Şair, yazar Özgün Enver Bulut, 1965 Mazgirt/ Dersim doğumlu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Elazığ’da, üniversiteyi Kütahya Yönetim Bilimleri Fakültesi’nde okudu. Karikatürle başladığı sanat yaşamına yazı ve şiiri dâhil etti. Lise yıllarında Gırgır ve Çarşaf dergilerinde karikatürleri yayımlandı. Yaşamına şiir girince karikatürden uzaklaştı. Edebiyat/ sanat dergilerinde şiirler ve yazılar; Artı Gerçek gazetesinde haftalık yazılar yazdı. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. Biri antoloji olmak üzere, sekiz şiir, bir eleştiri, bir de inceleme kitabı.
ESERLERİ: Şiirlerin Diliyle Dersim (Antoloji),Ve Çanakkale Ve Şırnak Ve Balveren,
Aşkın Gayri Resmi Tarihi, Anıya Şarkı, Efsun, Kırılma Vakti, Kuşların Kanadına Sarıldım, Kedinin Şairi (Şiir). Dersim Kültür Sanat İçinde (Eleştiri), Xızır Ormanının Koynunda Bir Köy Dereköy (İnceleme). Anlatılan Onların Şiiridir. Şiir ve Devrim. Kalbe Gazel Bugün Şair, yazar Özgün Enver Bulut son şiir kitabı kalbe gazel’i tanıtmaya çalışacağım. Kitabın tanıtım metninden kapağından küçük bir alıntı.
Bellek ve vicdanın iç içe olduğu, bir dönemin tanıklığına eğilen şiirlerin yoğunluğu ile başka bir dönemin tanıklığı yan yana durur. Tarih belki de zamanda eriyendi. Ancak şiir, tarihi de zamanı da içine alandı. Bu anlamda zamanlar arası bir mirasın aktarıcısıdır Özgün E. Bulut. Kalbindeki yaraları, belleğindeki izlerle birleştirerek bugüne getirime telaş ve kavgasını gözetir Kalbe Gazel’de.
Sorumluluk, vefa ve güzelin tutanakçısı olmanın derdi ağır basar Bulut’ta. Gazel, aslında aşk ve sevda şiiridir. Özgün E. Bulut’un gazelleri de sevilene yazılmıştır. Ancak bu sevilenler halkın tam da kalplerinin en derininde yer alanlardır. Zor bir arayışın peşine düşmüştür Bulut. İnandığı değerler onun omzuna bu yükü yüklemiştir.
Kalbe Gazel’de yer alan şiirler, anımsama ve anımsatmanın şiirleridir. Kalbin ve ışığın tutanakçısı belleğe, bir dönemi ve bugünü yerleştirme çabası da demek mümkün. Kalple derdi olan şair, dertle kalbi ayırıp tutanaklara büyük bir mirası taşıma özgünlüğünü gözetmiştir. Her kitabında olduğu gibi vicdanı, vefayı ve samimiyeti arama ve şiirle söyleme deneyleri burada da devam etmektedir. Yunus’un söylediği gibi “nice yumuşak söylese sözü” sözün gideceği yeri bilen kişidir şair. Özgün E. Bulut söylemek istediğini nezaketle söylemektedir.(1)
Şiir kitabına adını veren kalbe gazel’den bir bölüm ve kitabın ilk şiiri…
kalbe gazel
…
son bulut içeri süzüldü pencereyi kapattığın an
odasız evde bulutun tutsaklığına ağladı kalbin
içine kök salmış korkuları söküp attı rüzgâr
sabrına rüyalar indirip çalan saati dinledi kalbin…
Lirik dille söylenmiş şiirlerin izci fişeğini atmış. Kitapta yer alan şiirlerin toplamı bir özlem, duyumsama, hasret, doğa, direniş ve dinç şiirlerinin yoğunluğu aslında büyük bir aşkın dile gelmesini anlatıyor…
Rüya sığınmaktı. Ya da ruhun bedene yüklediği yüktü. Uyumadan da rüya görür insan. Ben gördüm. Garip! Uyanık değildim. Uyumuyordum da. Nasıl oldu bu peki? Oldu. Gördüğüm rüyanın çıkmasını istemedim. Rüya olsun istemediğim her şey gerçek oldu. Gerçekler rüya. Benim bana kurduğum tuzaktı rüya. Kendimi kandırdığım son oyun.(2)
Bu sözler, gerçeklik ve bilinçaltı arasındaki sınırın belirsizleştiği, rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı melankolik ve felsefi bir iç hesaplaşmayı ifade ediyor. Bilinçaltında kalan yüzleştiğimiz bir mekâna döner rüyalar. Gün içinde yaşadığımız bizi derinden etkileyen olaylar beynimizde onay ve ret eden sinyaller silsilesi belleğimize depolar. Bu öyle bir anda tekrar eder ki gün içinde bazen ben bu yeri daha önce görmüştüm, yaşamıştım sanki dediğimiz olmuştur. Uyanıkken görülen rüyadır bu. Ve gece uykuya daldığımızda vücudumuz ve beynimiz savunmasızdır. Gün içinde stresten uzak sakin bir zaman yaşadığımızda, mutluyken rüya daha az görülür. Gece uykumuzda bilinçaltımız temizdir ve derin rahat bir uykuyla günü tamamlarız. Şairin yaşadıklarının gece ya da gündüz fark etmeksizin kendisin bu dünya düzeninde oyunun bir parçası ve figüranı olduğunu anlatma gayretinde.
Kalbe Gazel; “feryâd, zamana gazel ve arkadaşlara selam” olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Feryâd: On bir şiir. Zamana gazel: On beş şiir Arkadaşlara selam: Dört şiir.
Her bölümün kendi içinde bir birine devreden ruh hali içeriyor. Günümüzde çok okunan medyatik şairlere bir sesleniş olarak okumakta mümkün Gazel okumak… Yani, hariçten gazel okumayın, bir de beni dinleyin diyor.
Küçük bir hatırlatma. Gazel, dîvân şiirinin en çok kullanılan ve en önemli nazım şekillerinden birisidir. Bu kelime Arapça’da, “kadınlarla sevgi hakkında konuşmak” anlamına gelmektedir. Arap edebiyatında önceleri kasîde nazım şeklinin bir bölümü olan gazel, sonraları gelişme gösterip bağımsız bir nazım şekline dönüşmüştür. Gazelin ilk beyti kendi arasında kafiyeli, sonraki beyitlerin ilk mısraları bağımsız, ikinci mısraları ise ilk beyitle kafiyelidir (aa ba ca da ea ....). Gazelin ilk beyti matlâ; son beyti makta‘; ikinci beyti hüsn-i matla‘, sondan bir önceki beyit ise hüsn-i makta‘ diye isimlendirilir. Şairin mahlası, hüsn-i makta‘ veya makta‘ beytinde geçer. Mahlasın geçtiği beyt, mahlas-hâne veya mahlas beyti adıyla anılır.(3)
Evet, gelenekten beslenmiş şiirleri ama günümüzün koşullarını gözeterek meselesini yalın bir dille anlatmış. O yüzden günümüz şiirine ve şairlerine bakış açısını göstermek istemiş. Öyle yüksek perdeden değil dip akıntının şiirini benimsemiş. Farkındalık yaratma çabası değil içtenliğini, samimiyetini dillendirmiş.
Çok satan, çok okunan nitelik mi nicelik mi? Sorusunu da sorguluyor bir bakıma. Bugün Dünya’da komşularımızda yaşanan savaş, trajediyi daha iyi anlamamıza yol açıyor. Öngörü sahibi bir şair kimliği var Özgün E. Bulut’un. Kalbe Gazel’in yayın tarihine bakınca 12.06.2025 neredeyse bir yıla yaklaşıyor. Bunu belirtmemde ki neden benim bile geç fark etmiş olmaktan üzgünüm. Evet, ülkemizde inanılmaz şiir birikimi var. Ama aradığımız devamlı altını çizdiğimiz nitelikli şiir. Çağını yakalamış şair ve yazarlardan söz ekmek artık bir zorunluluk. Köşemde yer verdiğim edebiyatçılar öylesine popüler ‘çok satan’ değil topluma değer katan ama kendi köşesinde bağırıp çağırmadan, kendi edasında dip sularının akıntısıdır, suyun çıktığı göze, pınar diye tabir ettiğimiz türden. Nitelikli eserlere sahip çıkmak. Ün ve unvan peşinde olmayan, varacağı yolu bilen edebiyat emekçilerinin sesini duyurmak…
Kalbe Gazel tamamen tematik bir yapı örgüsü var. Bölümler arasında bağlantı ve köprü oluşturmuş. İlk bölümü olan Feryâd: On bir şiir. Hepimiz çevreleyen yalın bir dil. İçimiz okuyan şiirleri okumak mümkün.
Zamana gazel: On beş şiir var ki her bir şiir sizi sarıp sarmalar. Okuduğum şiirler bana yıllar önce bir web sayfasında okuduğum metni hatırlattı. O metni tekrar sizinle paylaşmak isterim. Çünkü durum çok vahim ve yıllar önce üç fidanın yaptığı hareketin şimdi nedenli doğru olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. üç fidana gazel ve mahire gazel şiirleri okuyunca bana Üçüncü Dalga Deneyini hatırlattı.
Üçüncü Dalga Deneyi
1967’de yapılmış ve uygun şartlar altında Nazi olmanın ne kadar kolay olduğunu gösteren etik dışı bir psikoloji deneyi. “Alman halkı soykırımın yapılmasına neden ve nasıl izin verdi?” Bu soru birçok meraklı öğrenci tarafından tarih öğretmenlerine sorulmakta. Her ne kadar basit bir cevabı bulunmasa da gizemi insan psikolojisinin karmaşıklığının derinlerinde yatıyor diyebiliriz. 1967 yılında Kaliforniya eyaleti Palo Alto şehrindeki Cubberley Lisesin’de, öğretmenlik kariyerinin ilk yıllarında olan Ron Jones’a göre bu sorunun cevabı, söylemekten çok göstermekten geçiyordu. Bu düşüncesi daha sonrasında çalıştığı okuldan kovulmasıyla sonuçlansa da, bu yazımızda Ron Jones’un sonuçlarını kendisinin dahi öngöremediği bir psikoloji deneyinden bahsedeceğiz.
Ron Jones, Stanford Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş, oldukça karakteristik ve “havalı” bir öğretmendi. Derste uyguladığı kendisine özgün ilgi çekici ve eğlenceli teknikler sayesinde dersine kayıtlı olmayan öğrenciler dahi kendi derslerini ekip onun dersine katılmaya çalışıyordu.
1967 yılı, Nisan ayının ilk haftaları.
Birinci Gün: Ron pazartesi günü olan ilk dersine başlamadan önce sınıfı çok titiz bir şekilde temizledi. Sıraları olağandışı bir şekilde hizaladı. Işıkları kararttı ve öğrencilerin sınıfa girdiği süre boyunca Wagner tarzı (Richard Wanger, ünlü bir Alman opera bestecisi) bir müzikle onları karşıladı. Normal şartlarda devamsızlık takibi bile yapmayan Ron, öğrencilerine başarıya ve güce giden yolun anahtarını verebileceğini söyledi. “Disiplin yoluyla güç!”
“Hadi bu sınıfa biraz disiplinle yardım edelim” diyen Ron, her zamanki karakterinin dışına çıksa da “havalı” bir öğretmen olarak görüldüğü için kimse duruma itiraz etmedi diyor Philip Neel, eski öğrencilerinden biri. Yıllar sonra olay üzerine konuşan öğrenciler, Ron’un gruba katılanlara ve yeterince çaba gösterenlere A vereceğini, deneye katılan ama yeterince çaba göstermeyenlere C vereceğini ve deneye katılmayan ya da deneyi engelleyecek bir davranışta bulunan öğrencilere ise F vereceğini ve ders boyunca kütüphanede çalışmak zorunda olacaklarını söylediğini iletiyorlar. Elbette burada deneye “katılmak” oluşan bu yeni “grubun” başarılı ve sadık bir üyesi olmaktan başka bir şey değildi. Ron ilk gün için öğrencilerin sıralarında nasıl oturması gerektiğini oldukça sert kurallarla belirledi. Herkesin pozu oldukça dik ve net olmalıydı. Deneye katılan öğrencilerden biri olan Steve Coniglio bu yeni oturuş pozisyonunun faydasını daha ilk günden görmeye başladıklarını söyledi. “Daha iyi nefes almaya başlamıştım ve derse daha çok katılıyordum” diye ekledi. Jones ilk günü birkaç başka kuralı tanıtarak kapattı. Öğrenciler ikinci bir zili duyana kadar sınıfta öğretmeni sessiz ama dikkatli bir şekilde dinlemeliydi ve eğer bir katılımda bulunmak ya da soru sormak istiyorlarsa bunun için ilk önce izin almalıydılar ve bunu üç kelimeden daha az olacak şekilde yapmalıydılar. Johes ilk günün sonunda herkesin havaya girdiğini görmüş ve oldukça memnun olduğunu belirtmiş. Fakat Mark Hancock (deneye katılan öğrencilerden) bu durumun Nazi yaşam tarzını benimsemeye heveslenmekten çok üniversiteye geçme aşamasında olduklarından ve bu nedenle de deneye katılımın yüksek harf notu getirdiğinden kaynaklandığını belirtiyor. Jones daha sonrasında deneyin sadece bir gün süreceğini düşündüğünü ve ertesi gün sınıfa girdiğinde öğrencilerin askeri pozisyonda onu bekleyeceklerini tahmin edemediğini bile söylemiş.
İkinci Gün: İkinci günde bütün sınıfı sıralarında gözleri açık, dikkatli ve muntazam bir şekilde bulan ve durumu değerlendiren Jones tahtaya doğru gidip bir önceki günün sloganı olan “Disiplin Yoluyla Güç”ün altına “Birlik Yoluyla Güç” yazarak ikinci günün sloganını oluşturmuş. “Derse birlik hakkında konuşarak başladım – tek bir kişiden büyük, daha eğlenceli olan bir şeyle” demiş Jones daha sonrasında. İkinci günü önemli kılan bir diğer nokta ise Ron’un Hitler tarzı bir selamlama üretmesi ve bu selamlamayı sınıftaki her öğrencinin grubun diğer üyelerini gördükleri zaman hem sınıfta hem de sınıf dışında yapmalarını zorunlu kılması. Bahsini ettiğimiz selamlamayı, bu deneyi canlandıran “Die Welle” adındaki bir filmden aldığımız karede görebilirsiniz. Yavaş yavaş öğrencileri ele geçiren ve sınıfın dışına taşan bu akıma da “Üçüncü Dalga” adını verdiler. Sınıfın sessizliği çalan zil ile dağıldı ve Ron öğrencilerini oluşturduğu bu yeni hareketle selamladı ve Nürnberg mitingini ürkütücü şekilde andıran sınıf, öğretmenlerini mükemmel bir uyum içinde selamladı.
Üçüncü Gün- Gizli Polisin Kurulması: Deneyin gerçekleştiği dersin adı “Çağdaş Dünya Tarihi” idi ve normal kontenjanı 30 kişiden oluşmaktaydı. Deney sınıfın dışında konuşulmaya başlamıştı ve üçüncü gününe ulaştığında sınıftaki öğrenci sayısı 43’ü bulmuştu. Dersi almayan ya da o saatte boşluğu olan öğrenciler Ron Jones’un bu ilgi çekici ve tuhaf deneyine katılmak için can atıyordu. Jones ortaya grup üyeliği kartı fikrini attı ve grubun içinden bir kaç öğrenciyi kendisi için oluşturduğu “elit koruyucular” olarak seçti. Üçüncü Dalga grubunun bütün üyeleri diğer insanları kendi gruplarına nasıl dahil edebilecekleri üzerine eğitim aldılar. Jones daha da ileriye giderek bütün öğrencilerden gözlerini kapatmalarını ve ellerini sıranın üzerine yerleştirmelerini istedi. Sınıfın içinde sessiz bir şekilde dolaşan Jones üç kişinin omzuna sessizce dokundu. Sınıftan gözlerini açmalarını istedikten sonra dokunduğu bu üç kişinin artık sınıfın polisi olduğunu ve sınıf kurallarını çiğneyen herhangi bir davranışı kendisine bildirmekle yükümlü olduğunu söyledi. Buna ek olarak da sınıf içinde üç kişiden fazla kişinin bir araya gelip konuşmasını yasakladı. Jones’un istediği olmuştu; gizli polisler sınıf içinde ve dışında ihlal edilen bütün kuralları gözlüyor ve gidip liderlerine, Jones’a, bildiriyorlardı. Suçlu grup öğrencilerini öğrenen Jones, onları teker teker sınıfın ortasını çağırıyor, suçlarını okuyor ve nasıl yargılanacaklarını anlatıyordu. Bu suçlamalardan önce de sanığın neden suçlu olmadığını anlatmasına izin veriyordu. Yargılandıktan sonra suçlu bulunmak grup üyeleri tarafından dışlanmak anlamına geliyordu. Hatta Jones daha da ileri gidip korkunun da etkisini profesyonel bir şekilde kullanarak, bu durumun üniversiteye gitmelerini engelleyebileceğini dahi söylemişti.
Dördüncü Gün- “Büyük Resmin” Duyurusu: İşler ilginç bir hal almaya başlamıştı. Ron Jones’u öğretmenler odasına kadar takip edip onunla birlikte içeri girdikten sonra başka bir öğretmenin tepkisiyle karşılaşıp sınıftan kovulan bir öğrenci, kendisinin Ron Jones’un özel koruması olduğunu ve onu dışarı atamayacağını söylemiş. Jones tam olarak bu noktada işlerin çığırından çıkmaya başladığını, deneyin öğrenciler için biraz fazlaya kaçmaya başladığını fark etmiş. Üçüncü Dalga akımı o denli kontrolden çıkmaya başlamış ki bölgedeki diğer okullardaki öğrenciler okullarını ekip Ron Jones’un Çağdaş Dünya Tarihi dersine katılmaya başlamış. Jones artık deneyi bitirmesi gerektiğini ve bunu öğrencilerine güzel bir ders vererek yapması gerektiğini düşündü. Ron öğrencilerine “Üçüncü Dalga” adındaki ulusal bir hareketin parçası olduklarını ve Amerikan politikasında bir devrim etkisi yaratabileceklerini söyledi. Herkes çok heyecanlıydı. Ron, ertesi gün bu akımın gerçek liderinin önünde binden fazla öğrenci grubunun ayağa kalkacağını ve ona bağlılık yemini edeceklerini söyledi. Toplanma günün sonunda olacaktı ve sadece grup üyeleri katılabilirdi. Tesadüfi bir şekilde bir kereste firması için “Üçüncü Dalga Geliyor!” adında bir poster yayınlayan Time Magazine öğretmenlerinin (Ron Jones) söylediklerini kanıtlamış oldu. Öğrencileri üzerindeki kontrolünü arttırmak isteyen Ron, gücünü gösterecek bir gösteri tasarladı. Grubun ve akımın geçerliliğini öncesinde sorgulayan üç muhalif kıza kütüphaneye kadar eşlik etti ve burada “esir” olduklarını, toplanmaya katılamayacaklarını söyledi. Bu üç kız dışında herkes sözü edilen bu büyük toplanmaya davetliydi.
Beşinci Gün- Cuma: Öğleden sonra öğrenciler miting için geldi. Hemen hepsinin ellerinde afişler vardı ve sloganlar atıyorlardı. Üçüncü Dalga’nın bölgedeki üç yerel okuldan gelen 200’den fazla üyesi vardı. Jones birliklerini son kez inceledi. Bir yandan da birliğindeki herkesin “Güç Yoluyla Disiplin” sloganını atmalarını sağlıyordu. Bu da onların son matrasıydı. Saat 12:05’i vurunca Ron Jones televizyonu açtı. İki dakika boyunca boş ve statik bir ekranda hiçbir şey oynamadan beklediler. Ekranın parlaklığı çocukları ürkütücü bir şekilde aydınlatıyordu. Saat 12:07’ye geldiğinde çocuklar ortada bir lider olmadığını fark etmeye başladılar. Ulusal bir hareket yoktu. Bir hayal kırıklığı havası vardı. Jones konuşmaya başladı. Ortada bir liderin olmadığını ve hepsinin manipüle edildiğini anlattı. Onlara kendi güç arzuları nedeniyle ne denli rahatsız edici bir duruma itildiklerini anlattı. Disiplinin verdiği rahatlık için kendi özgürlükleri üzerine pazarlık ettiklerini söyledi. Üstün hissetme cazibesinin onları mitinge katılmaya iten en büyük neden olduğundan bahsetti. Onlara istedikleri zaman bu oluşumu terk edebileceklerini bilmelerine rağmen kimsenin gitmediğini söyledi ve eleştirel bir şekilde ne kadar daha ileri gitmeyi düşündüklerini sordu. Sonrasında Jones, öğrencilere Nürnberg mitinginin kliplerini, toplama kamplarını ve Üçüncü Reich’ın yükselişini içeren bir video klip izletti. Öğrencilerin çoğu bazıları şoktan bazıları ise bütün bu olanların sona ermesinin ardından hissettikleri rahatlama nedeniyle ağlamaya başladı. Ders hem güçlü hem de derindi.(4)
Sizlere bir şeyler hatırlatıyor mu? Okullarda Ramazan ayıyla beraber, Ramazan etkinlikleri düzenleniyor okul süslemeleri, sınıf süslemeleri, okul koridorunun Ramazan Sokağı oluşturulması, örnek sınıf seçilip ödüllendirilmeler, çocuklara oruç dayatılması, tekne orucu tavsiye edilmesi... "Maarifin Kalbinde Ramazan" temalı eğitsel ve sosyal etkinlikler kapsamında öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeye gibi, gibi… Türkiye’deki eğitim sisteminin çürümüşlüğü bir kez daha gözler önüne seriliyor. Devlet okullarında çocuklar okula aç gidip eve aç dönenler var. Daha da vahimi Muğla’daki bir ilkokulda öğretmenin, öğrencilerden iftar sofrası hazırlanırken fotoğraf göndermelerini istediği iddiası başka tartışma yaratması. Laikliğin temeliyle oynayan düzmece insanlara fırsat vermemeli.(5)
Konu konuyu açıyor ama yazmadan olmuyor. CHP’nin öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek verilmesine ilişkin kanun teklifi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.(6)
Çağını çağdaşı olan nadir edebiyatçı kimliğini şiirleriyle ortaya koyan bir şair. Şiir yazmak hiçbir zaman kolay olmadı. Şiir okuru entelektüel birikimi olan eleştirel bir gözle dünyayı sorgulayandır. Buraya kadar yaptığım alıntılar sizi yormuş ola bilir ama şairin düşünce duygu derinliğini anlatmak için nasıl emek vermediğini değinerek geçiştiriyorum. Ne zaman nede sayfam buna müsait.
Zamana Gazel Bölümü bizlere ölümsüz eser bırakan Fuzuli’den bir dizeyle selam veriyor.
"Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Dert çok hem-dert yok düşman kavî tâli’ zebûn" Fuzuli
“Dost ilgisiz, felek acımasız, çağ sükûnetsiz çok
Düşman güçlü talih güçsüz dert çok dertdaş yok”
Zamana Gazel’de anlatılan insanlar bir dönemin devrimcileri. Türkiye sosyalist hareketinin en hızlı, en üretken, en öncü kadroları ve önderleri. Mahir’den Cevahir’e, Ulaş’tan Sabo’ya, Nurhak’tan Kızıldere’ye uzanan bir yol.
Şair Özgün E. Bulut son şiir kitabında sevginin sevilmenin değerini bizlere lirik diliyle anlatmaktan vazgeçmiyor. Daha sevgi sadece insana özgü olan ve evreni kaplayan yüceliği anlatıyor. Kendi özelindeki sevgiyi bizimle paylaşıyor. Bir söyleşisinde değinmiş
…Sevmek insanı yüceltir. Yüceltmekle kalmaz, iyi olan ne varsa oraya götürür. Güzeli, güzelliği, kapıları, dağları, kedileri, sokağın sesini, hayvanlarını, müziğin tınılarını, resmi, şiiri severim. İnsanın yanında başını omzuna koyacak dostları varsa sevgisi de büyür.
Ulaş’a Gazel
ne zaman umut desem, sevgi çoğaltan gözlerden geçerim
güzeller eline konan kuşların ötüşünden geçerim
rüzgarın aralıksız vurduğu anlamlar hep direngendir
kaşların, gözlerin, amansız dilinden geçerim
bir anı yakalayıp büyük bir sese ortak eder tarih
siyah beyaz görüntüleri resimleyip içinden geçerim
kuşatılmış evlerin soğuk betonlarında gönüller yanar
mahşer yeri olan bahçeye gül döker geçerim
ışık tutkuyla bakar büyük sarılmanın ruhuna
bağrıma ulaşı saklar, dizimi döve döve geçerim
arkadaşlara selam* bölümünde küçük bir alıntıyla son vermek isterim.
bir tünel daha kaz şehre çıkan
bir rüyaya vur kazmayı
parçalansın işkencecinin kahrı
gel, otur yanı başıma
dostun gölgesi ağırdır
biraz gelen mektuplardan demlenelim
ve tünelin diğer ucundan bakalım
her şeye, maviye ve denize
martılara kadeh kaldıralım
kalbimize yerleşsin son derviş
adına şiirler söyleyelim
gözlerinden şarkılar aksın
bütün yaraların üstüne tuz niyetine…
*8 Ekim 1980’de idam edilen Necdet Adalı’nın ailesine yazdığı mektubunun son cümlesi ‘arkadaşlara selam’ diye biter. (Bu şiir kuşların kanadına sarıldım isimli şiir kitabında yer almış.
Son şiiri isyan son dizesi bize sesleniş ve umudu çağrıştırıyor.
yarın görüşürüz arkadaşlar…
Ne diyelim yarından tezi yok selama karşılık verelim Kalbe Gazel’i okuyalım, sahip çıkalım. Bu sözü de ben ileteyim günümüzde şairim diye geçinenlere "Hariçten gazel okumak yasaktır"
1- https://ilketv.com.tr/ozgun-enver-bulutun-yeni-siir-kitabi-kalbe-gazel-raflarda/
2- https://www.instagram.com/p/DSlCZCngFuf/
3- https:// acikders.ankara.edu.tr/
4- https://tzv.org.tr/psikoloji/ucuncu-dalga-deneyi-alman-halki-soykirima-nasil-izin-verdi/
5-https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/bir-veli-ogretmenin-istegini-okul-yonetime-tasidi-etkinligin-yapilmayacagi-aciklamasi-geldi-ilkokulda-iftar-fotografi-tartismasi-2483455
6-https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/chpnin-ogrencilere-bir-ogun-ucretsiz-yemek-verilmesine-iliskin-kanun-2319149
Kalbe Gazel - Özgün E. Bulut - 12.06.2025 Totem Yayıncılık 74 sayfa…
