ÖN HİKAYE
''1969 senesi, lise yıllarının son günleri… 20 Temmuz hafta sonu olduğu için yatılı okunan KMK'den (Kadıköy Maarif Koleji) izinli çıkılmış ve Bahariye’deki, şimdilerde ‘betonarme' kafaya teslim olup emsalleri gibi yok olan ‘Reks' sinemasının ‘suare’sinde (akşam seansında) film seyrediliyor. Filmin heyecanlı bir sahnesi, ama o da ne? Film durdurulup ışıklar yakıldıktan sonra bir anons; ‘’Sayın seyirciler, şu anda Apollo 11 aracı Ay’a inmiştir. Astronotlar Armstrong ve Aldrin insanoğlunun ilk ayak izlerini Ay’a bırakmaktalar!’’ … Reks’in, o zamanlar gözümüze muhteşem gözüken perdeli sahnesine bile fırlayıp çıkanlar mı, sevinç çığlıkları atan seyirciler mi istersiniz, herkes sarmaş dolaş olmuş birbirini tebrik ediyor! İnanılmaz bir manzara...
Bundan on küsur yıl sonra, Dışişleri Bakanlığı’nın ‘araştırma' izinleri ile ilgili dairesinde işe başlayan genç bir diplomatın odasında ilginç bir ziyaretçi.. Ağrı Dağı’nın ’Telçeker’ mevkiinde olduğunu ileri sürdüğü ‘’Nuh’un Gemisi’’ni aramak üzere dağın Ermenistan yönüne bakan tarafındaki ‘Ahora’ geçidi üzerinde uçmak için gerekli izni almak amacıyla müracaat eden Ay’ın 8. fatihi astronot James İrwin’in anlattıklarını hayranlıkla karışık bir naiflikle dinleyen genç bir meslek memurunun azar azar birikmeye başlayan anıları!''
………..
Merhaba,
Bir aydan fazla bir süredir, önce aile içi önemli bir kayıp, sonrasında da yurt dışındaki kızım ve torunumu ziyaret nedeniyle ülkeden uzak olduğum için ara vermek zorunda kaldığım yazılara, coğrafyamızın hal-i pür melaline rağmen, dün akşamki Macaristan seçimlerinden sonra bardağın dolu tarafından bakmaya çalışarak devam edelim… Darısı benzer otoriter eğitimli liderlerin idaresindeki ülkelerin başına!
Yurt dışı derken, ABD’nin her bakımdan kontrolü kaybetmiş, eski görev yerim Zimbabve’nin Mugabe’si gibi ‘’görevden alınması’’ (impeachment) gereken noktaya çoktan gelmiş Trump’a, net Briç '‘kontr’’ları çeken yegane AB lideri Sanchez’in İspanya’sındaydım. Hoş, bu anayasal ihtimalin dahi gerçekleşmesine gerek kalmadan altı ay sonraki ara seçimde, AB içindeki müteffiği Macar Orban’ın 16 yılın ardından iktidardan düşmesi gibi bir sonla karşılaşmasına kesin gözü ile bakılan Trump’ın işi İran batağında da gittikçe zorlaşmakta!
Katalunya’dan başlayarak, arkasından Atlantik kıyılarındaki Bask bölgesine kadar karayolu ile uzunca yollar kat etmek, ülkenin kısmen Fransa’yı da kapsayan, nispeten daha müreffeh kesimlerinde gözlemler yapabilmemi de sağladı. Öncelikle bir müddetten beri sosyal medya çevrelerimizde ‘viral' olarak yansıtılan, Ege’li komşumuzun gastronomi sektöründeki bize göre fazlası ile rekabetçi fiyatların, bizi kıskanan Avrupa ile Akdeniz ötesindeki Atlantik kıyılarında daha da lezzetlenerek hüküm sürdüğünün altını çizelim. Ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan tam bir entegrasyon içindeki iki ülkenin bu kesimindeki insanlarının göze çarpan en büyük özelliği ise ‘’saygı’’ ve ‘ güler yüz’' oldu. Yabancı ayrımcılığından söz edilemeyecek bir ortamda, hizmet sektörü başta, ister yaya, ister sürücü olsun trafik polisleri dahil herkesin birbirine gayet ‘saygılı’ davranmasını, medeni hasletlerin özlemi içindeki biri olarak gıpta ile izlemedim desem yalan olur.
İç siyasi dengeler bakımından rahat bir konumda olmamasına rağmen, İran ve Orta Doğu’daki savaş karşıtı tutumunun yanı sıra, İstanbul belediye başkanı başta, tutuklu diğer tüm seçilmiş başkanlara olan desteği ile ülkemizdeki popülaritesi de tavan yapmış Pedro Sanchez’in, sadece bizim açımızdan değil AB içinde de en saygın lider olduğu tartışmasız bir gerçek...
Ön hikayedeki Ay’ın fethi konusuna geri dönecek olursak… Trump’ın ABD’sinin esas ve çirkin yüzü bir yandan dünya düzenini alt üst ederek önce Venezuella, ardından da İsrail’in güdümünde Orta Doğu ve İran’da hayatları söndürüp ekonomileri batırırken, aynı ABD’nin bu tarihi adımdan tam 57 yıl sonra, bu defa biri Kanadalı, dört kişilik astronot ekibini dokuz gün süre boyunca Ay tanrıçasından adını alan 'Artemis II' uzay aracı ile Ay’ın etrafında dolaştırıp, yakın gelecekteki Mars yolculuğu için küçük uydumuzda bir üs kurma hedefi doğrultusunda ilerlemesi, acaba paradoksal şekilde insanlığın geleceği için yararlı bilimsel bir adım mı? Yoksa Çin ve Rusya’ya karşı dünyadaki patronajının uzaya da yansıyan bir gövde gösterisi mi?
Her hal ve kârda, elin oğlu uzayda ne işler yaparken, ''Dünya Adalet Projesi’’nin (World Justice Project) hukukun üstünlüğü endeksinde son yirmi yılda 140 ülke arasında 80. Sıradan 120.sıraya düşmüş halimize mi yanalım bilemedim?
Seçilmiş insanlardan suç örgütleri yaratmaya çalışan, adaletin tecelli etmesi beklenen mahkeme salonlarını dahi cezaevleri içine taşıyan bir anlayış ile işimiz zor ama umut tükenmez! Ne diyelim?
Kalın sağlıcakla...
