Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
Köşe Yazarı
Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
 

Şiirsel Adalet

Şiirsel adalet; en basit hâliyle, insanın yaptığının bir gün karşısına çıkmasıdır. İyiliğin ya da kötülüğün, bazen yıllar sonra, bazen hiç beklenmedik bir biçimde sahibine dönmesi… Bir zamanlar küçümsediğiniz birine ihtiyaç duymak, kapısını kapattığınız insanın kapısında beklemek, başkasına yaşattığınız bir duyguyla günün birinde kendinizin sınanması… Böyle anlarda “Hayat cevabını verdi” deriz. Peki gerçekten hayat mı cevap verir, yoksa biz mi yaşananlara bir anlam yüklemek isteriz? Çünkü insan, adaletsizliği kabullenmekte zorlanan bir varlık. Yapılan iyiliğin karşılıksız, kötülüğün ise cezasız kalabileceği düşüncesi bizi rahatsız eder. Bu yüzden hayatın görünmeyen bir terazisi olduğuna inanmak isteriz. “Eden bulur” deriz. “Alma mazlumun ahını” deriz. “Karma” deriz. Belki bütün bu sözlerin altında aynı insani ihtiyaç vardır: Evrenin tamamen kayıtsız olmadığına inanmak. Tarih de zaman zaman insana şiirsel adaleti düşündüren sahneler bırakmıştır. Nelson Mandela, apartheid rejimine karşı mücadelesi nedeniyle 27 yılını hapiste geçirdi. Yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakılan bir insan, 1994 yılında Güney Afrika'nın ilk siyah devlet başkanı oldu. Bir zamanlar yönetimin mahkûm ettiği kişi, yıllar sonra o ülkenin seçilmiş lideriydi. Bundan daha güçlü bir tarih ironisi bulmak kolay değildir. Fakat Mandela örneğini asıl anlamlı yapan yalnızca iktidara gelmesi değildi. Kendisine yapılanların ardından intikamı siyasal bir ilkeye dönüştürmek yerine uzlaşmayı savunmasıydı. Belki şiirsel adalet tam da burada sıradan intikamdan ayrılır. Çünkü hayat her zaman böyle işlemez. Bazen iyi insanlar kaybeder, kötü insanlar kazanır. Bazen haklı olmak yetmez. Bazen yapılan bir haksızlığın karşılığı hiç gelmez ya da biz geldiğini göremeyiz. İnsanın kabul etmekte en çok zorlandığı gerçek belki de budur: Hayatın adaletle ilgili bize verilmiş bir sözü yoktur. Bizi kıranın kırılmasını, terk edenin terk edilmesini, küçümseyenin bir gün küçülmesini beklemek kolaydır. Fakat bunun adı her zaman adalet değildir. Bazen yalnızca acımızın karşı tarafta da yaşandığını görmek isteriz. Adalet ile intikam arasındaki ince çizgi de burada başlar. Adalet yarayı kapatmak ister. İntikam ise aynı yaranın başka bir bedende açılmasını. Belki gerçek şiirsel adalet, bir başkasının başına ne geldiğinde değil, bizim başımıza gelenle ne yaptığımızda saklıdır. Çünkü insanın başına gelenleri seçme gücü her zaman yoktur; fakat onların kendisini neye dönüştüreceği konusunda hâlâ bir payı vardır. Bir zamanlar “yapamazsın” diyenlerin ardından yapabilmek… Değersiz hissettirildiğiniz bir yerden kendi değerinizi bilerek çıkmak… Kaybettiğinizi düşündüğünüz bir hikâyenin, yıllar sonra sizi başka bir kapıya götürdüğünü fark etmek… Belki hayatın şiiri tam da burada başlar. İnsanın huzurunu başka birinin cezasına bağlaması da görünmez bir esarettir. Benim iyileşmem için senin üzülmen gerekmiyor. Benim kazanmam için senin kaybetmen gerekmiyor. Belki de olgunlaşmak, hayatın bizim için hesap tutmasını beklemekten vazgeçmektir. Ve belki şiirsel adalet dediğimiz şey, evrenin herkese hak ettiğini vermesi değildir. Başımıza gelenlerin, kim olacağımıza tek başına karar verememesidir. Çünkü bazen hayatın verebileceği en güçlü cevap, size kötülük yapanların cezalandırılması değildir. Onların bıraktığı yerde artık sizi bulamamalarıdır.  
Ekleme Tarihi: 14 Ağustos 2026 -Cuma

Şiirsel Adalet

Şiirsel adalet; en basit hâliyle, insanın yaptığının bir gün karşısına çıkmasıdır. İyiliğin ya da kötülüğün, bazen yıllar sonra, bazen hiç beklenmedik bir biçimde sahibine dönmesi…

Bir zamanlar küçümsediğiniz birine ihtiyaç duymak, kapısını kapattığınız insanın kapısında beklemek, başkasına yaşattığınız bir duyguyla günün birinde kendinizin sınanması…

Böyle anlarda “Hayat cevabını verdi” deriz.

Peki gerçekten hayat mı cevap verir, yoksa biz mi yaşananlara bir anlam yüklemek isteriz?

Çünkü insan, adaletsizliği kabullenmekte zorlanan bir varlık. Yapılan iyiliğin karşılıksız, kötülüğün ise cezasız kalabileceği düşüncesi bizi rahatsız eder. Bu yüzden hayatın görünmeyen bir terazisi olduğuna inanmak isteriz.

“Eden bulur” deriz.
“Alma mazlumun ahını” deriz.
“Karma” deriz.

Belki bütün bu sözlerin altında aynı insani ihtiyaç vardır:

Evrenin tamamen kayıtsız olmadığına inanmak.

Tarih de zaman zaman insana şiirsel adaleti düşündüren sahneler bırakmıştır.

Nelson Mandela, apartheid rejimine karşı mücadelesi nedeniyle 27 yılını hapiste geçirdi. Yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakılan bir insan, 1994 yılında Güney Afrika'nın ilk siyah devlet başkanı oldu. Bir zamanlar yönetimin mahkûm ettiği kişi, yıllar sonra o ülkenin seçilmiş lideriydi.

Bundan daha güçlü bir tarih ironisi bulmak kolay değildir.

Fakat Mandela örneğini asıl anlamlı yapan yalnızca iktidara gelmesi değildi. Kendisine yapılanların ardından intikamı siyasal bir ilkeye dönüştürmek yerine uzlaşmayı savunmasıydı.

Belki şiirsel adalet tam da burada sıradan intikamdan ayrılır.

Çünkü hayat her zaman böyle işlemez.

Bazen iyi insanlar kaybeder, kötü insanlar kazanır. Bazen haklı olmak yetmez. Bazen yapılan bir haksızlığın karşılığı hiç gelmez ya da biz geldiğini göremeyiz.

İnsanın kabul etmekte en çok zorlandığı gerçek belki de budur:

Hayatın adaletle ilgili bize verilmiş bir sözü yoktur.

Bizi kıranın kırılmasını, terk edenin terk edilmesini, küçümseyenin bir gün küçülmesini beklemek kolaydır. Fakat bunun adı her zaman adalet değildir. Bazen yalnızca acımızın karşı tarafta da yaşandığını görmek isteriz.

Adalet ile intikam arasındaki ince çizgi de burada başlar.

Adalet yarayı kapatmak ister.
İntikam ise aynı yaranın başka bir bedende açılmasını.

Belki gerçek şiirsel adalet, bir başkasının başına ne geldiğinde değil, bizim başımıza gelenle ne yaptığımızda saklıdır.

Çünkü insanın başına gelenleri seçme gücü her zaman yoktur; fakat onların kendisini neye dönüştüreceği konusunda hâlâ bir payı vardır.

Bir zamanlar “yapamazsın” diyenlerin ardından yapabilmek… Değersiz hissettirildiğiniz bir yerden kendi değerinizi bilerek çıkmak… Kaybettiğinizi düşündüğünüz bir hikâyenin, yıllar sonra sizi başka bir kapıya götürdüğünü fark etmek…

Belki hayatın şiiri tam da burada başlar.

İnsanın huzurunu başka birinin cezasına bağlaması da görünmez bir esarettir.

Benim iyileşmem için senin üzülmen gerekmiyor.
Benim kazanmam için senin kaybetmen gerekmiyor.

Belki de olgunlaşmak, hayatın bizim için hesap tutmasını beklemekten vazgeçmektir.

Ve belki şiirsel adalet dediğimiz şey, evrenin herkese hak ettiğini vermesi değildir.

Başımıza gelenlerin, kim olacağımıza tek başına karar verememesidir.

Çünkü bazen hayatın verebileceği en güçlü cevap, size kötülük yapanların cezalandırılması değildir.

Onların bıraktığı yerde artık sizi bulamamalarıdır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.