Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Dün Sövenler, Bugün Aynı Safta !

Bir dönem gazeteciler, Süleyman Demirel’e sorar: “Sayın Demirel, size çok ağır sözler söyleyen, hakaret eden bir milletvekili şimdi sizin partinize geçti. Ne düşünüyorsunuz?” Demirel’in cevabı kısa ama siyasetin özeti gibidir: “Daha önce o kapıdaydı, bizim tarafa sövüyordu… Şimdi bizim kapıda, karşı tarafa söver.” Adeta bugün yaşanan siyasetin özeti gibi; Aradan yıllar geçti ama Türkiye siyasetinin fotoğrafı değişmedi. Belki isimler değişti, partiler değişti, ittifaklar değişti. Ama siyaset sahnesindeki o tanıdık dönüşüm hiç değişmedi. Dün en ağır eleştirileri yapanlar, bugün aynı masada oturabiliyor. Dün meydan meydan konuşanlar, bugün dün söylediklerini hiç söylememiş gibi davranabiliyor. Ve toplum bunu unutuyor sanılıyor. Oysa toplum unutmaz. Sadece bir kenara yazar. Aslında mesele fikir değiştirmek değil. İnsan değişebilir. Siyasi görüşler dönüşebilir. Dün başka bir yerde duran biri bugün farklı bir çizgiye gelebilir. Demokrasilerde bunun olması doğaldır. Fakat toplumun itiraz ettiği nokta başka: Dün hakarete varan ifadeler kullanan insanların, bugün hiçbir şey olmamış gibi aynı safta yer alması. Üstelik sokakta iki insan birbirine bu sözleri söylese yıllarca sürecek düşmanlık çıkar. Ama siyaset dünyasında aynı cümleler kurulunca adına “siyasi rekabet” deniliyor. Sonra herkes dün söylenenleri unutmuş gibi yapıyor. İşte güven tam burada kırılıyor. Devlet Bahçeli yıllarca AK Parti’ye en sert muhalefeti yapan liderlerden biriydi. “AKP Türkiye’yi uçuruma götürüyor” diyerek ağır eleştiriler yöneltiyor, meydanlarda çok sert ifadeler kullanıyordu. Cumhurbaşkanlığı sistemi tartışmalarında tamamen farklı bir yerde duruyordu. Bugün ise Cumhur İttifakı’nın en güçlü ortağı! Süleyman Soylu geçmişte Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik çok ağır siyasi eleştiriler yapan isimlerden biriydi. Yıllar sonra ise aynı iktidarın en etkili içişleri bakanlarından biri oldu. Numan Kurtulmuş, Milli Görüş çizgisinde AK Parti’ye yönelik sert eleştirileriyle biliniyordu. Bugün devletin en üst makamlarında görev yapıyor. Hulki Cevizoğlu televizyon ekranlarında hükümete yönelik sert çıkışlarıyla tanınıyordu. Sonrasında Cumhur İttifakı listesinden Meclis’e girdi. Mehmet Ali Çelebi CHP saflarında yaptığı açıklamalarla muhalefetin dikkat çeken isimlerinden biriydi. AK Parti’ye geçişi uzun süre tartışıldı. Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal gibi isimler de zaman zaman kendi tabanlarında tartışma yarattı. Çünkü seçmen artık sadece kimin hangi partide olduğuna bakmıyor. Şunu soruyor: “Ben sana bu oyu, savunduğun/um siyasi çizgi için verdim. Şimdi o oyun ağırlığını başka bir siyasi partiye taşıyorsun?”   İşte kırılma tam burada başlıyor. Çünkü insanlar artık siyasetçilerin sözlerinden çok, emanet edilen iradeye ne kadar sadık kaldığına bakıyor. Siyasette bunlar ilk değildi, son da olmayacak. Peki neden? Neden siyaset, geçmişte en ağır sözleri söyleyen insanları bir süre sonra aynı çatı altında buluşturuyor? Çünkü siyaset yalnızca ideolojiyle yürümüyor. Güç algısıyla da yürüyor. Muhalefetten gelen her tanınmış isim, iktidar açısından yalnızca bir transfer değildir. Aynı zamanda bir güç gösterisidir. Verilen mesaj şudur: “Karşı taraftan bile insanlar buraya geliyorsa, demek ki en güçlü merkez hâlâ benim.” Bu aynı zamanda psikolojik üstünlüktür. Çünkü karşı taraftan kopan her isim, yalnızca siyasi bir geçiş değil; muhalefet seçmeninde moral kaybı anlamına da gelir. Bir başka sebep ise gündemi değiştirme ihtiyacıdır. Ekonomik sıkıntıların arttığı dönemlerde siyaset çoğu zaman tartışmayı başka alanlara taşır: Transferler… Polemikler… İttifaklar… Sert açıklamalar… Ve bir süre sonra insanlar pazardaki fiyatları değil, kimin hangi partiye geçtiğini konuşmaya başlar. Ama bütün bunların çok daha ağır bir sonucu vardır: Toplum siyasete olan güvenini kaybediyor. Çünkü vatandaş artık şu soruyu soruyor: “Dün söylediklerin doğruysa bugün neden buradasın? Bugün bulunduğun yer doğruysa, dün neden bu kadar ağır konuştun?” İşte cevabı verilemeyen soru budur. Belki de Türkiye’nin asıl krizi ekonomi değildir. Asıl kriz, tutarlılık krizidir. Çünkü insanlar artık siyasetçilerin ne söylediğine değil, söylediklerinin ne kadar arkasında durabildiğine bakıyor. Ve galiba toplumun en büyük yorgunluğu da burada başlıyor. İnsanlar artık dün söylenenlerin bugün inkâr edilmesinden yoruldu. Kavgaların samimiyetine de, barışların dürüstlüğüne de inanmakta zorlanıyor. Çünkü güven bir kez kırıldığında, yalnızca siyaset yıpranmıyor. Toplumun hafızası da yoruluyor.
Ekleme Tarihi: 18 Mayıs 2026 -Pazartesi

Dün Sövenler, Bugün Aynı Safta !

Bir dönem gazeteciler, Süleyman Demirel’e sorar:

“Sayın Demirel, size çok ağır sözler söyleyen, hakaret eden bir milletvekili şimdi sizin partinize geçti. Ne düşünüyorsunuz?”

Demirel’in cevabı kısa ama siyasetin özeti gibidir:

“Daha önce o kapıdaydı, bizim tarafa sövüyordu…
Şimdi bizim kapıda, karşı tarafa söver.”

Adeta bugün yaşanan siyasetin özeti gibi;

Aradan yıllar geçti ama Türkiye siyasetinin fotoğrafı değişmedi.
Belki isimler değişti, partiler değişti, ittifaklar değişti. Ama siyaset sahnesindeki o tanıdık dönüşüm hiç değişmedi.

Dün en ağır eleştirileri yapanlar, bugün aynı masada oturabiliyor.
Dün meydan meydan konuşanlar, bugün dün söylediklerini hiç söylememiş gibi davranabiliyor.

Ve toplum bunu unutuyor sanılıyor.

Oysa toplum unutmaz.
Sadece bir kenara yazar.

Aslında mesele fikir değiştirmek değil.

İnsan değişebilir. Siyasi görüşler dönüşebilir. Dün başka bir yerde duran biri bugün farklı bir çizgiye gelebilir. Demokrasilerde bunun olması doğaldır.

Fakat toplumun itiraz ettiği nokta başka:

Dün hakarete varan ifadeler kullanan insanların, bugün hiçbir şey olmamış gibi aynı safta yer alması.

Üstelik sokakta iki insan birbirine bu sözleri söylese yıllarca sürecek düşmanlık çıkar. Ama siyaset dünyasında aynı cümleler kurulunca adına “siyasi rekabet” deniliyor.

Sonra herkes dün söylenenleri unutmuş gibi yapıyor.

İşte güven tam burada kırılıyor.

Devlet Bahçeli yıllarca AK Parti’ye en sert muhalefeti yapan liderlerden biriydi. “AKP Türkiye’yi uçuruma götürüyor” diyerek ağır eleştiriler yöneltiyor, meydanlarda çok sert ifadeler kullanıyordu. Cumhurbaşkanlığı sistemi tartışmalarında tamamen farklı bir yerde duruyordu. Bugün ise Cumhur İttifakı’nın en güçlü ortağı!

Süleyman Soylu geçmişte Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik çok ağır siyasi eleştiriler yapan isimlerden biriydi. Yıllar sonra ise aynı iktidarın en etkili içişleri bakanlarından biri oldu.

Numan Kurtulmuş, Milli Görüş çizgisinde AK Parti’ye yönelik sert eleştirileriyle biliniyordu. Bugün devletin en üst makamlarında görev yapıyor.

Hulki Cevizoğlu televizyon ekranlarında hükümete yönelik sert çıkışlarıyla tanınıyordu. Sonrasında Cumhur İttifakı listesinden Meclis’e girdi.

Mehmet Ali Çelebi CHP saflarında yaptığı açıklamalarla muhalefetin dikkat çeken isimlerinden biriydi. AK Parti’ye geçişi uzun süre tartışıldı.

Özlem Çerçioğlu ve Burcu Köksal gibi isimler de zaman zaman kendi tabanlarında tartışma yarattı. Çünkü seçmen artık sadece kimin hangi partide olduğuna bakmıyor.
Şunu soruyor:
“Ben sana bu oyu, savunduğun/um siyasi çizgi için verdim. Şimdi o oyun ağırlığını başka bir siyasi partiye taşıyorsun?”
 

İşte kırılma tam burada başlıyor.
Çünkü insanlar artık siyasetçilerin sözlerinden çok, emanet edilen iradeye ne kadar sadık kaldığına bakıyor.

Siyasette bunlar ilk değildi, son da olmayacak.

Peki neden?

Neden siyaset, geçmişte en ağır sözleri söyleyen insanları bir süre sonra aynı çatı altında buluşturuyor?

Çünkü siyaset yalnızca ideolojiyle yürümüyor.
Güç algısıyla da yürüyor.

Muhalefetten gelen her tanınmış isim, iktidar açısından yalnızca bir transfer değildir. Aynı zamanda bir güç gösterisidir.

Verilen mesaj şudur:

“Karşı taraftan bile insanlar buraya geliyorsa, demek ki en güçlü merkez hâlâ benim.”

Bu aynı zamanda psikolojik üstünlüktür. Çünkü karşı taraftan kopan her isim, yalnızca siyasi bir geçiş değil; muhalefet seçmeninde moral kaybı anlamına da gelir.

Bir başka sebep ise gündemi değiştirme ihtiyacıdır.

Ekonomik sıkıntıların arttığı dönemlerde siyaset çoğu zaman tartışmayı başka alanlara taşır:

Transferler…
Polemikler…
İttifaklar…
Sert açıklamalar…

Ve bir süre sonra insanlar pazardaki fiyatları değil, kimin hangi partiye geçtiğini konuşmaya başlar.

Ama bütün bunların çok daha ağır bir sonucu vardır:

Toplum siyasete olan güvenini kaybediyor.

Çünkü vatandaş artık şu soruyu soruyor:

“Dün söylediklerin doğruysa bugün neden buradasın?
Bugün bulunduğun yer doğruysa, dün neden bu kadar ağır konuştun?”

İşte cevabı verilemeyen soru budur.

Belki de Türkiye’nin asıl krizi ekonomi değildir.

Asıl kriz, tutarlılık krizidir.

Çünkü insanlar artık siyasetçilerin ne söylediğine değil, söylediklerinin ne kadar arkasında durabildiğine bakıyor.

Ve galiba toplumun en büyük yorgunluğu da burada başlıyor.

İnsanlar artık dün söylenenlerin bugün inkâr edilmesinden yoruldu.
Kavgaların samimiyetine de, barışların dürüstlüğüne de inanmakta zorlanıyor.

Çünkü güven bir kez kırıldığında, yalnızca siyaset yıpranmıyor.
Toplumun hafızası da yoruluyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (9)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Ahmet Yalçın Özcan
(18.05.2026 12:20 - #5630)
Hamdiciğim , kutluyorum, süper bir analiz olmuş
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Veli AYER
(18.05.2026 12:24 - #5631)
Teşekkür ederim üstadım. Günümüzü iyi tesbit etmişsiniz.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Erol Çavuş
(18.05.2026 12:24 - #5632)
Siyasetçinin ne söylediğine değil, karakterine bakılsa, bu ikiyüzlülü siyasetçilerin çoğu yok olur.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tahsin Özbaş
(18.05.2026 12:30 - #5633)
Tespitler son derece doğru ve yerinde, ancak okuyucu kitlesinin yorumları maalesef sınırlı olabiliyor, kalemine ve yüreğine sağlık Hamdi'cim..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mesut ÖZDEMİR
(18.05.2026 12:36 - #5634)
Eskiden sen dik dur eğri belasını bulur denirdi şimdi güclünün yanına geç omurga önemli değil nasılsa güçlünün yanında omurfata dik durmata gerek yok
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Atakent
(18.05.2026 12:42 - #5635)
Emeğine sağlık günü yorumlamışsin
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Rahmi özcan
(18.05.2026 14:01 - #5636)
İnsanlar kendi menfaatleri için siyaset yaptıkları zaman bu tür davranışlar hep olacaktır. Oysa mecliste bir de yemin ederler ülkemin menfaati ve refahı için çalışacağım diye.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Murat SARITAŞ
(18.05.2026 14:36 - #5637)
Yine önemli bir konuya değinmişsin, kalemine, yüreğine sağlık arkadaşım. Toplumsal çıkarların gözetilmediği toplumlarda kişisel çıkarlar döne döne çarpışır. Aziz Nesin de bunun adını koymuş.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Halil Dağcı.
(18.05.2026 15:04 - #5638)
Çok doğru tespitler. Doğruları yazmak bir yere kadar. Bakalım vatandaş doğru seçim yapabilecek mi; seçimleri doğru olarak sandıktan çıkabilecek misin? Önemli olan bu, bence.Bu seçimler ne kadar vatandaşın durumunu değiştirecek?
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.