Özcan Öztürk-Şair-Yazar
Köşe Yazarı
Özcan Öztürk-Şair-Yazar
 

11. Sennur Sezer Şiir Ödülünün Farkındalığı “İşçinin edebiyatı böyle olur!”

Kimi ödüller vardır anlamı ve değerleri tartışılmazdır. Kimi ödüllerin içeriğine uygun düşmeyen eserlere, kurumlara ve kişilere verildiğine şahit olmuşuzdur. Tartışmaya açık olur ve liyakatsizlik tamda bu noktada kendini gösterir. Oysa biraz önce en başta değindiğim ödüller anlamını ve değerini yükselten; emeğin ve direnişin sesini bugünlere, yarınlara taşıyan Sennur Sezer Şiir Ödülü kurumsallaştıkça emekçi sınıfının gönlüne yerleşmiştir. Uzunca bir zamandır üstünde emek harcadığım "Dada Festivali" şiir dosyam jüri üyelerinin değerlendirmesi sonucu oy çokluğuyla verildi. Dosyamı kimi ‘‘çok ciddi yayınevlerine’’ kimi butik yayınevlerine göndermeden önce çok düşündüm. Ödül bir araç mı yoksa bir amaç mıdır diye? Eserlerimin neredeyse tamamı ödüllerle taçlandırılmış olmasına rağmen; omuzlarımda taşıdığım sorumluluk adına seçici oldum. Nitelikli ve kalıcı eserler vermeyi kendime karşı bir sorumluluk edindim. Yazmak için yazmadım. Kimi çevreler beni ödül avcısı gibi görse de; beni yakından tanıyanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler. Eserlerimi hazırladıktan sonra yayınevlerine gönderirim ve hepimizin bildiği cevaplar; bu yıl ve önümüzdeki yıllar yayın politikamız doğrultusunda eser almıyoruz, üç ay içinde bir cevap almazsanız kabul görmediğini bilmenizi isteriz… Sonrası malum yarışmalarda eserimi test ederim. Testten geçip ödül alan dosyamı tekrar ret cevabı aldığım yayınevlerine gönderirim. Dosyamı geri çevirdiğiniz için çok teşekkür ederim çok daha nitelikli butik yayınevleriyle çalışma imkânı verdiğiniz için… Asıl sevindirici olan bir arkadaşımdan duyduğum haberdi. İlk şiir kitabım ‘‘Çocuk Su’’ 2003 yayınlanıp kitapevlerinin raflarında yerini aldığında yaşadım. Arkadaşım imge kitapevinde yeni çıkan kitaplara göz atıp incelerken bir okurun danışmaya benim şiirim olan ve kitabımda yer alan Lalezar isimli şiirimi ezberden okumuş. Ben bu Lalezar şiir kitabı arıyorum demiş. Danışmadaki görevli henüz böyle bir kitap gelmedi ama talep oluştura bilirim demiş. O sırada ben lafa girdim dedi. İstersen bu saatlerde yarın ya da başka bir gün istersen ben verebilirim demiş. Okur şaşkın bir şekilde olur demiş. Hemen beni aradı Özcan bir kitabını getirirsen burada bir okurun var almak istiyor. Tabii bende ertesi gün buluştum ve şunu söyledi. Seni ve şiirini kıskandım hiç tanımadığımız biri ODTÜ öğrencisi senin şiirini ezbere biliyor. Bu devirde ezberlenecek şiir yok dediğimizde… Sağ olsun beni yakından tanıyan biri olarak kıskançlık değil bir övünç olarak dile getirmesi mutlu etmişti. Yeri gelmişken şu aralar sosyal medyada dolaşımda olan Teoman’ın birkaç yıl önce sarf ettiği bazı sözler, geçtiğimiz günlerde yeniden dolaşıma girdi: “Kullanmayacaksan o bilgiye ihtiyacın da yok. Ben bilgiye inanırım, kendimi geliştirmeye çalışırım. Ama diyelim ki kepçe operatörü olacaksa adam, yani bu herife integral öğretmeye gerek yok. O başka bir şey yapsın hatta meslek lisesine gitsin orada becerilerini geliştirsin. Bu herifin Rus klasiklerini okumaya da ihtiyacı yok.” Normal şartlarda eskimiş sayılacak bu ifadeleri tekrar konuşmaya gerek yok. Ancak Teoman’ın sözleri bir kez daha ekranlarımızda dönüp dururken Çin’de ilginç bir gelişme yaşandı. Kurye olarak çalışan 56 yaşındaki Wang Jibing, kırmızı ışıklarda beklerken karaladığı dizeleri bir kitapta topladı ve ülkesinin en prestijli şiir ödülüne layık görüldü. Yani bir işçi edebiyatı tüketmekle kalmadı; bizzat ‘ödüllü’ yaratıcısı oldu! Trajikomik bu sosyal medya şimdi ben ne demeliyim ya da yazmalıyım. Iphone, Playstation gibi markaların üretildiği Foxconn Fabrikasında çalışmış genç Xu Lizhi bu şair-işçilerden bir diğeri. Üstelik hikâyesi Jibing’den oldukça farklı. Tam 3 yıl boyunca montaj hattında zorlu koşullarda çalışan Lizhi, sanat, edebiyat ve şiire meraklıdır. Yazdığı şiirler fabrikanın gazetesinde yayımlanır. Dizelerinde montaj hattının ve emek sömürüsünün izleri vardır. Lizhi, henüz 24 yaşındayken intihar ederek hayatına son verir. Ölümünden sonra arkadaşları Lizhi’nin şiirlerini yayımlar. “Gözlerimin önündeki kâğıt sararıp soluyor / Çelik bir kalemle ona tekinsiz bir siyahı kazıyorum / İşleyen sözcüklerle dolduruyorum / Atelye, montaj hattı, makine, çalışma kartı, fazla mesai, ücretler… / Beni uysal olmam için eğittiler / Bilmiyorum nasıl haykırılacağını veya isyan edileceğini / Nasıl şikâyet veya muhalefet edileceğini / Biliyorum yalnızca sessizce tükenmenin acısını çekmeyi (…)” Mayakovski en ünlü şiirlerinden birinde, bugünkü konumuzun aynadaki ters yansıması gibi “Şair İşçidir” diyordu: “Bağırırlar şaire: / ‘Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni’. / Şiir de ne? / Boş iş. / Çalışmak, harcınız değil demek ki...’ / Doğrusu / bizler için de / en yüce değerdir çalışmak. / Ve kendimi / bir fabrika saymaktayım ben de. / Ve eğer / bacam yoksa / İşim daha zor demektir bu. / Bilirim / hoşlanmazsınız boş lâftan / kütük yontarsınız kan ter içinde, / Fakat / bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan: / Kütükten kafaları yontarız biz de (…).” “İşçinin edebiyatla ne işi olur?” diyenlere karşı benim gibi işçi-şairler hem kütük yontuyor hem de kütükten kafaları hizaya çekmeye çalışıyoruz. Meslek liseli çıkışlı ve atölye işçisi olarak… “İşçinin edebiyatı böyle olur!” Basına yansıyan haberin duyurusunu paylaşmak isterim.* Manos Kitap ve DİSK/Gıda-İş tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri töreni, Küçükçekmece Belediyesinin katkılarıyla Ali İsmail Korkmaz Parkı’nda gerçekleştirildi. 2015 yılında yaşamını yitiren şair ve yazar Sennur Sezer’in anısını ve mücadelesini yaşatmak amacıyla verilen ödüllerde, jüri üyeleri bu yıl toplam 34 öykü ve 51 şiir dosyasını inceledi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 11. Sennur Sezer Şiir Ödülü, oy çokluğuyla "Dada Festivali" adlı dosyasıyla Özcan Öztürk’e verildi. Şiir dalında Jüri Özel Ödülü’ne ise "Dip Dibe Fena Sokaklar" dosyasıyla Ayşe Şafak Kanca layık görüldü. Törene Gıda-İş Genel Başkanı Olcay Özak, Gıda-İş Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Kızılyer, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, Eğitim Sen 9 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Özer, PEN Yazarlar Derneği Başkanı Halil İbrahim Özcan, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı ve Sennur Sezer’in hayat arkadaşı Adnan Özyalçıner, Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, Sennur Sezer’in kitaplarını derleyen Sertaç Çelik, Fotoğraf Sanatçısı Kadir İncesu, Küçükçekmece Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Deniz Gürbey ve Küçükçekmece Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Neslihan Karyemez ve şairin sevenleri, dostları katıldı. Törende yapılan konuşmalarda Sennur Sezer’in emeğin ve direnişin sesini edebiyata taşıyan mirasına vurgu yapıldı. Törende ilk konuşmayı yapan Adnan Özyalçıner, “Barıştır onun şiiri, emek özgürlüğünün sağlayacağı bir barış. İşçinin, emekçinin kendi elleriyle yarattığı uygarlığın güzellikleriyle zenginliklerinden eşit pay alacağı bir dünya. Ve kardeşçesine yaşanacak olan, sömürüsüz, savaşsız bir dünya” diyerek Sennur Sezer’den dizeler okudu. Törende "Dada Festivali" dosyasıyla Şiir Ödülü'ne layık görülen Özcan Öztürk, şiirin hayatın içindeki rolüne işaret ederek “Sennur Sezer bize şiirin sadece fildişi kulelerinde olmadığını, fabrikada, sokakta, grev dalgasında, yani hayatın tam kalbinde atan bir damar olduğunu öğretti. Bu ödül; kelimelerin özgürlüğüne inanan, sokağın sesini kısmayan, adil bir dünya için kalemiyle ve emeğiyle direnen tüm işçilere, emekçilere selam olsun” dedi. "Dip Dibe Fena Sokaklar" dosyasıyla Şiir Jüri Özel Ödülü’nü alan Ayşe Şafak Kanca ise edebiyatın birleştirici gücünü vurgulayarak “Sennur ablanın izini takip etmek, edebiyatın sokağa, sokağın da şiire karıştığı o en hakiki yerde durmak demek benim için. Bizim öfkemiz hayata, emeğe, adalete ve insana duyduğumuz derin sevgiden doğan bir öfke. Edebiyat ve özelinde şiir ise mahallemizi genişleten en büyük sığınak” dedi. Benim ödül konuşma metnim: "Değerli konuklar, sevgili dostlar, emeğin ve şiirin yol arkadaşları; hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada, edebiyatımızın, sokağın ve direnişin o hiç susmayan sesi Sennur Sezer’in anısını yaşatan bu sahnede durmak, bu değerli ödülü almak benim için tarif edilemez bir onur. Bu yıl 11. kez kıymetli buluşmayı örgütleyen Gıda-İş Sendikası’na, Manos Kitap’a, Küçükçekmece Belediyesi Başkanımız Sayın Kemal ÇEBİ’ye ve ekibine, Ali İsmail Korkmaz Parkında bu anlamlı direnişin hazırlanmasında emeği geçenlere; her biri şiirimizin çok değerli köşe taşları olan sevgili jüri üyelerimiz Ahmet Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve Betül Dünder’e, dosyama gösterdikleri bu derin ve incelikli ilgi için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgili dostlar, 'Dada Festivali' dosyasını oluştururken şiirin sınırlarını zorlamayı, düzyazının imkânlarını, somut şiirin alanını ve hatta diyagramların o keskin geometrisini şiirsel bir lirizmle buluşturmayı öncelikle denedim. Biçimsel bir arayışın, estetik bir cesaretin peşinden gittim. Ancak çok iyi biliyorum ki biçim ne kadar yeni, teknik ne kadar cesur olursa olsun; şiir gücünü her zaman hayattan, insandan ve o bitmeyen insani direnişten emekten yana tavır alır. Sosyalist toplumcu gerçekçi sanatın, edebiyatın ve yükselen avangart şiirin sesi yol haritam oldu.  Bu Damar her zaman var olmaya devam edecek. Sennur Sezer bize şiirin sadece fildişi kulelerde yazılan bir şey olmadığını; fabrikada, sokakta, grev dalgasında, yani hayatın tam kalbinde atan bir damar olduğunu öğretti. Bugün benim teknik ve biçimsel olarak aradığım o özgürlük, aslında sokağın ve insanın özgürlük arayışından bağımsız değildir. Sennur Sezer’in işaret fişeğini yaktığı o gecekondularda büyüdüm... Ben Ankara’nın Mamak ilçesi Tuzluçayır Mahallesi başka bir söylemle Küçük Moskova’da ve eşim Altındağ ilçesinin Beşikkaya Mahalesinin gecekondularında çocukluğumuz, gençliğimiz, erişkinliğimiz geçti ve yaşadığımız deneyimlerden çok şey öğrendik. Eşim ve ben birer işçi emeklisi olsak da; hayatın bizlere dayattığı geçim zorluklarını aşmaya çalışan işçiler olarak, yaşam kavgamız omuz omuza devam ediyor. En zor günlerimde OSTİM organize sanayi bölgesinde kimi zaman elektromekanik teknisyeni, kimi zamanda atölye işçisi ve kimi zamanda yöneticisi olduğum atölye dönemlerimde meslek hastalığı yaşayıp işsiz kaldığımda bana destek olan, evimizin ve çocuklarımızın geçimini sağlayan Direnç’li eşim, silah arkadaşım Güler’e ve küçük kızım Ilgın’a sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Bu güzel yolculukta beni yalnız bırakmayıp eşlik eden; Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi kızım İmge’ye çok teşekkür ediyorum. Bu ödül, bana bundan sonraki yazınsal yolculuğumda hem büyük bir cesaret hem de omuzlarıma tatlı bir sorumluluk yüklüyor. Emeğin, kelimelerin ve özgün yaratımın her zamankinden daha çok baskı altında olduğu bu çağda; kendi sesimizi, kendi biçimimizi aramaktan asla vazgeçmeden; kardeşliğin ve toplumsal barışın temsilcisi olmaya devam edeceğim. Bu ödülü; kelimelerin özgürlüğüne inanan, sokağın sesini kısmayan ve adil bir dünya için kalemiyle, emeğiyle direnen tüm işçilere, emekçilere, köylüsünden, kentlisine direnerek mücadelesini sürdürenlere; edebiyatıyla, sanatıyla yanımızda olan tüm dostlara selam olsun. İyi ki varsınız, çok teşekkür ederim." *https://www.evrensel.net/haber/5999332/11-sennur-sezer-odulleri-sahiplerini-buldu-siir-hayatin-tam-kalbinde-atan-bir-damardir  
Ekleme Tarihi: 08 Eylül 2026 -Salı

11. Sennur Sezer Şiir Ödülünün Farkındalığı “İşçinin edebiyatı böyle olur!”

Kimi ödüller vardır anlamı ve değerleri tartışılmazdır. Kimi ödüllerin içeriğine uygun düşmeyen eserlere, kurumlara ve kişilere verildiğine şahit olmuşuzdur. Tartışmaya açık olur ve liyakatsizlik tamda bu noktada kendini gösterir.

Oysa biraz önce en başta değindiğim ödüller anlamını ve değerini yükselten; emeğin ve direnişin sesini bugünlere, yarınlara taşıyan Sennur Sezer Şiir Ödülü kurumsallaştıkça emekçi sınıfının gönlüne yerleşmiştir. Uzunca bir zamandır üstünde emek harcadığım "Dada Festivali" şiir dosyam jüri üyelerinin değerlendirmesi sonucu oy çokluğuyla verildi.

Dosyamı kimi ‘‘çok ciddi yayınevlerine’’ kimi butik yayınevlerine göndermeden önce çok düşündüm. Ödül bir araç mı yoksa bir amaç mıdır diye? Eserlerimin neredeyse tamamı ödüllerle taçlandırılmış olmasına rağmen; omuzlarımda taşıdığım sorumluluk adına seçici oldum. Nitelikli ve kalıcı eserler vermeyi kendime karşı bir sorumluluk edindim. Yazmak için yazmadım.

Kimi çevreler beni ödül avcısı gibi görse de; beni yakından tanıyanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler. Eserlerimi hazırladıktan sonra yayınevlerine gönderirim ve hepimizin bildiği cevaplar; bu yıl ve önümüzdeki yıllar yayın politikamız doğrultusunda eser almıyoruz, üç ay içinde bir cevap almazsanız kabul görmediğini bilmenizi isteriz… Sonrası malum yarışmalarda eserimi test ederim. Testten geçip ödül alan dosyamı tekrar ret cevabı aldığım yayınevlerine gönderirim. Dosyamı geri çevirdiğiniz için çok teşekkür ederim çok daha nitelikli butik yayınevleriyle çalışma imkânı verdiğiniz için…

Asıl sevindirici olan bir arkadaşımdan duyduğum haberdi. İlk şiir kitabım ‘‘Çocuk Su’’ 2003 yayınlanıp kitapevlerinin raflarında yerini aldığında yaşadım. Arkadaşım imge kitapevinde yeni çıkan kitaplara göz atıp incelerken bir okurun danışmaya benim şiirim olan ve kitabımda yer alan Lalezar isimli şiirimi ezberden okumuş. Ben bu Lalezar şiir kitabı arıyorum demiş. Danışmadaki görevli henüz böyle bir kitap gelmedi ama talep oluştura bilirim demiş. O sırada ben lafa girdim dedi. İstersen bu saatlerde yarın ya da başka bir gün istersen ben verebilirim demiş.

Okur şaşkın bir şekilde olur demiş. Hemen beni aradı Özcan bir kitabını getirirsen burada bir okurun var almak istiyor. Tabii bende ertesi gün buluştum ve şunu söyledi. Seni ve şiirini kıskandım hiç tanımadığımız biri ODTÜ öğrencisi senin şiirini ezbere biliyor. Bu devirde ezberlenecek şiir yok dediğimizde… Sağ olsun beni yakından tanıyan biri olarak kıskançlık değil bir övünç olarak dile getirmesi mutlu etmişti.

Yeri gelmişken şu aralar sosyal medyada dolaşımda olan Teoman’ın birkaç yıl önce sarf ettiği bazı sözler, geçtiğimiz günlerde yeniden dolaşıma girdi:

“Kullanmayacaksan o bilgiye ihtiyacın da yok. Ben bilgiye inanırım, kendimi geliştirmeye çalışırım. Ama diyelim ki kepçe operatörü olacaksa adam, yani bu herife integral öğretmeye gerek yok. O başka bir şey yapsın hatta meslek lisesine gitsin orada becerilerini geliştirsin. Bu herifin Rus klasiklerini okumaya da ihtiyacı yok.”

Normal şartlarda eskimiş sayılacak bu ifadeleri tekrar konuşmaya gerek yok. Ancak Teoman’ın sözleri bir kez daha ekranlarımızda dönüp dururken Çin’de ilginç bir gelişme yaşandı. Kurye olarak çalışan 56 yaşındaki Wang Jibing, kırmızı ışıklarda beklerken karaladığı dizeleri bir kitapta topladı ve ülkesinin en prestijli şiir ödülüne layık görüldü. Yani bir işçi edebiyatı tüketmekle kalmadı; bizzat ‘ödüllü’ yaratıcısı oldu!

Trajikomik bu sosyal medya şimdi ben ne demeliyim ya da yazmalıyım. Iphone, Playstation gibi markaların üretildiği Foxconn Fabrikasında çalışmış genç Xu Lizhi bu şair-işçilerden bir diğeri. Üstelik hikâyesi Jibing’den oldukça farklı. Tam 3 yıl boyunca montaj hattında zorlu koşullarda çalışan Lizhi, sanat, edebiyat ve şiire meraklıdır. Yazdığı şiirler fabrikanın gazetesinde yayımlanır. Dizelerinde montaj hattının ve emek sömürüsünün izleri vardır. Lizhi, henüz 24 yaşındayken intihar ederek hayatına son verir. Ölümünden sonra arkadaşları Lizhi’nin şiirlerini yayımlar.

“Gözlerimin önündeki kâğıt sararıp soluyor / Çelik bir kalemle ona tekinsiz bir siyahı kazıyorum / İşleyen sözcüklerle dolduruyorum / Atelye, montaj hattı, makine, çalışma kartı, fazla mesai, ücretler… / Beni uysal olmam için eğittiler / Bilmiyorum nasıl haykırılacağını veya isyan edileceğini / Nasıl şikâyet veya muhalefet edileceğini / Biliyorum yalnızca sessizce tükenmenin acısını çekmeyi (…)”

Mayakovski en ünlü şiirlerinden birinde, bugünkü konumuzun aynadaki ters yansıması gibi “Şair İşçidir” diyordu:

“Bağırırlar şaire: / ‘Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni’. / Şiir de ne? / Boş iş. / Çalışmak, harcınız değil demek ki...’ / Doğrusu / bizler için de / en yüce değerdir çalışmak. / Ve kendimi / bir fabrika saymaktayım ben de. / Ve eğer / bacam yoksa / İşim daha zor demektir bu. / Bilirim / hoşlanmazsınız boş lâftan / kütük yontarsınız kan ter içinde, / Fakat / bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan: / Kütükten kafaları yontarız biz de (…).”

“İşçinin edebiyatla ne işi olur?” diyenlere karşı benim gibi işçi-şairler hem kütük yontuyor hem de kütükten kafaları hizaya çekmeye çalışıyoruz. Meslek liseli çıkışlı ve atölye işçisi olarak…

“İşçinin edebiyatı böyle olur!”

Basına yansıyan haberin duyurusunu paylaşmak isterim.* Manos Kitap ve DİSK/Gıda-İş tarafından bu yıl 11’incisi düzenlenen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri töreni, Küçükçekmece Belediyesinin katkılarıyla Ali İsmail Korkmaz Parkı’nda gerçekleştirildi.

2015 yılında yaşamını yitiren şair ve yazar Sennur Sezer’in anısını ve mücadelesini yaşatmak amacıyla verilen ödüllerde, jüri üyeleri bu yıl toplam 34 öykü ve 51 şiir dosyasını inceledi.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda 11. Sennur Sezer Şiir Ödülü, oy çokluğuyla "Dada Festivali" adlı dosyasıyla Özcan Öztürk’e verildi. Şiir dalında Jüri Özel Ödülü’ne ise "Dip Dibe Fena Sokaklar" dosyasıyla Ayşe Şafak Kanca layık görüldü.

Törene Gıda-İş Genel Başkanı Olcay Özak, Gıda-İş Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Kızılyer, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, Eğitim Sen 9 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Özer, PEN Yazarlar Derneği Başkanı Halil İbrahim Özcan, Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı ve Sennur Sezer’in hayat arkadaşı Adnan Özyalçıner, Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, Sennur Sezer’in kitaplarını derleyen Sertaç Çelik, Fotoğraf Sanatçısı Kadir İncesu, Küçükçekmece Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Deniz Gürbey ve Küçükçekmece Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Neslihan Karyemez ve şairin sevenleri, dostları katıldı.

Törende yapılan konuşmalarda Sennur Sezer’in emeğin ve direnişin sesini edebiyata taşıyan mirasına vurgu yapıldı. Törende ilk konuşmayı yapan Adnan Özyalçıner, “Barıştır onun şiiri, emek özgürlüğünün sağlayacağı bir barış. İşçinin, emekçinin kendi elleriyle yarattığı uygarlığın güzellikleriyle zenginliklerinden eşit pay alacağı bir dünya. Ve kardeşçesine yaşanacak olan, sömürüsüz, savaşsız bir dünya” diyerek Sennur Sezer’den dizeler okudu.

Törende "Dada Festivali" dosyasıyla Şiir Ödülü'ne layık görülen Özcan Öztürk, şiirin hayatın içindeki rolüne işaret ederek “Sennur Sezer bize şiirin sadece fildişi kulelerinde olmadığını, fabrikada, sokakta, grev dalgasında, yani hayatın tam kalbinde atan bir damar olduğunu öğretti. Bu ödül; kelimelerin özgürlüğüne inanan, sokağın sesini kısmayan, adil bir dünya için kalemiyle ve emeğiyle direnen tüm işçilere, emekçilere selam olsun” dedi.

"Dip Dibe Fena Sokaklar" dosyasıyla Şiir Jüri Özel Ödülü’nü alan Ayşe Şafak Kanca ise edebiyatın birleştirici gücünü vurgulayarak “Sennur ablanın izini takip etmek, edebiyatın sokağa, sokağın da şiire karıştığı o en hakiki yerde durmak demek benim için. Bizim öfkemiz hayata, emeğe, adalete ve insana duyduğumuz derin sevgiden doğan bir öfke. Edebiyat ve özelinde şiir ise mahallemizi genişleten en büyük sığınak” dedi.

Benim ödül konuşma metnim:

"Değerli konuklar, sevgili dostlar, emeğin ve şiirin yol arkadaşları; hepiniz hoş geldiniz.

Bugün burada, edebiyatımızın, sokağın ve direnişin o hiç susmayan sesi Sennur Sezer’in anısını yaşatan bu sahnede durmak, bu değerli ödülü almak benim için tarif edilemez bir onur.

Bu yıl 11. kez kıymetli buluşmayı örgütleyen Gıda-İş Sendikası’na, Manos Kitap’a, Küçükçekmece Belediyesi Başkanımız Sayın Kemal ÇEBİ’ye ve ekibine, Ali İsmail Korkmaz Parkında bu anlamlı direnişin hazırlanmasında emeği geçenlere; her biri şiirimizin çok değerli köşe taşları olan sevgili jüri üyelerimiz Ahmet Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve Betül Dünder’e, dosyama gösterdikleri bu derin ve incelikli ilgi için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgili dostlar, 'Dada Festivali' dosyasını oluştururken şiirin sınırlarını zorlamayı, düzyazının imkânlarını, somut şiirin alanını ve hatta diyagramların o keskin geometrisini şiirsel bir lirizmle buluşturmayı öncelikle denedim. Biçimsel bir arayışın, estetik bir cesaretin peşinden gittim. Ancak çok iyi biliyorum ki biçim ne kadar yeni, teknik ne kadar cesur olursa olsun; şiir gücünü her zaman hayattan, insandan ve o bitmeyen insani direnişten emekten yana tavır alır. Sosyalist toplumcu gerçekçi sanatın, edebiyatın ve yükselen avangart şiirin sesi yol haritam oldu.  Bu Damar her zaman var olmaya devam edecek.

Sennur Sezer bize şiirin sadece fildişi kulelerde yazılan bir şey olmadığını; fabrikada, sokakta, grev dalgasında, yani hayatın tam kalbinde atan bir damar olduğunu öğretti. Bugün benim teknik ve biçimsel olarak aradığım o özgürlük, aslında sokağın ve insanın özgürlük arayışından bağımsız değildir.

Sennur Sezer’in işaret fişeğini yaktığı o gecekondularda büyüdüm... Ben Ankara’nın Mamak ilçesi Tuzluçayır Mahallesi başka bir söylemle Küçük Moskova’da ve eşim Altındağ ilçesinin Beşikkaya Mahalesinin gecekondularında çocukluğumuz, gençliğimiz, erişkinliğimiz geçti ve yaşadığımız deneyimlerden çok şey öğrendik. Eşim ve ben birer işçi emeklisi olsak da; hayatın bizlere dayattığı geçim zorluklarını aşmaya çalışan işçiler olarak, yaşam kavgamız omuz omuza devam ediyor. En zor günlerimde OSTİM organize sanayi bölgesinde kimi zaman elektromekanik teknisyeni, kimi zamanda atölye işçisi ve kimi zamanda yöneticisi olduğum atölye dönemlerimde meslek hastalığı yaşayıp işsiz kaldığımda bana destek olan, evimizin ve çocuklarımızın geçimini sağlayan Direnç’li eşim, silah arkadaşım Güler’e ve küçük kızım Ilgın’a sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Bu güzel yolculukta beni yalnız bırakmayıp eşlik eden; Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi kızım İmge’ye çok teşekkür ediyorum.

Bu ödül, bana bundan sonraki yazınsal yolculuğumda hem büyük bir cesaret hem de omuzlarıma tatlı bir sorumluluk yüklüyor. Emeğin, kelimelerin ve özgün yaratımın her zamankinden daha çok baskı altında olduğu bu çağda; kendi sesimizi, kendi biçimimizi aramaktan asla vazgeçmeden; kardeşliğin ve toplumsal barışın temsilcisi olmaya devam edeceğim.

Bu ödülü; kelimelerin özgürlüğüne inanan, sokağın sesini kısmayan ve adil bir dünya için kalemiyle, emeğiyle direnen tüm işçilere, emekçilere, köylüsünden, kentlisine direnerek mücadelesini sürdürenlere; edebiyatıyla, sanatıyla yanımızda olan tüm dostlara selam olsun.

İyi ki varsınız, çok teşekkür ederim."

*https://www.evrensel.net/haber/5999332/11-sennur-sezer-odulleri-sahiplerini-buldu-siir-hayatin-tam-kalbinde-atan-bir-damardir

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.