“Ben on beş yıllık öğrenim hayatımda uzaktan yakından ‘Cadılar Bayramı’ diye bir ritüel görmedim, duymadım.
Gören, duyan, yaşayan varsa bizim okullarımızda bana söylesin!”
Bizim çocukluğumuzda sınıflar mandalina kokardı.
Yerli Mallar Haftası’nda herkes evinden bir şey getirirdi: ceviz, elma, nar
Sıranın üstü küçük bir pazar yerine dönerdi.
Öğretmenimiz gururla “yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” diye tekrar ettirirdi.
Şimdi bakıyorum, birileri çıkmış “cadılar bayramını yasakladık” diyor.
Sanki biz yıllarca bal kabağı oyup kapı kapı dolaşmışız gibi.
Nevruz’da bahçede ateş yakılırdı.
Çocuklar sırayla üzerinden atlardı.
Kimi ayağını takar, kimi korkudan yarı yolda vazgeçerdi.
Şimdi ateşin kıvılcımı söndü, yerine hayali bal kabağı ışığı geldi.
Her sabah bahçede sıraya dizilirdik.
Mavi önlüklerimizin beyaz yakalarını düzeltir, hep bir ağızdan Andımız’ı okurduk.
Ankara’nın ayazında nefesimiz buharlaşırdı.
Sonra bir gün bu ritüel kaldırıldı.
Önlükler gitti, yakalar kayboldu.
Liselerde ve ortaokullarda erkek öğrencilerin takım elbiseleri, kız öğrencilerin lacivert formalarının içine giydikleri beyaz gömlekleri tarihe karıştı.
Ama olsun, biz cadılar bayramını yasakladık!
Zaten hiç kutlamıyorduk, ama olsun, yasakladık.
Kantinlerde kola, tost, hamburger zamlandı.
Çocuklar gizlice simit ve ayranla idare etti.
Ama asıl mesele cadılar bayramıydı.
Çünkü çocukların sağlığına zararlı olan şey kola değil, bal kabağı maskesiymiş meğer.
İlkokuldaydım. Ahmet, Yerli Mallar Haftası’na eli boş gelmişti.
“Annem pazara gidemediydi” dedi.
Hepimiz gülüştük, öğretmen kaşlarını çattı.
İşte bizim hayaletimiz buydu: pazara gidilememiş anneler, boş çantalar, utangaç çocuklar. Bütün sınıfça öğretmenlerimizle birlikte söylerdik.
“Yerli malı Türk’ün malı, herkes onu kullanmalı.”
Şimdi bu hayaletin adı cadılar bayramı olmuş, yasaklanmış.
Demek ki yasakladıkları şey aslında hiç var olmamış bir hayaletmiş.
Belki de bu yüzden adı cadılar bayramı: hayaletlerle savaşıyoruz, ama hayaletler zaten yok.
Bizim gerçek yasaklarımız mavi önlüklerimizde, beyaz yakalarımızda, sabah ayazında hep bir ağızdan söylediğimiz sözlerde saklı.
Bizim gerçek bayramımız incirde, sarı üzümde kokuyor.
Bizim gerçek bayramımız hâlâ mandalina kokuyor.
Hâlâ ceviz kabuklarını sıranın altına saklıyoruz.
Hâlâ ateşin üzerinden atlamaya çalışıyoruz.
