Merhaba,
Her ne kadar TV’de haber programlarını sağlığımız açısından pek izlemesek de, kısa başlıklarına göz attığımız günlük haberler arasında bir başlık dikkatimi çekti...
F1 olarak adlandırılan 'Grand Prix’ formula oto yarışları, altı yıl aradan sonra ülkemize geri dönüyormuş! İstanbul/Tuzla’daki parkurda 2005-2011 ve 2021-22 arasında dokuz defa ev sahipliği yaptığımız F1 Dünya Şampiyonası takviminde 2027’den itibaren 5 yıllık sözleşme ile yeniden yer alacakmışız. Beştepe'deki iletişim başkanlığının haberinde, Dolmabahçe sarayının önünde düzenlenen tanıtım töreninde, en üst düzeydeki söylemde, ‘’ülkedeki milyonlarca F1 hayranına muhteşem ve heyecan verici yarışlar’’ sözü verilmesinin ardından FIA (Uluslararası Otomobil Federasyonu) başkanı BAE’li, eski rallici olduğu söylenen Muhammed Ben Sulayem de, ‘’Türkiye’nin pistlere dönüşü, bu spora olan cazibeyi güçlü şekilde yansıtıyor!’’ Demiş.
Güzel de, 9 yıllık geçmiş deneyimin bilançosuna göre, malum medyanın ülke tanıtımı, prestij, reklam gelirleri, yabancı katılımcı veya turizm katkısı sağlandığı şeklindeki abartılı iddialarına karşın, önde gelen bazı ekonomistlerce halkın 100 milyon dolar civarındaki kaynağının harcandığı savunulmuştu. Zamanında gözlemlenen tabloya göre de, 150 bin kişilik seyirci kapasitesi olan İstanbul Park tribünlerinin fahiş bilet fiyatları nedeniyle doldurulamadığı keza hafızalardadır. Ne diyelim, demek ki ekonomimiz iyi durumda ki, bu projeye ayrılacak toplam 200-300 milyon dolarlık kaynağımız hazır! Öyle ise tam gaz ileri...
Tabiatı ile pek mukayese etmek gibi olmasın ama naçizane, 70’li yılların sonlarında, '70 Cent’e muhtacız’ denilen o dönemde yerli otomotiv sanayimizi desteklemek adına düzenlenen ve sadece Anadol, Renault ve Murat'ların katıldığı 1972’deki ilk ‘’Türkiye Rallisi’’nde yarışmış amatör bir eski rallici olarak, her ne kadar artık sportif yönü tartışılsa da, böyle devasa bir oto yarışı haberini okuyunca, malum basınımızın 'tam gaz’lı haber başlıkları arasında kısa bir gezinti yapmadan geçmek istemedim;
- ''Otomotivde üretim düşmesine rağmen ülke içinde satışlar tam gaz!''
- ''Çekici ihracatımız ilk çeyrekte tam gaz! Bu sene %26 artışla 470 milyon ABD Doları geçmişiz.''
- ''Türk sondaj filosu tam gaz! Abdülhamid Han başta 6 gemilik sondaj filomuz Sakarya gaz sahasındaki üretim hedefleri doğrultusunda Karadeniz’e yönlendirildi.''
- ''Petro kimyada Ceyhan’daki polipropilen üretim tesisi projesine ilişkin dev yatırım tam gaz!''
- ''Avrupa donuyor, Türkiye ısınıyor. Uluslararası enerji piyasası küresel anlamda deprem bekliyor ama Türkiye’nin enerji arzı tam gaz!''
- ''Elektrikli araç devrimi tam gaz!''
- ''Sağlık turizmi teknolojilerinde artış tam gaz!''
- ‘'Deprem bölgesi konut imalatları tam gaz!''
- ''Dijital dönüşüm, yapay zeka, robotik teknoloji çalışmaları tam gaz!’'
- ‘'Savunma sanayi İHA/SİHA ve uydu projeleri tam gaz'’…,
İçimizi ısıtan liste böyle haberlerle 'tam gaz' uzayıp giderken, ne yazık ki başka bir kulvarda 'tam gaz' uzayıp giden başka bir liste ile moralimiz azıcık bozuluyor;
- ‘’Genç işsizlik, beyin göçü tam gaz!’'
- ‘’Döviz, altın, petrol fiyatları tam gaz!’'
- ‘’Enflasyon, cari açık tam gaz!’'
- ‘’Şatafat tam gaz!’’
- ‘’CHP’li belediyelere operasyonlar tam gaz!’’
- ‘’CHP’li belediyelerden AKP’ye transferler tam gaz!’’ ...
Hepimizin gün be gün içinde yaşadığı bu gelişmelerin ‘’siyasi transferler'' noktasında araya bazı yurt dışı gözlem ve anılarımızı sokarak tehlikeli sulardan uzaklaşıp yazıyı noktalayalım...
On yıl görev yaptığım Almanya Federal Cumhuriyet’inin Baden-Württemberg ve Bavyera gibi donör konumundaki eyaletleri başta, toplam 16 eyaletin hiç birinde, koalisyon dönemleri dahil, hele ki belediye başkanları düzeyinde siyasi partiler arası transfer gibi bir duruma hiç bir zaman şahit olmadım, duymadım da. Arşivden biraz araştırınca 1952’den 2018’e kadar 66 yılda eyalet parlamentolarındaki milletvekilleri arasında toplam sadece 11 defa geçişler yaşanmış. Bunlardan ikisinin ise, 2009’da Berlin'de bizim coğrafya mensubu iki kadın siyasetçinin SPD ve Yeşiller arasında yer değiştirmeleri sonucu ortaya çıkmış olması da hayli ilginç bir rastlantı olmuş.
İki yıl çalıştığım Hollanda’da ise, kraliyet kararnameleri ile atanan belediye başkanları, parti mensubu ya da sempatizanı dahi olsalar, 6 yıllık görev sürelerinde tarafsız, nötr olarak hizmet verir, bir anlamda (şehrin babası) olarak adlandırılıp şehrin emanet edildiği bir şehremini konumundadırlar. Asla parti değiştirmek gibi gayri etik bir durum söz konusu olamaz. Keza parlamentolarda da son dönemlerin çekişmeli koalisyon denklemlerine rağmen milletvekilleri arasında böyle bir duruma hiç bir zaman tevessül edilmemiş, edilmesi dahi düşünülmemiştir!
Sorunlu bölgelerdeki görev yerlerimden Bosna-Hersek’in üçlü etnik ve dini yapıya dayalı ve iki entiteli idari şekli ile İran İslam Cumhuriyeti’nin nev’i şahsına münhasır idari yapısını hariç tutarsak örnek verebileceğim Afrika’nın 60’lı ve 80’li yıllarda bağımsızlığını kazanmış iki Sahra-Altı ülkesi Kenya ve Zimbabve’de kısa bir soluklanacak olursak...
Batı dünyasında adı Mau-Mau bağımsızlık hareketi ile anılan başkan Jomo Kenyatta’nın liderliğinde 20 yıl bir tek parti (KANU) devleti olarak yönetilen Kenya’da başkanın ölümü üzerine ikinci adam olarak yerine geçip on küsur yıl ülkeyi yöneten Arap Moi, döneminin başlarında kimi muhtemel rakiplerini, daha onlar yeni partiler kuramadan ustaca ortadan kaldırabilmişti. Mesela, günün birinde polis radyosu anonsunda kayıp olduğu ve görenlerin en yakın karakola bilgi vermesi istenen muhtemel rakip dışişleri bakanının sonradan helikopterden atılmış ve yakılmış cesedi bulunduğunda ülkede ciddi şaşkınlık yaşanmıştı. Demokratik gelişmelerin emeklemeye başladığı izleyen yıllarda Batı’nın baskısı ile çok partili sisteme geçilmesi aşamasında dahi, KANU’dan ayrılıp çeşitli değişik partiler kurmalarına rağmen, partiler arası milletvekili hele belediye başkanı transferleri hiç bir zaman görülmedi. Keza, demokrasiye geçiş süreci bakımından benzerlikler gösteren diğer bir tek parti (ZANU) devleti Zimbabve’de de 80’deki Mugabe’li bağımsızlık yılları sonrası ZANU’dan ayrılıp MDC, CCC gibi muhalif partiler kuran siyasiler ve belediye başkanları arasında da parti değiştirme, şantaj ile transferler vb.görülmüş tuhaflıklar asla olmadı…
Tüm annelerin ‘’Anneler Gününü’’ kutluyorum...
