Özcan Öztürk-Şair-Yazar
Köşe Yazarı
Özcan Öztürk-Şair-Yazar
 

Tanıyınız İstedim Eylül Yorgunu'nu, Sevil Güner Ener’i...*

1990’lardı Sıdıka Su, “Cihangir’e yeni taşındı seni tanıştırmak istiyorum, Danimarka’dan yeni geldi” diyerek tanıştırdı beni Sevil Güner Ener ile... Böyle başladı dostluğumuz, onlarca yıl yarenlik ettik. Esat AYHAN Yayın Tarihi: 30 Temmuz 2018  Yazıp yazmama konusunda çok düşündüm; ben mi yazmalıyım, yoksa çok daha yakın arkadaşları mı veya ressam bir dostu mu diye? Bu hafta son yerleştiği / son yurdu Eskişehir’den Ankara’da bir bakım evine kaldırıldığını duyunca, ben kişisel duygularımı ve anılarımı yazayım sonra yazmak isteyenlerde yazsın diye düşündüm. 1990’lardı Sıdıka Su, “Cihangir’e yeni taşındı seni tanıştırmak istiyorum, Danimarka’dan yeni geldi” diyerek tanıştırdı beni Sevil Güner Ener ile... Böyle başladı dostluğumuz, onlarca yıl yarenlik ettik; kah Türkiye’nin derin mevzuları, kah sanat velhasıl yaşama dair her şeyi konuştuk... Çok özeldi, çok güzeldi, çok birikimli idi ama hep merakta bırakan bir gizemi vardı... Ortak çevremizden duyardım üniversite yılları ve sonrası çok ama çok yetenekli ve bir o kadar zarif güzelliğiyle baş döndürdüğünü ve entelektüellerin hepsinin ilgisini çektiğini... Bir gün elinde bir resimle çıkageldi ve “Bunu size hediye etmek istiyorum” dedi. Resmi gördüğümde inanamadım zira ilk siyasi bilincimi oluşturan kitaplardan birisinin kapak resmi idi, sevgili dostumuz Erdal Öz’ün “Yaralısın” kitabının... Türkiye bir değer bilmezler ülkesidir ve maalesef gözümüzün önünde yitip giden binlerce çok değerli aydınlar mezarlığıdır... Sevgili Sevil Güner Ener onlarca yıllık birikimini, kendi resimleri başta olmak üzere biriktirdiği çok önemli sanat koleksiyonunu bir müze, bir vakıf veya bir üniversiteye bağışlamak için Eskişehir’e ani bir kararla gitti yıllar önce. Ve tabi ki Eskişehir ve de üniversite yeni bir hayal kırıklığından başka bir şey olmadı. Orada yaptırdığı küçük bahçeli evinde kedileri, çiçekleri, anıları ve resimleriyle yaşadı. Bir kaç aydın Eskişehirli öğrencisiyle sanatını paylaştı. Bu arada kâh telefonla kâh İstanbul’a geldiğinde görüştük. Son gördüğümde sağlığı da iyi değildi, belindeki hastalık ağırlaşmış kamburlaşmış ve zor yürüyordu. Ve çok üzüldüm bu haline sevgili Güner Hanım’ın... Ortak dostumuz Nur Hanım dün 5-6 ay önce Ankara’daki yeğenlerinin Eskişehir’e gelip Ankara’daki bir yaşlılar bakımevine yatırdıklarını söylediğinde yüreğimde ve beynimde bir tel kırıldı ve gözyaşlarımı durduramadım. Yurtdışında böylesi bir sanatçı olsa halkı bir kenara bırakınız Kültür Bakanlığı tüm imkânlarını seferber eder bu insanı yaşamının sonuna kadar refah içinde yaşatır, eserlerini halkla paylaşır ve gelecek nesillere ulaşmasını sağlardı. Bu yazı biraz da bunun için kaleme alındı. Eylül Yorgunu adlı öykü kitabını her insanın okumasını öneririm, Sevgili avukat arkadaşım rahmetli Şafak Kobaş ile Güner Ener’i tanıştırmıştım. O an Şafak çığlık attı ve “12 Eylül’de Mamak cezaevindeki tüm kadın tutuklularının yaşam rehberidir o kitap” dedi Ve bu kitabı yeniden bastırmak için kolları sıvadı, elbirliği ile “Eylül Yorgunu” tekrar basıldı, okuyucu ile buluştu... Sevil Güner Ener’i Eylül Yorgunu’ndan alıntı bir kaç satırla tanıyınız, geri kalanı zaten siz kitabı bulur okursunuz: “Dışardakilerin dertleri başlarından aşkındı. Kimsenin kimseyle uğraşacak hali yoktu. Olduğumuz yerde unutulup gittik. Bu yadırganamaz. Hiç yaşamamış, hiç varolmamıştık sanki. Tıpkı ölülerine davrandıkları gibi... İçerde her şeyler anlamını yitirdi. Çiçekleri sulamak faydasızdı örneğin güneş görmedikleri için büyümüyorlardı. Uzamış boyunları, sapsarı benizleriyle dik durmaya çabalamaları ilk günlerde dayanılmaz bir şeydi. Sonra ona da alıştım. Her şeylere alıştım. Uyandığım zamana sabah demeye, saçlarımı aynaya bakmaksızın taramaya, ilgilenmemeye, beklememeye, -ah beklememeye bile – hiç nedensiz bir takım eylemlerde bulunmaya... Bir de unutabilsem! ...” Evet, bu ülke çok nitelikli insanlarını eğer kapitalizme hizmet etmiyorsa görmemeyi, önemsizleştirmeyi ve tüketmeyi huy edinmiştir sanki. Bu durumda elimizden geldiğince bu değerlere sahip çıkmalıyız ve hatta hayatta iken sağlıklı iken sevgi ve saygımızı göstermeliyiz diye düşünüyorum. Tanıyınız istedim Sevil’i, Eylül Yorgunu'nu, Sevil Güner Ener’i... İyi ki tanımışım sizi. Sevgiyle, minnetle, saygıyla... (EA/HK) Kitapları: Eylül Yorgunu (Yankı Yay. 1969; 2. Baskı İmge Yay. 2015), Camın Kırık Yerindeki Mavi (1972), Kel Kız (çocuklar için 1990) Bu yazıyı okuduğumda beni etkisi altına almıştı. Aslında bir tesadüf sonucu İmge Kitapevinde indirimli raflar kitaplarını incelerken gözüme çarpmış; ayaküstü okurken Sevil Güner Ener’in Eylül Yorgunu isimli eserinde on öykü var. Kitabın içindeki başlıkları okurken Tuzluçayır isimli öyküsünden çok beğenmiştim. Eylül Yorgunu isimli eser Yankı Yayınlarınca 1969 yılında yayınlanmış. Benim doğduğum yıl, kitapla yaşıtız. Tuzluçayır çocukluğumun, gençliğimin geçtiği o çalkantılı 1970 – 1980 li yıllar. Rahmetli babam bağ bahçe işlerinden çok iyi bilen köyden kente göç etmiş toy bir delikanlı. Tuzluçayır gecekondu mahallesi. Doğudan ve İç Anadolu’nun her yerinden göç alan Mamak ilçesi. Samsunyolu asfaltının köşe taşlarından. Üstüne şarkılar yazılmış Mamak Cezaevi v.s. Kitap mahallemin renkli köşelerini insanlarını anlatırken. Kitabı alıp okuduğumda 2016 yıllarına denk gelir. Eylül Yorgunu çok etkileyiciydi. Okumanızı mutlaka ama mutlaka okumanızı isterim. Anlatımı başlı başına o dönem içinde olsun bugünde olsun etkisinden çıkamadığım bir eser. Yukarıda giriş kısmında yer verdiğim Ankara’daki bir yaşlılar bakımevine yatırdıklarını söylediğinde yüreğimde… Bu satırı kaleme alan Esat AYHAN yazısını okuyunca üzüntü içine girdim. Güner Ener’e ulaşmak onun yanında olduğumu, kitabına olan hayranlığımı anlatmak istedim. Peki benim tanımak istediğim Sevil Güner Ener kimdir? Sanatçı Güner ENER 1935 yılında Samsun’da doğmuştur.1973 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü, Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden birincilikle mezun olmuştur. Cambridge Studio Schooldan diploma, Cambridge Üniversitesinden İngiliz Dili ve Edebiyatı sertifikası ve 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Yoğunlaştırılmış Pedagoji Kurslarından alınmış sertifikaya sahiptir. Profesyonel ressam ve yazardır. 1971 yılında ressam Orhan Taylan’ın bir sergisine “önsöz” olarak konulan resmiyle ilk kez tanıtılmış ve ilgi uyandırmıştır. 1973 yılında Paris Televizyonu Güner Ener ve sanatını tanıtan bir program yayınlamış, 1974 yılında İstanbul’da ilk kişisel sergisini açmış, 1974-1993 yılları arasında İstanbul, Ankara, Bratislava, Kopenhagta kişisel sergiler gerçekleştirmiş ve karma sergilere katılmıştır. Resimleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda (İstanbul, Ankara, İzmir, Prag, Bratislava, Helsinki, Oslo, Kopenhag, Viyana, Newyork) ve müzelerde (Bratislava,Bakü) bulunmaktadır. 1989 yılında bir eseri Unicef kartı olarak basılmış ve bütün dünyada “best-seller” lar arasına girmiş, bu başarısı onu Unicef arşivine geçirmiştir. Bir başka yapıtı, Unicef 1999 yılı takvimi için tüm dünyadan derlenmiş yüzlerce resmin arasında öne çıkan 12 resimden biri olarak seçilmiş ve basılmıştır. Türkçeden İngilizceye çevirdiği, mimar Vedat Dalokayın Kolo adlı öykü kitabı,1994 yılı sonunda ABD’de de yayınlanmış, 1995 yılında Minnesota Üniversitesi bünyesinde yeralan “Amerikan Kütüphaneler Birliği” nin verdiği Batchelder Ödülünü “En İyi Yabancı Kitap” ve “En İyi Çeviri” dalında kazanmıştır. 1985 yılında Helsinki Yleis Radio çocuklar için yazdığı öykülerini yayımlamıştır.1989 yılında yine çocuklar için yazdığı “Kel Kız” adlı kitap, Bratislava Uluslararası Bienalinde yarışmacı 350 kitap arasında finale kalan 30 yapıt arasına girmiştir. Yurt dışında yayımlanan sanat-kültür ansiklopedi ve kataloglarında (Danimarka, Rusya) ve İngilterede yayımlanan “Whos Who” ve Amerikada yayımlanan “Contemporary Authors” da yer almaktadır. 1979 yılında BIB (Bratislava Uluslararası Bienali)ne resmi konuk olarak illüstrasyonlarıyla katılmış ve sergilemiş, her iki yılda bir tekrarlanan bienale konuşmacı olarak çağrılmış, bildiriler sunmuş, Türkiyeyi temsil etmiştir. 1997 yılında, sempozyumda “En İyi Üç Konuşmacı” ödüllerinden birini almıştır. 1999 yılında bienale uluslararası jüri üyesi olarak seçilmiştir. Yaşamının çeşitli dönemlerinde çevirmen, resim öğretmeni ve ressam olarak faaliyetlerini sürdürmüş, 1970 yılından itibaren 100’ün üzerinde kitabın kapak resmini yapmış,Türkiyenin “İlk ve Tek Kadın Kapak Ressamı” ünvanını kazanmıştır. İlk öyküsü 1960 yılında bir sanat dergisinde yayınlanmış ve 1969 yılında ilk öykü kitabı (Eylül Yorgunu) basılana kadar çeşitli edebiyat dergilerinde öykülerini yayınlamayı sürdürmüştür. 1972 yılında ikinci öykü kitabı, 1989 yılında üçüncü öykü kitabı basılmıştır. 1970 lerden bu yana gazete ve dergilerde sanat ve kültürle ilgili yazıları yayınlanmıştır. 1993-1996 yılları arasında İstanbul Dergisinde, 1997-2002 yılları arasında Art Decor Dergisinde yazıları yayınlanmıştır. Sanatçının “Ayçiçekleri” adlı eseri, Mimar Sinan Üniversitesi Müzesinde sergilenmekte, “haşhaş tarlası” adlı eseri ise ünlü bir koleksiyoncunun koleksiyonunda yer almaktadır. Güner Ener 1945 (10 Yaş) Çizgili Defter sayfası üstüne, kuru kalem boya 14x18 cm İlkokulda yaptığı resimler ve ders defterleri her yılsonunda düzenlenen sınıf sergilerinde sürekli çalınmış olduğundan, bir müsvedde defterinin çizgili sayfasındaki bu resimden başka bir örnek kalmamıştır. Bir de, çoğu boş sayfa olan bir temiz defterde bölüm başlıkları ve çizimleri mevcuttur.*** Ankara kazan ben çay kaşığı nereden başlamalı nasıl ulaşmalı bilemedim. Her zaman hislerime güvenirdim ama bu kadar yakınımda burnumun dibinde olduğunu sezgilerimle çözünce… İş yerinden mesai arkadaşımın annesi kısa bir süreliğine rahatsızlık yaşamıştı ve yatalak durumuna düşmüş. Bakıcılar, komşular, eş, dost, akraba bir yere kadar destek olmuşlardı. Eninde sonunda onu huzurevine yatırdılar. Dört dörtlük bakıyorlardı. İçi rahattı ve hafta sonları yanına gidiyordu. Gel git zaman odasından çıkmaz olmuş mamayla besleniyor ve içine kapanmış. Bende bazı ses frekanslarıyla tedavi yöntemi denemesini önerdim. Dışarıdan bizlerin duyamayacağı bu frekansların tedaviye yanıt verdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştı. Bununla ilgili CD’leri almasını tavsiye etim. Bir iki hafta sonra arkadaşım heyecanla şunu anlattı. Arkadaşım sen nasıl bildin, nasıl tahmin ettin anlatamam. Geçen hafta annemi ziyaret etiğimde bir yaşlı teyze annemin durumunu bir fizyoterapiste anlatmış. Yanımıza geldi kendini tanıttı. Annemin durumunu öğrendiğini ve yardımcı olacağını her hangi bir ücret istemedi. Kendisinin biyoenerji sahibi olduğunu masajla sorunu nispeten çözeceğini söyledi. Üstelik çantasından senin bahsettiğin CD ses frekansı verdi. Uyurken çalınabileceğini sabahları daha dinç ve moralli olacağını söyledi. Yaşlıların birkaçına uyguladığını ve pozitif dönüşler sağladığını anlattı… Benim için ayrı bir mutluluktu. Altı ayının sonundaki değişim inanılamazdı. Topluma karışmış hep birlikte kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeğini birlikte geçiriyorlar. Etkinliklere katılması muhteşemdi. Maalesef bir yılsonunda kalp krizinden hayata gözlerini kapadı. Birkaç hafta sonra arkadaşıma annesinin kaldığı huzurevinin nerede olduğunu varsa telefon numarasını rica ettim. Güner Ener aradığımı bir ihtimal orada olur mu diye kafamda soru işareti kalsın istemedim. Telefonla aradım ve tahminim yanıltmadı. Yaşlılar yurdunda kaldığını yeğeni ile görüşmemi olur derlerse ziyaret edeceğimi ilettiler. Yeğeni olan hanımefendi ile görüştükten sonra bir hafta sonu ziyaret edebileceğimi yanında refakatçi olarak bulunacağını anlattı. Ayaklarım yerden kesildi. Bir hafta bana bir ömür gibi geldi. Nihayet tanışma günü gelip çattı. Çayyolu’nda bulunan Huzurevine geldim. Yeğeni beni karşıladı ve uyardı. Sağlığını yitirmiş Alzheimer olduğunu öğrendim. Rahatsızlığı hakkında daha önceden bilgi sahibi olduğum için çok üzülmüştüm ama kendisine belli etmeden sohbet etme imkânına kavuştum. Beni görünce o gözündeki sevinç ışıltısı canlılığı unutamam. -Hoş geldin oğlu dedi. Bak bu bahçede çiçekleri ben dikti. Buradaki arkadaşlar komşum olurlar…   Tabii ki durumu olgunlukla karşıladım. Kitabınız Eylül Yorgunu’nu çok severek ve beğeniyle okuduğumu özellikle Tuzluçayır isimli öykünüz benim yaşadığım mahalleyi başka bir gözle yazmanız hayranlığımı artırdı dedim. Bak gördün mü kitaptan bir kahraman çıkıp geldi… Hepimiz gülüştük yarım saat kadar sohbet ettik. Yeğeni şunu söyledi. Teyzemi bugüne kadar arayıp soran bir elin parmağını geçmez. Tablolarını ve diğer yazma eserlerini toparlamaya çalışıyorum. Bir web sitesi hazırlamayı düşünüyorum. Teyzem unutulmasın istiyorum. Hayata küstü özellikle öykü dosyasını ve öykülerini çalanlar yüzünden bu hale düşmesinin nedeni budur. O dönemin birkaç öykücüsü teyzemin öykülerini çaldı oynamalar yaptılar ve onları parlattılar. Zaten elinizdeki Eylül Yorgunu isimli kitabın sonunda Bu Kitabın Öyküsü ve Başka Öyküler ’de anlatır. Bende bu anı ölümsüz kılmak adına son öykü kitabım Davetsiz Misafir ikinci baskısında fotoğrafı ve buluşma anımızı anlattım. Daha hayatın başında resimleri, çizimleri çalınmaya başlamış uluslararası bir sanatçının öykü dosyası ve kitap kapağı tasarımlarının kopyalanması başlı başına bir felaket. Üzücü haberi birkaç yıl sonra aldım. TYS üyeleri içinde olan Sevil Güner Ener’in yaşam öyküsün noktalandığı bilgisini ulaştırdım. Sanatçı 8 Ağustos 2022 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir. 1960’lı yıllar. Aydın bir Türk kadını Güner Ener. Çevirmen, öğretmen, yazar, Türkiye’nın ilk kitap kapağı ressamı. Tüm mesleklerinin önüne geçen işi, ressamlığı. Adının ardına dağ gibi yığılı yetenekleriyle kendine has biri. Yaşadığı tüm zorluklara karşın ( ilk kitabının başına gelen talihsizlikler, Yankı Yayınları’nda karşılaşan psikolojik baskılar, Şişli^deki tek kişilik dairesinde geçim derdi.) üreten bir sanatçı. Yazdığı öykünün başka bir yazar tarafından tüm politik detaylarından ayrıştırarak yeniden ve başka bir hava içinde yazılmış halini görmek onu çok şaşırtır ve üzer. Uzun yıllar yozlaşmış ortamda hakkını aramanın boşa zaman kaybı olduğunu anlamış ve artık bu kirli ortamdan uzaklaşmak ister. Uzun bir dönem Kopenhag’da sanatına devam eder. Sonra bir grup üniversite öğrencisi ilk kitabı Eylül Yorgunu’nu bir sahafta bulan arkadaşlarının ısrarıyla okur ve büyülenir. Bu etkileyici kitabın yazarıyla tanışmak isterler…** Umarım bu kısa zaman aralığında fırsat bulursam. Uluslararası Öykü Günleri Derneğinin öncülüğünde gerçekleşecek olan üç gün sürecek etkinlikte 9 Mayıs 2026 Cumartesi Başkent Ankara Öykü Günleri'nde modaratörlüğünü üstendiğim Ankara’nın Öykü Renklerinde dile getirmeye çalışacağım.**** Zamanı olan okurlarımızı etkinliğimize bekliyorum. Öyküyle kalın, kitapsız ve kedisiz kalmayın… *Bu yazı, daha önce Kültür Servisi isimli web sitesinde yayınlanmış ancak sonradan anlayamadığımız bir sebepten ötürü yayından kaldırılmıştır. İki kez Kültür Servisi'ne durumu iletmemize rağmen bilgilendirildiğimizin aksine sitede bir değişiklik göremeyince yazının burada yayınlanmasını istedik. İzinleri için Nilüfer Ataç Canbayır ve Nazlı Karabıyıkoğlu'na teşekkürlerimle. Yazının yayınlanması ve siteden uçması sonrasında gördüğüm Bianet'teki 30.7.2018 tarihli Esat Ayhan yazısı, bu yazıyı yeniden yayınlama istediğimin sebeplerinden biri oldu. Kendisine de teşekkür ederim. (M.A.)   **Nilüfer Ataç Canbayır, Konserve Ruhlar isimli blog yazarı, bkz. https://konserveruhlar.wordpress.com ***http://gunerener.com/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=30&Itemid=81 **** Ankara’nın Öykü Renkleri Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi Sabahattin Ali Salonu saat 13.15 – 14.30 Konuşmacılar: Erkan DAMAR. İnci GÜRBİZATİK. Mediha ÜNVER. Meliha YILDIRIM. Özcan ÖZTÜRK
Ekleme Tarihi: 08 Mayıs 2026 -Cuma

Tanıyınız İstedim Eylül Yorgunu'nu, Sevil Güner Ener’i...*

1990’lardı Sıdıka Su, “Cihangir’e yeni taşındı seni tanıştırmak istiyorum, Danimarka’dan yeni geldi” diyerek tanıştırdı beni Sevil Güner Ener ile... Böyle başladı dostluğumuz, onlarca yıl yarenlik ettik.

Esat AYHAN Yayın Tarihi: 30 Temmuz 2018 

Yazıp yazmama konusunda çok düşündüm; ben mi yazmalıyım, yoksa çok daha yakın arkadaşları mı veya ressam bir dostu mu diye? Bu hafta son yerleştiği / son yurdu Eskişehir’den Ankara’da bir bakım evine kaldırıldığını duyunca, ben kişisel duygularımı ve anılarımı yazayım sonra yazmak isteyenlerde yazsın diye düşündüm.

1990’lardı Sıdıka Su, “Cihangir’e yeni taşındı seni tanıştırmak istiyorum, Danimarka’dan yeni geldi” diyerek tanıştırdı beni Sevil Güner Ener ile...

Böyle başladı dostluğumuz, onlarca yıl yarenlik ettik; kah Türkiye’nin derin mevzuları, kah sanat velhasıl yaşama dair her şeyi konuştuk... Çok özeldi, çok güzeldi, çok birikimli idi ama hep merakta bırakan bir gizemi vardı... Ortak çevremizden duyardım üniversite yılları ve sonrası çok ama çok yetenekli ve bir o kadar zarif güzelliğiyle baş döndürdüğünü ve entelektüellerin hepsinin ilgisini çektiğini...

Bir gün elinde bir resimle çıkageldi ve “Bunu size hediye etmek istiyorum” dedi.

Resmi gördüğümde inanamadım zira ilk siyasi bilincimi oluşturan kitaplardan birisinin kapak resmi idi, sevgili dostumuz Erdal Öz’ün “Yaralısın” kitabının...

Türkiye bir değer bilmezler ülkesidir ve maalesef gözümüzün önünde yitip giden binlerce çok değerli aydınlar mezarlığıdır...

Sevgili Sevil Güner Ener onlarca yıllık birikimini, kendi resimleri başta olmak üzere biriktirdiği çok önemli sanat koleksiyonunu bir müze, bir vakıf veya bir üniversiteye bağışlamak için Eskişehir’e ani bir kararla gitti yıllar önce. Ve tabi ki Eskişehir ve de üniversite yeni bir hayal kırıklığından başka bir şey olmadı.

Orada yaptırdığı küçük bahçeli evinde kedileri, çiçekleri, anıları ve resimleriyle yaşadı. Bir kaç aydın Eskişehirli öğrencisiyle sanatını paylaştı.

Bu arada kâh telefonla kâh İstanbul’a geldiğinde görüştük.

Son gördüğümde sağlığı da iyi değildi, belindeki hastalık ağırlaşmış kamburlaşmış ve zor yürüyordu. Ve çok üzüldüm bu haline sevgili Güner Hanım’ın...

Ortak dostumuz Nur Hanım dün 5-6 ay önce Ankara’daki yeğenlerinin Eskişehir’e gelip Ankara’daki bir yaşlılar bakımevine yatırdıklarını söylediğinde yüreğimde ve beynimde bir tel kırıldı ve gözyaşlarımı durduramadım. Yurtdışında böylesi bir sanatçı olsa halkı bir kenara bırakınız Kültür Bakanlığı tüm imkânlarını seferber eder bu insanı yaşamının sonuna kadar refah içinde yaşatır, eserlerini halkla paylaşır ve gelecek nesillere ulaşmasını sağlardı.

Bu yazı biraz da bunun için kaleme alındı.

Eylül Yorgunu adlı öykü kitabını her insanın okumasını öneririm, Sevgili avukat arkadaşım rahmetli Şafak Kobaş ile Güner Ener’i tanıştırmıştım. O an Şafak çığlık attı ve “12 Eylül’de Mamak cezaevindeki tüm kadın tutuklularının yaşam rehberidir o kitap” dedi Ve bu kitabı yeniden bastırmak için kolları sıvadı, elbirliği ile “Eylül Yorgunu” tekrar basıldı, okuyucu ile buluştu...

Sevil Güner Ener’i Eylül Yorgunu’ndan alıntı bir kaç satırla tanıyınız, geri kalanı zaten siz kitabı bulur okursunuz:

“Dışardakilerin dertleri başlarından aşkındı. Kimsenin kimseyle uğraşacak hali yoktu. Olduğumuz yerde unutulup gittik. Bu yadırganamaz. Hiç yaşamamış, hiç varolmamıştık sanki. Tıpkı ölülerine davrandıkları gibi...

İçerde her şeyler anlamını yitirdi. Çiçekleri sulamak faydasızdı örneğin güneş görmedikleri için büyümüyorlardı. Uzamış boyunları, sapsarı benizleriyle dik durmaya çabalamaları ilk günlerde dayanılmaz bir şeydi. Sonra ona da alıştım. Her şeylere alıştım. Uyandığım zamana sabah demeye, saçlarımı aynaya bakmaksızın taramaya, ilgilenmemeye, beklememeye, -ah beklememeye bile – hiç nedensiz bir takım eylemlerde bulunmaya... Bir de unutabilsem! ...”

Evet, bu ülke çok nitelikli insanlarını eğer kapitalizme hizmet etmiyorsa görmemeyi, önemsizleştirmeyi ve tüketmeyi huy edinmiştir sanki. Bu durumda elimizden geldiğince bu değerlere sahip çıkmalıyız ve hatta hayatta iken sağlıklı iken sevgi ve saygımızı göstermeliyiz diye düşünüyorum.

Tanıyınız istedim Sevil’i, Eylül Yorgunu'nu, Sevil Güner Ener’i...

İyi ki tanımışım sizi. Sevgiyle, minnetle, saygıyla... (EA/HK)

Kitapları: Eylül Yorgunu (Yankı Yay. 1969; 2. Baskı İmge Yay. 2015), Camın Kırık Yerindeki Mavi (1972), Kel Kız (çocuklar için 1990)

Bu yazıyı okuduğumda beni etkisi altına almıştı. Aslında bir tesadüf sonucu İmge Kitapevinde indirimli raflar kitaplarını incelerken gözüme çarpmış; ayaküstü okurken Sevil Güner Ener’in Eylül Yorgunu isimli eserinde on öykü var. Kitabın içindeki başlıkları okurken Tuzluçayır isimli öyküsünden çok beğenmiştim. Eylül Yorgunu isimli eser Yankı Yayınlarınca 1969 yılında yayınlanmış. Benim doğduğum yıl, kitapla yaşıtız. Tuzluçayır çocukluğumun, gençliğimin geçtiği o çalkantılı 1970 – 1980 li yıllar. Rahmetli babam bağ bahçe işlerinden çok iyi bilen köyden kente göç etmiş toy bir delikanlı. Tuzluçayır gecekondu mahallesi. Doğudan ve İç Anadolu’nun her yerinden göç alan Mamak ilçesi. Samsunyolu asfaltının köşe taşlarından. Üstüne şarkılar yazılmış Mamak Cezaevi v.s. Kitap mahallemin renkli köşelerini insanlarını anlatırken.

Kitabı alıp okuduğumda 2016 yıllarına denk gelir. Eylül Yorgunu çok etkileyiciydi. Okumanızı mutlaka ama mutlaka okumanızı isterim. Anlatımı başlı başına o dönem içinde olsun bugünde olsun etkisinden çıkamadığım bir eser. Yukarıda giriş kısmında yer verdiğim Ankara’daki bir yaşlılar bakımevine yatırdıklarını söylediğinde yüreğimde… Bu satırı kaleme alan Esat AYHAN yazısını okuyunca üzüntü içine girdim. Güner Ener’e ulaşmak onun yanında olduğumu, kitabına olan hayranlığımı anlatmak istedim.

Peki benim tanımak istediğim Sevil Güner Ener kimdir?

Sanatçı Güner ENER 1935 yılında Samsun’da doğmuştur.1973 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü, Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden birincilikle mezun olmuştur.

Cambridge Studio Schooldan diploma, Cambridge Üniversitesinden İngiliz Dili ve Edebiyatı sertifikası ve 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Yoğunlaştırılmış Pedagoji Kurslarından alınmış sertifikaya sahiptir.

Profesyonel ressam ve yazardır.

1971 yılında ressam Orhan Taylan’ın bir sergisine “önsöz” olarak konulan resmiyle ilk kez tanıtılmış ve ilgi uyandırmıştır. 1973 yılında Paris Televizyonu Güner Ener ve sanatını tanıtan bir program yayınlamış, 1974 yılında İstanbul’da ilk kişisel sergisini açmış, 1974-1993 yılları arasında İstanbul, Ankara, Bratislava, Kopenhagta kişisel sergiler gerçekleştirmiş ve karma sergilere katılmıştır.

Resimleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda (İstanbul, Ankara, İzmir, Prag, Bratislava, Helsinki, Oslo, Kopenhag, Viyana, Newyork) ve müzelerde (Bratislava,Bakü) bulunmaktadır.

1989 yılında bir eseri Unicef kartı olarak basılmış ve bütün dünyada “best-seller” lar arasına girmiş, bu başarısı onu Unicef arşivine geçirmiştir. Bir başka yapıtı, Unicef 1999 yılı takvimi için tüm dünyadan derlenmiş yüzlerce resmin arasında öne çıkan 12 resimden biri olarak seçilmiş ve basılmıştır.

Türkçeden İngilizceye çevirdiği, mimar Vedat Dalokayın Kolo adlı öykü kitabı,1994 yılı sonunda ABD’de de yayınlanmış, 1995 yılında Minnesota Üniversitesi bünyesinde yeralan “Amerikan Kütüphaneler Birliği” nin verdiği Batchelder Ödülünü “En İyi Yabancı Kitap” ve “En İyi Çeviri” dalında kazanmıştır.

1985 yılında Helsinki Yleis Radio çocuklar için yazdığı öykülerini yayımlamıştır.1989 yılında yine çocuklar için yazdığı “Kel Kız” adlı kitap, Bratislava Uluslararası Bienalinde yarışmacı 350 kitap arasında finale kalan 30 yapıt arasına girmiştir.

Yurt dışında yayımlanan sanat-kültür ansiklopedi ve kataloglarında (Danimarka, Rusya) ve İngilterede yayımlanan “Whos Who” ve Amerikada yayımlanan “Contemporary Authors” da yer almaktadır.

1979 yılında BIB (Bratislava Uluslararası Bienali)ne resmi konuk olarak illüstrasyonlarıyla katılmış ve sergilemiş, her iki yılda bir tekrarlanan bienale konuşmacı olarak çağrılmış, bildiriler sunmuş, Türkiyeyi temsil etmiştir.

1997 yılında, sempozyumda “En İyi Üç Konuşmacı” ödüllerinden birini almıştır. 1999 yılında bienale uluslararası jüri üyesi olarak seçilmiştir.

Yaşamının çeşitli dönemlerinde çevirmen, resim öğretmeni ve ressam olarak faaliyetlerini sürdürmüş, 1970 yılından itibaren 100’ün üzerinde kitabın kapak resmini yapmış,Türkiyenin “İlk ve Tek Kadın Kapak Ressamı” ünvanını kazanmıştır.

İlk öyküsü 1960 yılında bir sanat dergisinde yayınlanmış ve 1969 yılında ilk öykü kitabı (Eylül Yorgunu) basılana kadar çeşitli edebiyat dergilerinde öykülerini yayınlamayı sürdürmüştür. 1972 yılında ikinci öykü kitabı, 1989 yılında üçüncü öykü kitabı basılmıştır.

1970 lerden bu yana gazete ve dergilerde sanat ve kültürle ilgili yazıları yayınlanmıştır.

1993-1996 yılları arasında İstanbul Dergisinde, 1997-2002 yılları arasında Art Decor Dergisinde yazıları yayınlanmıştır. Sanatçının “Ayçiçekleri” adlı eseri, Mimar Sinan Üniversitesi Müzesinde sergilenmekte, “haşhaş tarlası” adlı eseri ise ünlü bir koleksiyoncunun koleksiyonunda yer almaktadır.

Güner Ener 1945 (10 Yaş) Çizgili Defter sayfası üstüne, kuru kalem boya 14x18 cm İlkokulda yaptığı resimler ve ders defterleri her yılsonunda düzenlenen sınıf sergilerinde sürekli çalınmış olduğundan, bir müsvedde defterinin çizgili sayfasındaki bu resimden başka bir örnek kalmamıştır. Bir de, çoğu boş sayfa olan bir temiz defterde bölüm başlıkları ve çizimleri mevcuttur.***

Ankara kazan ben çay kaşığı nereden başlamalı nasıl ulaşmalı bilemedim. Her zaman hislerime güvenirdim ama bu kadar yakınımda burnumun dibinde olduğunu sezgilerimle çözünce… İş yerinden mesai arkadaşımın annesi kısa bir süreliğine rahatsızlık yaşamıştı ve yatalak durumuna düşmüş. Bakıcılar, komşular, eş, dost, akraba bir yere kadar destek olmuşlardı. Eninde sonunda onu huzurevine yatırdılar. Dört dörtlük bakıyorlardı. İçi rahattı ve hafta sonları yanına gidiyordu. Gel git zaman odasından çıkmaz olmuş mamayla besleniyor ve içine kapanmış. Bende bazı ses frekanslarıyla tedavi yöntemi denemesini önerdim. Dışarıdan bizlerin duyamayacağı bu frekansların tedaviye yanıt verdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştı. Bununla ilgili CD’leri almasını tavsiye etim. Bir iki hafta sonra arkadaşım heyecanla şunu anlattı.

  • Arkadaşım sen nasıl bildin, nasıl tahmin ettin anlatamam. Geçen hafta annemi ziyaret etiğimde bir yaşlı teyze annemin durumunu bir fizyoterapiste anlatmış. Yanımıza geldi kendini tanıttı. Annemin durumunu öğrendiğini ve yardımcı olacağını her hangi bir ücret istemedi. Kendisinin biyoenerji sahibi olduğunu masajla sorunu nispeten çözeceğini söyledi. Üstelik çantasından senin bahsettiğin CD ses frekansı verdi. Uyurken çalınabileceğini sabahları daha dinç ve moralli olacağını söyledi. Yaşlıların birkaçına uyguladığını ve pozitif dönüşler sağladığını anlattı…

Benim için ayrı bir mutluluktu. Altı ayının sonundaki değişim inanılamazdı. Topluma karışmış hep birlikte kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeğini birlikte geçiriyorlar. Etkinliklere katılması muhteşemdi. Maalesef bir yılsonunda kalp krizinden hayata gözlerini kapadı.

Birkaç hafta sonra arkadaşıma annesinin kaldığı huzurevinin nerede olduğunu varsa telefon numarasını rica ettim. Güner Ener aradığımı bir ihtimal orada olur mu diye kafamda soru işareti kalsın istemedim. Telefonla aradım ve tahminim yanıltmadı. Yaşlılar yurdunda kaldığını yeğeni ile görüşmemi olur derlerse ziyaret edeceğimi ilettiler. Yeğeni olan hanımefendi ile görüştükten sonra bir hafta sonu ziyaret edebileceğimi yanında refakatçi olarak bulunacağını anlattı. Ayaklarım yerden kesildi. Bir hafta bana bir ömür gibi geldi.

Nihayet tanışma günü gelip çattı. Çayyolu’nda bulunan Huzurevine geldim. Yeğeni beni karşıladı ve uyardı. Sağlığını yitirmiş Alzheimer olduğunu öğrendim. Rahatsızlığı hakkında daha önceden bilgi sahibi olduğum için çok üzülmüştüm ama kendisine belli etmeden sohbet etme imkânına kavuştum.

Beni görünce o gözündeki sevinç ışıltısı canlılığı unutamam.

-Hoş geldin oğlu dedi. Bak bu bahçede çiçekleri ben dikti. Buradaki arkadaşlar komşum olurlar…

  Tabii ki durumu olgunlukla karşıladım. Kitabınız Eylül Yorgunu’nu çok severek ve beğeniyle okuduğumu özellikle Tuzluçayır isimli öykünüz benim yaşadığım mahalleyi başka bir gözle yazmanız hayranlığımı artırdı dedim.

  • Bak gördün mü kitaptan bir kahraman çıkıp geldi…

Hepimiz gülüştük yarım saat kadar sohbet ettik. Yeğeni şunu söyledi. Teyzemi bugüne kadar arayıp soran bir elin parmağını geçmez. Tablolarını ve diğer yazma eserlerini toparlamaya çalışıyorum. Bir web sitesi hazırlamayı düşünüyorum. Teyzem unutulmasın istiyorum. Hayata küstü özellikle öykü dosyasını ve öykülerini çalanlar yüzünden bu hale düşmesinin nedeni budur. O dönemin birkaç öykücüsü teyzemin öykülerini çaldı oynamalar yaptılar ve onları parlattılar. Zaten elinizdeki Eylül Yorgunu isimli kitabın sonunda Bu Kitabın Öyküsü ve Başka Öyküler ’de anlatır.

Bende bu anı ölümsüz kılmak adına son öykü kitabım Davetsiz Misafir ikinci baskısında fotoğrafı ve buluşma anımızı anlattım. Daha hayatın başında resimleri, çizimleri çalınmaya başlamış uluslararası bir sanatçının öykü dosyası ve kitap kapağı tasarımlarının kopyalanması başlı başına bir felaket.

Üzücü haberi birkaç yıl sonra aldım. TYS üyeleri içinde olan Sevil Güner Ener’in yaşam öyküsün noktalandığı bilgisini ulaştırdım. Sanatçı 8 Ağustos 2022 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.

1960’lı yıllar. Aydın bir Türk kadını Güner Ener. Çevirmen, öğretmen, yazar, Türkiye’nın ilk kitap kapağı ressamı. Tüm mesleklerinin önüne geçen işi, ressamlığı. Adının ardına dağ gibi yığılı yetenekleriyle kendine has biri. Yaşadığı tüm zorluklara karşın ( ilk kitabının başına gelen talihsizlikler, Yankı Yayınları’nda karşılaşan psikolojik baskılar, Şişli^deki tek kişilik dairesinde geçim derdi.) üreten bir sanatçı. Yazdığı öykünün başka bir yazar tarafından tüm politik detaylarından ayrıştırarak yeniden ve başka bir hava içinde yazılmış halini görmek onu çok şaşırtır ve üzer. Uzun yıllar yozlaşmış ortamda hakkını aramanın boşa zaman kaybı olduğunu anlamış ve artık bu kirli ortamdan uzaklaşmak ister. Uzun bir dönem Kopenhag’da sanatına devam eder. Sonra bir grup üniversite öğrencisi ilk kitabı Eylül Yorgunu’nu bir sahafta bulan arkadaşlarının ısrarıyla okur ve büyülenir. Bu etkileyici kitabın yazarıyla tanışmak isterler…**

Umarım bu kısa zaman aralığında fırsat bulursam. Uluslararası Öykü Günleri Derneğinin öncülüğünde gerçekleşecek olan üç gün sürecek etkinlikte 9 Mayıs 2026 Cumartesi Başkent Ankara Öykü Günleri'nde modaratörlüğünü üstendiğim Ankara’nın Öykü Renklerinde dile getirmeye çalışacağım.****

Zamanı olan okurlarımızı etkinliğimize bekliyorum. Öyküyle kalın, kitapsız ve kedisiz kalmayın…

*Bu yazı, daha önce Kültür Servisi isimli web sitesinde yayınlanmış ancak sonradan anlayamadığımız bir sebepten ötürü yayından kaldırılmıştır. İki kez Kültür Servisi'ne durumu iletmemize rağmen bilgilendirildiğimizin aksine sitede bir değişiklik göremeyince yazının burada yayınlanmasını istedik. İzinleri için Nilüfer Ataç Canbayır ve Nazlı Karabıyıkoğlu'na teşekkürlerimle. Yazının yayınlanması ve siteden uçması sonrasında gördüğüm Bianet'teki 30.7.2018 tarihli Esat Ayhan yazısı, bu yazıyı yeniden yayınlama istediğimin sebeplerinden biri oldu. Kendisine de teşekkür ederim. (M.A.)

 

**Nilüfer Ataç Canbayır, Konserve Ruhlar isimli blog yazarı, bkz. https://konserveruhlar.wordpress.com

***http://gunerener.com/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=30&Itemid=81

**** Ankara’nın Öykü Renkleri Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi Sabahattin Ali Salonu saat 13.15 – 14.30

Konuşmacılar: Erkan DAMAR. İnci GÜRBİZATİK. Mediha ÜNVER. Meliha YILDIRIM. Özcan ÖZTÜRK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Umut Yaşar Abat
(08.05.2026 12:22 - #5568)
Teşekkürler değer bilir kardeşim... Emeğinize, iyimserliginize iyilikler karşılık gelsin...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ali Günay
(08.05.2026 13:20 - #5569)
Arşivlik, değerli bir yazı. İlgili kitap ve dergilerde de yer almalı.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.