“Bakıp görmeyenlerden, konuşup dinlemeyenlerden, dokunup hissetmeyenlerden uzak durun.” Leonardo Da Vinci
Bu bir tavsiye değil artık. Bir hayatta kalma cümlesi. Çünkü çağımızın en büyük yoksulluğu bilgi değil, idraktir. Her şey gözümüzün önünde ama hiçbir şey içimizde değil.
Leonardo da Vinci, yüzyıllar önce şunu söylemişti:
“İnsanlar üçe ayrılır; görenler, gösterilince görenler ve asla göremeyenler.”
Bugün etrafımıza bakınca bu ayrım hâlâ geçerli. Hatta daha acımasız…
Görenler az.
Gösterilince görenler kalabalık.
Asla göremeyenler ise çoğunlukta…
Üstelik kendilerinden son derece eminler.
Leonardo’yu dâhi yapan şey zekâsı değildi; ezberi kutsallaştırmayan, bilgiyi sürekli sorgulamayı göze alan cesaretiydi.
“Bilgiyi deneyimle ve inatla test etmeye bağlı ol; hatalarından öğrenmeye açık ol.” Leonardo Da Vinci
Bugün biz ne yapıyoruz?
Okuyoruz ama denemiyoruz.
Dinliyoruz ama sınamıyoruz.
Ezberliyoruz ama yaşamıyoruz.
Sonra da “çok biliyoruz” sanıyoruz.
Oysa bilgi, bedene değmediği sürece kuru bir gürültüdür. Leonardo bunu biliyordu. Bu yüzden çizdi, söktü, gözlemledi, tekrar denedi. Yanılmaktan utanmadı. Yanılmayı yol arkadaşı yaptı. Biz ise hatadan korkuyoruz. Çünkü yanlış yapmanın ayıp, eksik, zayıflık sayıldığı bir çağdayız. Oysa hata yapmayanlar değil, hiç denemeyenler kaybolur.
Leonardo hayata doymak bilmez bir merakla yaklaştı. Soruları hiç bitmedi.
“Bu neden böyle?”
“Başka türlü olabilir mi?”
“Görünenden fazlası var mı?”
Bugün ise sorular yorucu bulunuyor. Merak zaman kaybı sayılıyor. Hız çağında yavaş düşünenler susturuluyor; çünkü derinlik, aceleye gelmiyor. Ama şunu kimse söylemiyor: Merakın bittiği yerde ruh da durur.
Ve belki de en sarsıcı cümle şudur:
“İnsanın bilgisi arttıkça sevgisi de çoğalır.” Leonardo Da Vinci
Ne kadar az anlıyorsak, o kadar sertleşiyoruz.
Ne kadar yüzeyde kalıyorsak, o kadar tahammülsüzüz.
Bilgi derinleştikçe insan yumuşar.
Çünkü anlamak, sevmeyi öğretir.
Bugün sevgisizliğimizin sebebi cehalet değil sadece; deneyimden kopmuş bilgi. Dokunmadan konuşuyoruz. Hissetmeden yargılıyoruz. Görmeden hüküm veriyoruz. Leonardo içimizde hâlâ var ama onu susturduk. Takvimlerle, hedeflerle, “verimli ol” baskısıyla…
Oysa bazen verimsiz görünen bir merak, bir ömürlük anlam doğurur.
Bu çağda en büyük cesaret şudur:
Yeniden bakmak.
Yeniden hissetmek.
Yeniden acemi olmayı göze almak.
Çünkü bakıp görmeyenlerden, konuşup dinlemeyenlerden, dokunup hissetmeyenlerden uzak durmazsak…
Bir gün fark ederiz ki onlardan biri olmuşuz.
Ve unutmayın…
"Tıpkı kullanılmayan demirin paslanması ve suyun soğukta donması ya da kokuşması gibi kullanılmayan zihin de bozulur." Leonardo Da Vinci
