Geçenlerde izlediğim bir dizide bir repliğe rastladım:
“Hayatın boyunca başkalarının seni mutlu etmesini beklersen, hayal kırıklığına uğrarsın.”
Ardından kendini sevdiğinden ve bu yüzden kendi başına olduğunda da mutlu olabildiğinden bahsediyordu.
Bazı cümleler vardır; aslında size yeni bir şey söylemez. Zaten bildiğiniz ama hayatın telaşı içinde unuttuğunuz bir şeyi hatırlatır. Bu da bana onu yaptı. Çünkü ben kendimle vakit geçirmeyi seviyorum.
Etrafımda sevdiğim insanlar olsun isterim. Onlarla konuşmayı, gülmeyi, paylaşmayı severim. Hayatımda oldukları için kendimi şanslı hissederim. Ama tek başıma kaldığımda da kendimi eksik hissetmem. Çünkü günün sonunda hepimiz bir şekilde kendimizle baş başa kalıyoruz.
Ve sanırım insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin gerçek değeri de tam orada ortaya çıkıyor.
Kendini sevmek, “Benim kimseye ihtiyacım yok” demek değil.
Kimseye ihtiyaç duymamak değil, kendi ihtiyaçlarını duyabilmek.
Neyin sana iyi geldiğini bilmek.
Neyin seni tükettiğini fark etmek.
İstemediğin bir şeye “istemiyorum” diyebilmek.
Kendi kararlarının arkasında durabilmek.
Hata yaptığında bile kendine yabancılaşmamak.
Bence kendini sevmek büyük cümlelerden çok, böyle küçük ve sessiz yerlerde saklı.
Bir kahveyi tek başına içebilmekte mesela.
Sessizlikten kaçmamakta.
Birinin gelmesini beklemeden kendine güzel bir gün yaratabilmekte. Çünkü hayatımıza insanlar giriyor. Bazıları uğruyor, bazıları uzun yıllar kalıyor. Bazıları birkaç ayda yılların bırakamadığı izi bırakıyor. Dostlarımız, ailemiz, aşklarımız oluyorlar. Bazıları bizim için çok daha fazlası oluyor.Ve umarım bazıları gerçekten hep kalıyor.
Ama hayatın böyle bir garantisi yok. İnsanlar gelir, insanlar gider. Bazen kalacak sandıklarımız gider. Hiç beklemediklerimiz kalır. Fakat bütün bu gelişlerin ve gidişlerin arasında hayatımızın başından sonuna kadar bizimle kalan biri vardır:
Kendimiz.
Bu yüzden mesele insanlardan vazgeçmek değil.
Sevelim. Bağlanalım. Özleyelim. Birinin sesi günümüzü güzelleştirsin. Birinin yanında kendimizi evimizde hissedelim.
Ama birini severken kendimizden eksilmeyelim. Çünkü bir insan hayatınızı güzelleştirebilir ama hayatınızın tamamı olmak zorunda değildir. Bir insan sizi çok mutlu edebilir ama mutluluğunuzun tek kaynağı olmak zorunda değildir.
Ve bir insanı çok sevebilirsiniz ama onu severken kendinizi daha az sevmek zorunda değilsiniz.
Belki bütün mesele bu:
Hayatına gelenlere yer açarken, kendine ayırdığın yeri kaybetmemek.
Çünkü günün sonunda dönüp dolaşıp yine kendine geliyorsun.
Verdiğin kararlarla sen yaşayacaksın. Seçtiğin hayatı sen sürdüreceksin. Ve aynada göz göze geldiğin o insanla bir ömür geçireceksin.
O yüzden insanın döndüğü yeri sevmesi güzel.
Kendini sevmek, hayatı yalnız yaşamayı öğrenmek değil.
Kimseye ihtiyaç duymamak hiç değil.
Kimlerle yürürsen yürü, yolun sonunda kendini kaybetmemek.
Çünkü herkes kalmayabilir.
Ama sen, ömrünün sonuna kadar kendinle kalacaksın.
