Bir sabah elinde fenerle sokaklarda dolaşan bir adam görseniz ne düşünürdünüz?
Muhtemelen önce telefonunuza sarılır, fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşırdınız.
Oysa yaklaşık 2.400 yıl önce bunu yapan biri vardı: Sinoplu Diyojen. Gündüz vakti elinde fenerle dolaşıyor ve "Dürüst bir insan arıyorum." diyordu.
Aradan yüzyıllar geçti ama insanlık hâlâ aynı arayışın içinde.
Kinizm, çoğu kişinin sandığı gibi hayata küs olmak ya da herkese kuşkuyla yaklaşmak değildir. O, insanın özgürlüğünü satın alan zincirleri fark etme cesaretidir. Makamın, servetin, şöhretin ve gösterişin peşinde koşan bir dünyaya karşı, "İnsanı değerli kılan bunlar değildir." diyebilmektir.
Bugün başarıyı sahip olduklarımızla ölçüyoruz. Daha büyük ev, daha lüks araba, daha fazla takipçi... Oysa bütün bunların arasında kendimize ayıracak birkaç dakikayı bile bulamıyoruz. Kalabalıkların içinde yalnız, ekranların başında sessiz ve sürekli daha fazlasını isteyen bireylere dönüşüyoruz.
Belki de Diyojen bugün yaşasaydı, fenerini yine alırdı eline. Ama bu kez caddelerde değil, dijital dünyanın sonsuz koridorlarında dolaşırdı. Milyonlarca profil arasında samimiyeti, dürüstlüğü ve vicdanı arardı.
Kinizm bize yoksulluğu değil, bağımlılıklardan kurtulmayı öğretir. Sahip olduklarımızın değil, karakterimizin bizi tanımlaması gerektiğini hatırlatır. Çünkü insanı özgür yapan, cebindeki para değil; ihtiyaçlarının esiri olmamasıdır.
Modern çağın en büyük paradoksu belki de burada yatıyor. Konforumuz arttıkça huzurumuz azaldı. İletişim araçlarımız çoğaldıkça birbirimizi dinlemeyi unuttuk. Bilgimiz büyüdü ama bilgeliğimiz aynı hızla gelişmedi.
Belki de bugün hepimizin eline görünmez bir fener alıp önce kendimize bakması gerekiyor.
Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa bize sunulan hayatı mı tüketiyoruz?
Çünkü bazı soruların üzerinden yüzyıllar geçse de cevabı değişmez. Değişen yalnızca zaman değil; o sorularla yüzleşme cesaretimizdir.
