İnsan en çok nerede yaralanır bilir misin?
En yakınında.
Ve en çok neye ihtiyaç duyar? Yine birine yakın olmaya.
İşte bu yüzden insan, kendi çelişkisiyle yaşar.
Birine yaklaşmak isteriz.
Ama tam o noktada içimizde bir ses yükselir:
“Dikkat et, yine canın yanabilir.”
Ve biz biraz geri çekiliriz.
Biraz eksik anlatırız kendimizi.
Çünkü bir kez kırılan insan, bir daha aynı yerden kolay açılmaz.
Psikolojide bunun bir adı var: Kirpi İkilemi.
"Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra dikenlerinin birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde dikenleri yine kendilerine engel olur ve bu iki kötü durum arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar."
Arthur Schopenhauer- Kirpi İkilemi Metaforu
Yaklaşmak acıtır, uzaklaşmak yalnızlaştırır.
İnsan ilişkileri de tam olarak böyledir. Bizi birbirimize yaklaştıran şey yalnızlığımızdır.
Ama tam yakınlaştığımız yerde, yaralarımız devreye girer. Ve geri çekiliriz.
Bugün kimse tamamen yalnız değil… Ama kimse gerçekten yakın da değil.
Mesafeli yakınlıklar yaşıyoruz.
Adı var, duygusu eksik.
Bir mesaj kadar yakınız,
Ama bir kalp kadar uzak.
Çünkü yakınlık risk demektir.
Açılmak demektir.
Savunmasız kalmak demektir.
Ve modern insan, en çok bundan kaçıyor.
Herkes sevgi istiyor… Ama kimse o sevginin bedelini ödemek istemiyor.
Oysa gerçek şu:
Yakınlık biraz da can yakar.
Dokunduğun yerde yara da olur, şifa da. Ama hiç dokunmazsan… hiçbir şey olmaz.
Belki de bu yüzden herkes biraz üşüyor. Çünkü kimse kimseye gerçekten değmiyor.
Biz birbirimize yabancı değiliz aslında… Sadece fazla yaklaştığımızda canımızın yanacağını biliyoruz. Bu yüzden ne tam sarılabiliyoruz, Ne de tamamen gidebiliyoruz.
Yaklaşınca acıtıyoruz, uzaklaşınca üşüyoruz…
