Haziran’ın sıcak günlerine doğru adım atarken, Yengeç Dönencesi’ne göre yılın en uzun gününü de arkada bıraktık! Dışişleri bakanlığındaki hizmet süremin yaklaşık yedi yılını Ekvator’un güneyindeki iki Afrika ülkesinde geçirmiş biri olarak, bizim kuzey yarı kürede 'en uzun gün’ hesapları yapılırken, gözümün önüne aynı anlarda yılın en kısa günlerini yaşayan Kenya ve Zimbabve gelir.
Oralara uzanınca da hafızamda haliyle doğal, hatta vahşi hayatın dayanılmaz güzelliklerinin yaşandığı ’safari’ anıları renklenir. Hele ki, uzun veya kısa günler, geceler derken iklim geçişlerine dayalı, kıtanın doğusundaki her iki ülke aksı üzerindeki Tanzanya, Malavi, Zambiya, Botsvana ve Güney Afrika'yı da kapsayan bu geniş coğrafyada ‘büyük göç’ olayına denk gelme şansını yakalamışsanız gördüklerinizin tadına doyum olmaz…
En arkada kral aslanlar ile leopar, çitalar ve sırtlanlar, ortada filler, gergedanlar, hipolar, bufalolar (mandalar), zürafalar derken en önde zebralar, yaban domuzları, gazeller ve impalala kafileleri olmak üzere envaiçeşit kuş türünün yukardan izlediği bir mekan değişikliği! Kimi zaman bu geçişler, sönmüş bir volkan krateri içinden başlayan, kimi zaman da Zambezi gibi sınır aşan veya oluşturan, su debisi yüksek nehirler üzerinde, fil sürülerinin, timsahlara aldırmadan, pasaport, gümrük kontrolu olmaksızın yüzerek yaptıkları ülke değişikliklerine kadar geniş bir yelpazede gerçekleşir…
Her ne kadar dünyada olduğu gibi kıta genelinde de hızla artan nüfusu ile insanoğlunun gittikçe daralttığı bir 'habitat'a hapsolan hayvanlar alemi için işler zorlaşsa da, manzara, uzun veya kısa yağmur dönemleri dahil her zaman müthiştir. Bu ortamın değişmez parçası 'safari rehberleri’ ise, sizlere parmak ısırtacak kadar bilgili, çevreye saygılı, bilinçli ve esprili kişilerden oluşur. Vahşi hayvanlarla örnek dostluklarını izlerken, muhatapları ile sesle veya hareketlerle bütünleşmelerini şaşkınlıkla izlersiniz! Belirli dinlenme molalarında servis ettikleri buzlu içecekleri yudumlarken anlattıklarını, hayvanlara çeşitli sıfatlar takarak yaptıkları benzetmeleri hayranlıkla dinlerseniz.
Mesela, sabahın erken saatlerinde bir yeşil alanda kümeleşip otları dişleyen impalalar ile başlarındaki nöbetçi gazeli, ‘’bu hanımlar, nöbetçinin kredi kartı ellerinde sabah ucuzluğunda alış verişe çıkmışlar!’’ şeklinde tasvirine, ya da tek dişli, önündeki cılız ağaca kafa atan, cipe doğru kulaklarını çığırtkan sesi ile oynatarak tehdit eden azgın bir fili, ‘’bu kabadayı delikanlı akşamdan kalma, gittiği barda olay çıkarmış, bize hava atıyor!’’ diyerek cipin ara gazı ile sakinleştirmeye çalışmasına bayılırsınız!
Hele, bu hayvanlara taktıkları sıfatlar bir harikadır. Mesela, şimdilerde Zimbabve’nin 37 yıllık diktatörü Mugabe’yi devirerek devlet başkanı olan ‘timsah-lakost’ lakaplı istihbaratçı Mnangagwa ile özdeşleştirdikleri timsah için, ‘’kamuflaj üstadı, tesadüfen bir suda görülmüşse yanında en az yedi ekürisi daha olduğu’’nu ileri sürerler. Babunlar yani maymunlar için, kimi yer ve zamanda söylenmesi hoş! karşılanmayan, yasaklanan ‘’kronik hırsız’’ sıfatını kullanırlar. Bir seferinde bu rehberlerden birine, safarinin ''beş büyük''ü şeklinde nitelenen; aslan, fil, leopar, gergedan ve manda arasında ‘'en tehlikelisi hangisidir?’’ diye sormuş ve tereddütsüz ‘’Manda’’ yanıtını alınca şaşkınlık yaşamıştık. Rehber Peter, ‘’bu en tehlikelisidir, zira ne yapacağı hiç belli olmaz, asla öngörülemez. Hiç bir ön tepki vermez, ne kuyruk sallar, ne kulağını, bacağını oynatır, ot yerken filan birden saldırır. Pek yakınına sokulmayız!’’ diyerek hepimizi uyarmıştı…
Hayvanlar aleminden, günlük hayatı baş döndüren şekilde gündem değiştiren bir ortama doğru hareketlenince, her ne kadar önceki yazım ‘’Hasta Adam’’da geçiştirdiğim gibi, ‘’Anneler’’ ile ‘’Babalar’’ günleri arasında yaşanan mutlak ‘öngörülemezlik’ hali biraz kafaya takılsa da ‘’herşey çok güzel olacak!’’ diyerek yazıya noktayı koyalım!
Kalın sağlıcakla...
