Duygusal yetimlik; var olan insanların duygusal olarak yokluk yaşamasıdır.
Görünen insanlar, görünmeyen duygular… İşte çağın en sessiz felaketi burada başlıyor. Kimsenin kaybolmadığı ama kimsenin kimseyi bulamadığı yer: İç dünyalarımız.
Bu çağın en yoksul yanı para değil; duygu.
Kimse açlıktan ölmüyor, ama sevgi açlığından kuruyor.
Öfke birikiyor, kırgınlıklar kabuk bağlamıyor.
İçimiz kalabalık, ifade seyrek.
Çocukluğumuzda öğretildi: “Ağlama.” “Takma.” “Geçer.”
Sahi geçti mi? Geçmedi.
Sadece yer değiştirdi.
Gözyaşı içe çöktü, kırgınlık göğüs kafesine sinince sustuk.
Susunca büyüdük, büyüdükçe sertleştik.
Bir nesil, duygularının ebeveynliğini yapamadı.
Bu yüzden yetimlik doğdu:
Anne babası hayatta olan duygular ama kimsenin büyütmediği.
Benlikler dağınık:
Parça parça kimlikler, güne göre değişen aidiyetler, moda gibi tüketilen fikirler…
İnsan kendine tutunamaz oldu.
Bir gün taş gibi güçlü, ertesi gün toz gibi savrulgan.
İnsan olmak artık bir bütün değil; bir mozaik.
Fakat parçaları birbirine bağlayacak harç eksik.
Bağlar da kopuk:
İlişkiler hızla kuruluyor ama yavaşça çürüyor.
Dostluklar kısa mesajlaşmaya, aileler ortak fotoğrafa, sevgiler like sayısına sığınıyor.
Yakınlık var; temas yok.
Yan yana duran bedenler, birbirine uzak ruhlardan daha yalnızdır.
Gelecek sisli:
Gençler yarını tasarlamıyor, yarından kaçıyor.
Yetişkinler bugünü idare ediyor.
Yaşlılar zamana yabancılaşıyor.
Gelecek uzakta değil aslında; sadece puslu.
Pus dağılır, ama önce cesaret ister.
Toplumun duygusal kasları zayıfladı.
Küçük şeylerden kırılıp büyük acılara alışıyoruz.
Bu da çağın ironisi:
Kırılgan ama dayanıklı; umutlu ama umutsuz; bağlı ama yalnız.
Ve bir katman daha var yüksek sesle söylenmeyen:
İnsan artık duygularını utanç gibi saklıyor.
Sevdiğini söylemek zayıflık, özlediğini itiraf etmek gereksiz, kırıldığını dile getirmek terbiyesizlik sayılıyor.
Hâlbuki duygular saklandıkça çürür; çürüdükçe ağırlaşır; ağırlaştıkça ilişkileri boğar.
Bütün bunlar bize tek bir hakikat fısıldıyor:
Duygularını yetim bırakan toplum, birbirini taşımayı da unutur.
Taşımayı unutunca dayanışma nostaljiye, merhamet lükse, sevgi ise pazarlığa dönüşür.
Belki de çıkış büyük laflar istemiyor.
Bir yüzleşme ve biraz emek…
Yüzleşme; nerede kırıldığımızı görmek.
Emek; birbirimizi yeniden tutmayı öğrenmek.
Sonuç açık:
Duygularımızı yetim bıraktık.
Bedeli yalnızlık oldu.
