Bir odada on kişi olduğunu düşünün.
Dokuzu aynı durumdan rahatsız olsun.
Buna rağmen hiçbiri konuşmasın.
Çünkü her biri, rahatsız olan tek kişinin kendisi olduğunu sanmaktadır.
Psikolojide bu durumun bir adı var: "Çoğulcu cehalet."
İlk bakışta karmaşık gibi görünen bu kavram, aslında günlük hayatımızın ve toplumsal ilişkilerimizin tam merkezinde yer alıyor. İnsanlar çoğu zaman düşündüklerinden değil, başkalarının ne düşündüğünü sandıklarından hareket ediyor. Böylece gerçekte var olmayan bir çoğunluk görüşü oluşuyor ve sessizlik, zamanla gerçeğin yerini almaya başlıyor.
Oysa sessizlik her zaman onay anlamına gelmez.
Bazen korkudur, bazen çekingenlik, bazen de dışlanma kaygısı.
İnsan sosyal bir varlıktır; kabul görmek ister. Bu nedenle kendi düşüncesini açıkça ifade etmek yerine, çevresindekilerin düşüncelerine uyum sağlamayı tercih eder. İlginç olan ise çoğu zaman çevresindeki insanların da aynı kaygıyı taşıyor olmasıdır.
Çoğulcu cehaletin en bilinen örneklerinden biri, Hans Christian Andersen'in ünlü "Kral Çıplak" masalıdır.
Aslında herkes gerçeği görmektedir. Kralın üzerinde hiçbir kıyafet yoktur. Ancak kimse bunu dile getiremez. Çünkü herkes diğer insanların görünmez kıyafetleri gerçekten gördüğüne inanmaktadır.
Sonunda bir çocuk çıkıp "Kral çıplak" dediğinde değişen şey gerçeklik değildir. Değişen, insanların gerçeği ifade etme cesaretidir.
Bu durum yalnızca masallarda karşımıza çıkmaz.
İş yerlerinde, arkadaş çevrelerinde ve hatta toplumların genelinde de benzer örnekleri görmek mümkündür.
Bir iş yerinde çalışanların büyük kısmı aynı sorundan şikâyetçi olabilir; fakat kimse ilk sözü söylemek istemez.
Bir arkadaş grubunda herkes aynı davranıştan rahatsız olabilir; ancak sessizlik sürer.
Çünkü herkes, rahatsız olanın yalnızca kendisi olduğunu düşünür.
Toplumlar açısından bakıldığında ise bu durum çok daha çarpıcı sonuçlar doğurabilir. Bazen binlerce insan aynı kaygıları, aynı itirazları ve aynı memnuniyetsizlikleri paylaşır. Ancak herkes birbirinin sessizliğini gördüğü için kendi sessizliğini korur. Böylece ortaya, aslında var olmayan bir fikir birliği görüntüsü çıkar.
Belki de çağımızın en büyük yanılgılarından biri budur: Yalnız olduğumuzu sanmak.
Oysa çoğu zaman yalnız değilizdir. Sadece birbirimizin sessizliğini yanlış yorumluyoruzdur. Bu nedenle değişim her zaman büyük sloganlarla ya da kalabalık meydanlarla başlamaz. Bazen tek bir insanın cesaretle söylediği bir cümle, yıllardır susan yüzlerce insanın sesi hâline gelebilir.
Çünkü bazen toplumları değiştiren şey yeni fikirler değildir. O fikirleri ilk kez yüksek sesle dile getirme cesaretidir.
