Kuzey Atlantik AnlaşmasıTeşkilatı adıyla kurulan ve bizim daha ziyade NATO adıyla bildiğimiz ve işini bilir üyelerinin “Savunma Teşkilatı” olarak dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı bu teşkilat, savunma amacı dışında, yine işini bilir üyelerinin tecavüzcü, çıkarcı beyanları ve kararları ile bir Ankara Zirvesi yaptı.
1991 yılında Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu'nun dağılmasıyla NATO yeni bir döneme girmişti. İttifak, bu süreçte farklı ülkelerle genişleme politikası izlerken küresel terörle mücadele gibi yeni güvenlik başlıklarına da odaklanmasına rağmen Ankara’daki bu Zirvede küresel terör hiç konu edilmedi. Asıl terörist ülkelerin, Venezuella saldırısı, Filistin zulmü gözardı edilerek, varsa yoksa İran’ın nükleer silah sahibi olamayacağı, Grönland adasının Danimarka’nın işine yaramayıp ABD için hayati önem taşıdığı konuları üzerinde duruldu.
Acı olan taraf savunmacı hüviyetini bir yana bırakan NATO Genel Sekreteri Rutte, Danimarka’nın bütün haklı dayatmalarına karşın Grönland konusunda Danimarka’yı ikna edeceklerini resmen beyan ederek koskoca NATO’yu pazarlama teşkilatına indirgedi.
Kuzey Atlantik Paktı olarak ABD’nin teminatçı ülke olarak içinde olduğu teşkilat, ABD’yi bir kere daha teşkilatın velinimeti, patronu ilan etti ve üyeler de bunu büyük bir hevesle kabullendi. Venezuella’ya saldıran, Filistin’de kendi gibi zadeganların yararlanacağı yazlık bölge ilan eden, onun bunun topraklarına göz diken Trump kasım kasım davranarak veli nimet havasını başarı ile gerçekleştirdi.
Savunmacı(!) NATO kendi içinde ortaklarını birbirini düşman gibi gördü. Miçotakis açık açık Türkiye’nin kendileri için tehdit olduğunu söyledi.
Savunmacı (!) NATO toplantısında İran’ı, İspanya’yı, Rusya’yı düşman olarak gördü. Trump NATO’yu İran olayında kendisini desteklemediğini, tecavüzcü İsrail ortaklığında kendisine konusunda NATO’nun yardımcı olmadığını, Zirvenin yeri olmamasına rağmen şikayet etti.
İspanya açıkça düşman ilan edildi, böylelikle uluslar arası ilişkiye ve ortaklığa ters düşen bir kabalık sergilendi. Buna rağmen yine de İspanya diplomatik nezaketi ile ABD ile ilişkilerini övdü ve bu iyi ilişkilerin devam edeceğini belirtti.
Trump Türkiye’nin İran savaşına girmediğinin iyi olduğunu beyan etti etmesine ama, “Türkiye F-35 almak istiyor” diyerek onur kırıcı cümlesini söylemekten çekinmedi ve Türkiye’nin bu nedenle savaşa girmediğini ihsas etti.
Türkiye’nin, inanç ve kültür yakınlığı bulunan kapı komşusu İran aleyhinde “Hasta adamlar” tabiriyle ve diğer düşmanca sözler söyleyerek adeta Türkiye ile İran’ın arasını bozmaya çalıştığını gösterdi.
Bir savunma teşkilatı sekreteri/sözcüsü olması gerektiği halde Rutte İran konusunda ABD’nin düşüncesi ile aynı fikirde olduğunu söyledi.
Trump, bölge hakkındaki iyi olmayan düşünceleri bilinirken, Türkiye’nin Ortadoğudaki rolü ve Suriye’nin terör listesinden çıkarıldığına dair sözleri ile Sykes-Picot’tan beri Batının bu bölge üzerindeki niyetleri üzerine şüphe ve endişeleri bir nebze daha arttırdı.
Özetle ortaklarının eşit katılımla yer almaları gereken savunmacı teşkilat,5. Maddeye bağlıyız teranesine rağmen, birbirini suçlayan, adeta çatışmayı teşvik eden, silah ticaretinden pay almaya çalışan bir görünümle, barışı, milletlerin birbirleriyle kardeşçe geçinmesi, ekonomik yardımlaşmayı, dünyada sefaleti ortadan kaldırmayı, en büyük terör çevre sorunlarını kaale almayarak, hiç konu dahi etmeyen konuşmalarla ve niyetlerle ve Trump’ın “bu akşam İran’ı çok ağır bir şekilde vuracağız müjdesi (!) ile bitirdi.
