Eskiden kitap okurdu çocuklar.
Teksas, Tommiks bile olsa…
Ellerinde bir maceranın, bir hikâyenin, bir öykünün kokusu vardı.
Kitap kokusu, dergi sayfalarının hışırtısı, merakın ve hayalin kapısıydı onlar için.Bugün o kokuyu unuttular.
Mahalle aralarında erkekler futbol, saklambaç; kızlar seksek, ip atlama, üçtaş oynardı.
Şimdi o oyunların yerini neredeyse uyuşturucu ve bireysel tedhiş aldı.
Çocuklar yaşamla kötülük arasında Rus ruleti oynuyor adeta!
Toplumsal, bireysel kötülük terkisine alıyor onları, dörtnala dehşete koşturuyor.
Çocukların büyüyecek olmaktan başka kusurları yoktur.
Asıl kusur, onları büyütürken içine sürüklediğimiz ekonomik, sosyal ve toplumsal çürümededir.
Bu çürümenin yanında, gözünü para hırsı bürümüş uyuşturucu baronlarının, sosyal medyanın ve para babalarının kurduğu düzenin kurbanı oluyor çocuklar.
Amacı dışında kullanılan teknolojiyle bu kötülüğü daha da büyüttük.
Ekran ışığını bilgi yerine bağımlılığa ve kötülüğe çevirdik.
Çocukların gözlerini kitaplardan koparıp, sahte ihtişamın cazibesine kilitledik.
Okullarda şiddet ve zorbalık her geçen gün daha da artıyor.
Öğretmenin sesi yerine telefon ekranının ışığı hâkim oluyor.
Kütüphaneler boş, teneffüsler sessiz; merakın besleneceği alanlar birer birer yok edildi çocukların.
Eskiden okullarda Edebiyat, Spor, İzci, Kızılay gibi sosyal kollar vardı.
Birlikte hareket etmenin, ekip olmanın, medeni cesaret kazanmanın, birlikte başarmanın alanıydı bu oluşumlar.
Çocukları kötü alışkanlıklardan koruyan birer siperdi.
Şimdi Biyoloji ve Felsefe dersleri müfredattan çıkarıldı, ya da işlevsiz hale getirildi.
Soru sormak, tartışmak, üretmek yerine ezber ve ekran bağımlılığı dayatıldı.
Merak oyunla büyür, sorgulamayla gelişir; ama çocuklara ne oyun alanı bırakıldı ne sorgulama hakkı.
Ekonomik baskılar aileleri geçim derdine sürükledi.
Çocuklar yalnız ve sahipsiz kaldı.
Mahalle kültürü dağıldı, komşuluk ritüelleri yok oldu.
Birlik sofraları yerini yalnız ekranlara bıraktı.
Su büyüğün, sofra küçüğündü; şimdi onların yerini fast-food kutusu aldı.
Ailece yenilen sofrada yemeklere değil, tek başına yenilen kutulara hapsedildi.
Medya ise mafya dizileriyle, ultra saraylarda ihtişamlı yaşamlarla, kolay para kazanma yollarıyla çocukları özendiriyor.
Erkekler mafya kahramanlarına, kızlar frapan makyajlı oyunculara özeniyor.
Ne öğretmenin ne idarenin sözü geçiyor artık.
Bir öğretmen bir öğrenciye “evladım kaşının üstünde kara var” dese kıyamet kopuyor.
Aileler şikayet dilekçesiyle maaile okula baskına geliyor, öğretmen ve okul idaresi başını soruşturmadan kaldıramıyor.
Sistemde ne kadar hata varsa bir o kadar da çocukları yetiştiren ailelerde de ne yazık ki var.
Suça sürüklenen çocukların aile içi sıkıntıları da başlı başına büyük bir sorun.
Son birkaç gündür iki ilimizde yaşanan olaylar, çocukların canına ve geleceğine kast eden karanlık tabloları gözler önüne seriyor.
Milli Eğitim sistemine tarikat ve cemaatlerin ortak edilmesi, bilimsel eğitimin damarlarını kesiyor.
Biyoloji ve Felsefe derslerinin kaldırılması ya da içinin boşaltılması, çocukların düşünme ve sorgulama yetisini yok ediyor.
Okul artık bir umut kapısı değil.
Çocuklar ve gençler geleceklerini başka yerlerde arıyor: göç yollarında, ucuz işçilikte, ekran ışığında…
Çocukları yürüdükleri çamurlu yola benzetiyorlar.
Ayakları batağa saplanmış, gözleri ufka kilitlenmiş.
Her adımda biraz daha karanlığa çekiliyorlar.
Çukur’a batmış adamlar, kendi bataklıklarını miras bırakıyor.
Uyuşturucu baronları, mafya dizilerinin kahramanları, kolay para hayalleri…
Kendi çürümüş dünyalarını çocukların omuzlarına yüklüyorlar.
Ve biz…
Sonra oturup ağıt yakıyoruz.
Ama ağıt yetmez.
Eğitimin baştan sona revize edilmesi gerekir.
Çocukları yeniden kitap kokusuna, oyun ritüellerine, birlik sofralarına döndürmek için.
Bilimsel, özgür, eşitlikçi bir eğitim için.
Çocukların geleceğini kurtarmak için.
Çocukları kurtarmak, geleceği kurtarmaktır.
