Yılmaz Özdil’in bilgisine, hitabetine ve güçlü kalemine kim ne diyebilir? Ban göre elbette kimse bir şey diyemez!
“Ama mesele şu: yazarlığından çok, ana muhalefet partisinin liderlerine, yöneticilerine ve gözüne kestirdiği kişilere yönelttiği sert kişisel çıkışlarla gündeme geliyor.
Siyasi eleştiri yapsa, kabul edilebilir. Fakat çoğu zaman tepeden bakan bir üslup takınıyor; ağır kişisel eleştirilerle muhataplarını küçümsüyor, hatta onlara yön tayin etmeye kalkışıyor.
Eleştirmek en doğal haktır; eleştirilen kişi ya da kurum, bu eleştiriyi dikkate alır veya almaz. Ama “Ben bilirim, böyle yapacaksın arkadaş” diyemezsin. Çünkü senin işin bu değil. Yoksa bir gün gerçekten inanırız ki sen gazeteci değil, muhalefet müfettişisin!”
Yıllar önce köşemde bir yazı yazmıştım.
Okuyan kişiler bana çok sitem etmişti: “Yılmaz Özdil için çok haksızlık etmişsin” dediler. Hatta lisedeki edebiyat öğretmenim bile, “Senden beklemezdim, Hamdi” diye sitem etmişti.
Ama bugün yaşananlara baktığımda, o yazımın haklılığı daha da net anlaşılıyor.
Gazetecilik lokantasında yemek yok, haber yok. Ama bolca “laf çakma kebabı”, “klişe dolması” ve “polemik tatlısı” var.
Müşteriler alkışlıyor, çünkü bu ülkede alkış, habere değil lafa veriliyor. “Muhterem” çok iyi hatip!
Kemal Kılıçdaroğlu’nu seversiniz sevmezsiniz… Milyonlarca insanın oy verdiği bir partinin liderine, “Pılını pırtını topla, defol!” diye bağırmıştı. Kaç kez, ağır kişisel ithamlarda bulunmuştu.
Sen kimsin be arkadaş? Bu kudreti nereden alıyorsun? Sanki ülkenin kaderi, onun kaleminden çıkan tekerlemelere bağlıymış gibi.
Aradan yıllar geçti, Özgür Özel’e de aynı sertlikte sözler yöneltti. “Mesir macunu, saçlarını wax’lıyor, gözlerini çizdirdi, gözlüğü attı…” kişisel eleştiriler.
Her zaman sol gösterip sağ vuruyor.
İlk girdiği seçimlerde partisinin oyun %13 puan artırmış bir parti liderine bu düzeysiz saldırıların kuyruk acısı nedir, anlamak mümkün değil.
Kürsüdeki hatip, kendini partilerin üstünde bir otorite sanıyor adeta.
Ve bir gün, Sedat Peker için “varlığı ile gurur duyuyorum” dedi. Sedat Peker’i seven, gurur duyan milyonlarca insan var bu ülkede. Kim ne diyebilir?
Ama gazetecilik lokantasında bu cümle, en ağır yemek oldu. Çünkü bir gazeteci, hele hele yönetici pozisyonunda olan biri, böyle bir cümleyi kurmamalıydı. Ama kurdu.
O gün aslında lokantanın tabelası düşmüştü.
Benim yıllar önceki eleştirim şuydu: “Gazeteci olduğu tartışılmaz; fakat tartışılan, gazeteciliği nasıl yaptığıdır.” O zaman bana haksızlık ettiğimi söylediler. Ama bugün yaşananlar, o eleştirinin bir öngörü değil, bir tespit olduğunu gösteriyor.
Sonunda kendi lokantasından da ayrıldı. Kapıya da bir not bıraktı: “Altı Ok’a çöreklenen asalakları deşifre etmeye devam edeceğim.” Senin gazeteciliğin Ana Muhalefet partisine ve genel başkanlarına laf çakmak mı?
Seyirciler yine alkışladı.
“Eleştiri haktır, ama Yılmaz Özdil’in ki artık bir hak değil, bir meslek dalı olmuş gibi. Adeta muhalefet müfettişi… hatta belki de muhalefet patronu!”
