüm önerilerimi sonraki yazımda paylaşacağım.  
Ekleme Tarihi: 30 Haziran 2026 -Salı

“ŞU MEKTEPLER OLMASA”DAN” “ŞU MEZUNLAR, ÖĞRETMENLER OLMASA”YA(1)

Ne zaman eğitim, öğretmen ve öğrenci sorunları güncellik ve toplumsallık kazansa aklıma, Osmanlı Maarif Nazırlarından Emrullah Efendi’ye ya da Haşim Paşa’ya mal edilen “Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim” deyişi gelir. Bu deyişi günümüzde “öğretmenler olmasa“, “öğrenciler olmasa” ve hatta “bakanlar olmasa” diye çeşitlendirmek mümkün. AKP döneminde de 19.11.2002 – 04.06.2023 arasında 9 Milli Eğitim Bakanı görev almış, dokuzuncusu Yusuf Tekin bu görevini sürdürmektedir. Ortalama olarak her bakan 32 ay(2,6 yıl)  görevde kalmıştır.

Bu dokuz bakan içinde en çok tartışıılan ve tartışma yaratanların ilk sıralarında Yusuf Tekin gelmektedir. Tartışma yalnızca bakanlığı olmayıp, akademik yaşamı, akademik görev ve ünvanı, polemik severliği ile de önde gidenlerden. Belki de 04.06.2023’den bu yana öğrenci, öğrenci velileri, öğretmen adayları ile çatışır durumdadır. Belki de yoğun olarak istifa ya da bakanlıktan affedilmesi istenilen ME Bakanlarının ön sırasında yer almaktadır. (Gerçi bunlara bakan denilmesi, klasik bakan tanımı ile örtüşmemektedir. Bunlara üst müdür, üst görevli/yönetici denilebilir. Wikipedia’da bakan; “bir bakanlığın başında bulunan ve öteki bakanlarla politika kararlarını alıp uygulayan bir siyasetçi” olarak tanımlanmaktadır.

Konuyu; Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında toplanan öğretmenlerin Ankara'da başlattığı eylem ve açlık grevine getirmek istiyorum. Türkiye’de hemen her konuda, örneğin doğasını, ağacını, toprağını korumak isteyenler, ücret ve hak edişlerini alamayan işçiler, çalışanlar, emekliler ve emekçiler, yerinde çözüm arayışlarından sonuç alamayınca ve yargıya da güven sıfıra yöneldikçe, ilgili bakanlığın ve gerçekte egemenliğin gerçek sahibi olanların temsilcilerinin (milletin vekilleri) topluca bulundukları TBMM’nin önüne gitme isteğinde ve eyleminde bulunmaktalar. Ancak karşılarına devletin güvenlik güçleri çıkartılmaktadır. Güvenlik güçleri ise, kendilerine verilen görevin gereğini acımasızca kullanarak, Anayasanın 34.üncü maddesi ortada iken, bu hakkını kullananları ters kelepçe takarak, yerlerde sürükleyerek, basınçlı su sıkarak, gaz sıkarak, toma ve coplarla, kalkanlarla açıktan çiğnemektedirler. Oysa ki o güvenlik güçlerinin görevi, Anayasanın 34.üncü maddesindeki toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullananların güvenliğini sağlamak, olası bir saldırı ve benzerlerini önlemektir. Yanı sıra öğretmenlerin öğrencilerine (bunların içinde güvenlik güçleri, bakanlar, yargıçlar, savcılar, başbakan, cumhurbaşkanları da vardır) öğrettikleri ahlak derslerinde “anaya, babaya, ataya ve öğretmene el kaldırılmaz” kuralı ilk başta yer almaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı önünde bunlar olurken, sorunu anlayıp, çözüm için Bakanlığın önüne çıkıp, meslektaşları ile görüşme ya da temsilcilerini davet etme varken, Bay Tekin, gözaltılar ve kolluk gücü ile direnişleri/eylemleri kırılmak istenen öğretmenlerden bilgisi olmadığını davranışını sergileyebilmektedir. Bunların yanı sıra, gözaltılar ve güvenlik güçlerince direnişleri, hak arayışları kırılmak istenen öğretmenler, onlara eşlik eden ana-babaları, çocukları ile alay edercesine “keşke açlık grevi yapmadan önce şikayetlerini gelip Bakanlığa söyleseydiler” diyebilmektedir. Bay Tekin, sergilediği bu hafifliğin yanı sıra, gözlerinin kör, kulaklarının duymaz olduğunu, gazete okumadığını, televizyon izlemediğini, yalnızca ağzı varlardan oluştuğunu da ele vermiş olmaktadır.

Bay Tekin bir de varmışçasına, “Hukuk Devleti” dersi verebilmektedir: Diyor ki “Hukuk devletinde önce, bir suç işleyen yapı, hukuksuz işlem yapan bir yer varsa; önce gelinir, idari işlem için itiraz edilir. Ondan sonra bu tür şeylere tevessül edilir. Bakanlığımıza ulaşmış, çalıştıkları okullarla ilgili herhangi bir şikâyet yok. Şikâyet yoksa kim tedbir alacak? Hukuk devleti böyle bir devlettir." Hukuk Devleti vurgunu(!) Bay Tekin’e öğretmenlerin yanıtlarını ve çözüm önerilerimi sonraki yazımda paylaşacağım.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emin Semih Özkök
(30.06.2026 11:20 - #5914)
Değerli yol büyüğüm, ülkedeki hukuk çoktan bizi terk etti ve nereye gittiği de belirsiz. Daha da vahim olan bu duruma alıştırmış ve halinden memnun bur toplum var. Elinize sağlık saygıyla 0
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Hasan
(30.06.2026 13:43 - #5917)
Hocam bunlar varken haklı olmanın anlamı yok.(Adana,Kayseri, Polatlı).
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.