Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
Köşe Yazarı
Merve KABAKUŞ FİLİZCAN - Yazar-Şair
 

“Kalem Kimin Elinde?”

Bir yazar düşünün. Masasının başına oturmuş, hayatının en önemli kitabını yazıyor. Daha ilk sayfada biri geliyor. "Bu cümle böyle olmaz." Bir başkası ekliyor: "Karakteri değiştir." Bir diğeri: "Bu bölümü çıkar." Bir süre sonra masanın etrafı insanlarla doluyor. Herkesin elinde bir kalem var. Herkes hikâyeye bir şeyler ekliyor. Herkes neyin doğru olduğunu anlatıyor. Ve günün sonunda ortaya bir kitap çıkıyor. Ama o kitap artık yazarın kitabı olmuyor. Çünkü kalem bir noktada el değiştirmiş oluyor. Hayat da biraz buna benziyor. Doğduğumuz günden itibaren herkes bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Nasıl konuşacağımızı... Nasıl yaşamamız gerektiğini... Neye inanmamız gerektiğini... Hangi yolu seçmemiz gerektiğini... Elbette insan fikir almalı. Elbette insan tecrübelerden öğrenmeli. Hiç kimse her şeyi tek başına bilemez. Ama öğrenmek başka şeydir, kendi sesini kaybetmek başka. Bir fikrin size ait olması için önce sizin filtrenizden geçmesi gerekir. Çünkü başkasının doğrusu, sizin gerçeğiniz olmak zorunda değildir. Bazen bir tavsiye duyarsınız. Herkes mantıklı olduğunu söyler. Ama içinize sinmez. Kalbinizde bir yere oturmaz. İşte o zaman durup düşünmek gerekir.  Çünkü insan, inanmadığı bir yolun sonuna kadar yürüyemez. İnanmadığı bir cümlenin arkasında duramaz. İnanmadığı bir hayalin yükünü taşıyamaz. Tarihte bunun birçok örneği var. Bunlardan biri de Salvador Dali’dir. Dali, yaşadığı dönemin en sıra dışı sanatçılarından biriydi. Resimlerinde insanların alışık olduğu gerçekliği değil, kendi zihnindeki dünyayı anlattı. Eriyen saatler, rüyaları andıran manzaralar ve alışılmışın dışındaki imgeler birçok kişiyi şaşırttı. Ancak Dali, sanatını başkalarının beklentilerine göre şekillendirmedi. Belki de bugün hâlâ adının anılmasının nedeni budur. Çünkü o, insanların görmek istediği dünyayı değil, kendi gördüğü dünyayı resmetti. Ve bazen insanın yapabileceği en cesur şey de budur: Herkesin baktığı yere bakmak yerine, kendi gördüğünü anlatabilmek. Bugün birçok insanın yaşadığı en büyük yorgunluk da belki buradan geliyor. Kendi hayatlarını yaşamaya çalışırken başkalarının doğrularını taşımaktan yoruluyorlar. Başkalarının beklentileriyle karar veriyorlar. Başkalarının korkularıyla vazgeçiyorlar. Başkalarının hayalleriyle yola çıkıyorlar. Sonra da neden mutlu olmadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Oysa insan ancak kendi inandığı şey için mücadele edebilir. Bir fikir doğru olmak zorunda değildir. Bir düşünce kusursuz olmak zorunda değildir. Bir sanat eseri, bir kitap, bir şarkı hatta bir hayat bile kusursuz olmak zorunda değildir. Önemli olan onun size ait olmasıdır. Çünkü insan bazen yanılabilir. Bazen hata yapabilir. Ama kendi inandığı yolda yaptığı hata bile, başkasının doğrusu uğruna çıktığı yolculuktan daha değerlidir. Belki de bu yüzden aynı kitabı okuyan bin kişi, bin farklı anlam çıkarır. Aynı şarkıyı dinleyen insanlar farklı duygular hisseder. Aynı cümle farklı hayatlarda farklı karşılıklar bulur. Ve aslında güzellik tam da burada saklıdır. Çünkü biz robot değiliz. Hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz. Hepimiz aynı hissetmek zorunda değiliz. Hayatın anlamı biraz da kendi yorumumuzu katabilmektir. Bu yüzden insanların fikirlerini dinleyin. Tecrübelerinden faydalanın. Eleştirilerini duyun. Ama kalemi teslim etmeyin. Çünkü bu sizin hikâyeniz. Ve bir hikâyede kalem kimin elindeyse, kaderi de o yazar. Kalem sizde kalsın.
Ekleme Tarihi: 19 Haziran 2026 -Cuma

“Kalem Kimin Elinde?”

Bir yazar düşünün. Masasının başına oturmuş, hayatının en önemli kitabını yazıyor.

Daha ilk sayfada biri geliyor. "Bu cümle böyle olmaz."

Bir başkası ekliyor: "Karakteri değiştir."

Bir diğeri: "Bu bölümü çıkar."

Bir süre sonra masanın etrafı insanlarla doluyor.

Herkesin elinde bir kalem var.

Herkes hikâyeye bir şeyler ekliyor.

Herkes neyin doğru olduğunu anlatıyor.

Ve günün sonunda ortaya bir kitap çıkıyor. Ama o kitap artık yazarın kitabı olmuyor. Çünkü kalem bir noktada el değiştirmiş oluyor.

Hayat da biraz buna benziyor. Doğduğumuz günden itibaren herkes bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor.

Nasıl konuşacağımızı...

Nasıl yaşamamız gerektiğini...

Neye inanmamız gerektiğini...

Hangi yolu seçmemiz gerektiğini...

Elbette insan fikir almalı.

Elbette insan tecrübelerden öğrenmeli.

Hiç kimse her şeyi tek başına bilemez.

Ama öğrenmek başka şeydir, kendi sesini kaybetmek başka. Bir fikrin size ait olması için önce sizin filtrenizden geçmesi gerekir. Çünkü başkasının doğrusu, sizin gerçeğiniz olmak zorunda değildir.

Bazen bir tavsiye duyarsınız. Herkes mantıklı olduğunu söyler. Ama içinize sinmez. Kalbinizde bir yere oturmaz. İşte o zaman durup düşünmek gerekir.  Çünkü insan, inanmadığı bir yolun sonuna kadar yürüyemez.

İnanmadığı bir cümlenin arkasında duramaz.

İnanmadığı bir hayalin yükünü taşıyamaz.

Tarihte bunun birçok örneği var.

Bunlardan biri de Salvador Dali’dir. Dali, yaşadığı dönemin en sıra dışı sanatçılarından biriydi. Resimlerinde insanların alışık olduğu gerçekliği değil, kendi zihnindeki dünyayı anlattı. Eriyen saatler, rüyaları andıran manzaralar ve alışılmışın dışındaki imgeler birçok kişiyi şaşırttı. Ancak Dali, sanatını başkalarının beklentilerine göre şekillendirmedi.

Belki de bugün hâlâ adının anılmasının nedeni budur. Çünkü o, insanların görmek istediği dünyayı değil, kendi gördüğü dünyayı resmetti.

Ve bazen insanın yapabileceği en cesur şey de budur: Herkesin baktığı yere bakmak yerine, kendi gördüğünü anlatabilmek. Bugün birçok insanın yaşadığı en büyük yorgunluk da belki buradan geliyor. Kendi hayatlarını yaşamaya çalışırken başkalarının doğrularını taşımaktan yoruluyorlar.

Başkalarının beklentileriyle karar veriyorlar.

Başkalarının korkularıyla vazgeçiyorlar.

Başkalarının hayalleriyle yola çıkıyorlar.

Sonra da neden mutlu olmadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Oysa insan ancak kendi inandığı şey için mücadele edebilir. Bir fikir doğru olmak zorunda değildir. Bir düşünce kusursuz olmak zorunda değildir. Bir sanat eseri, bir kitap, bir şarkı hatta bir hayat bile kusursuz olmak zorunda değildir.

Önemli olan onun size ait olmasıdır. Çünkü insan bazen yanılabilir. Bazen hata yapabilir. Ama kendi inandığı yolda yaptığı hata bile, başkasının doğrusu uğruna çıktığı yolculuktan daha değerlidir.

Belki de bu yüzden aynı kitabı okuyan bin kişi, bin farklı anlam çıkarır.

Aynı şarkıyı dinleyen insanlar farklı duygular hisseder.

Aynı cümle farklı hayatlarda farklı karşılıklar bulur.

Ve aslında güzellik tam da burada saklıdır. Çünkü biz robot değiliz.

Hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz.

Hepimiz aynı hissetmek zorunda değiliz.

Hayatın anlamı biraz da kendi yorumumuzu katabilmektir. Bu yüzden insanların fikirlerini dinleyin. Tecrübelerinden faydalanın. Eleştirilerini duyun.

Ama kalemi teslim etmeyin. Çünkü bu sizin hikâyeniz.

Ve bir hikâyede kalem kimin elindeyse, kaderi de o yazar.

Kalem sizde kalsın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Okur...
(19.06.2026 18:59 - #5832)
Tebrikler kaleminize sağlık hocam
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.