Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Göz Göze Değil, Ekran Ekrana

Geçenlerde yurtdışından gelen bir arkadaşımla, günler öncesinden ayarladığımız bir buluşmamız vardı. Kızılay’ın bilinen kafelerinden birinde buluşmak üzere sözleşmiştik. Ben biraz erken gelmiş, arkadaşımı bekliyordum. O sırada iki masa ötede oturan dört genç dikkatimi çekti. Aynı masadaydılar ama birbirlerine değil, telefonlarına gülümsüyorlardı. Aralarında derin bir sessizlik vardı; fakat ekranlarında kalabalık bir dünya akıp gidiyordu. Garsona getirdiği siparişe teşekkür ederken bile gözlerini kaldırmadılar. Aynı ekrana bakarken Masadaki kahveler yavaş yavaş soğudu, ama parmakları durmadan ekrana dokundu. Sanki aynı şehirde değil de farklı gezegenlerde oturuyorlardı adeta! Bir ara içlerinden biri başını kaldırıp: “Bir şey mi dedin?” diye diğerine sordu. Diğeri kısa bir cevap verdi: “Yok bir şey, keyfine bak”, dedi ve kaldığı yerden devam etti. O sırada arkadaşım da gelmişti. Sandalyeye otururken gülümseyip, “Hayırdır, dalmışsın?” diye sordu. Başımı yan masadaki gençlere çevirip, “Aslanlara bak,” dedim. “Aynı masada oturuyorlar ama gözlerini bir an olsun telefon ekranından ayırmıyorlar,” dedim. Arkadaşım kısa bir süre gençlere baktı, sonra hafifçe gülümsedi: “Gençler öyle de, sanki biz çok farklıyız şef” dedi. “Bu artık birkaç kişilik değil, bütün dünya insanını sarmış bir durum,” dedi. Arkadaşımın tespiti çok doğruydu. Aslında sorun tam da buydu. Artık kimsenin birbirine söyleyecek gerçekten bir şeyi kalmıyor galiba. Eskiden insanlar canı sıkılınca pencereye bakardı. Şimdi hepimiz ekrana bakıyoruz. O yüzden kimse gökyüzünün ne renk olduğunu bilmiyor artık. Sadece gençler değil üstelik. Evlerin içinde de başka bir sessizlik büyüyor. Anne mutfaktan seslendi: “Çay koydum, gelin soğumadan” Kimse duymadı. Duysa da kimsenin sese aldırdığı yok? Çünkü herkesin kulağı evdeydi ama zihni başka yerdeydi. Baba televizyonun karşısında elindeki telefona bakıyor. Çocuk odasında kulaklıkla başka bir dünyaya dalmış. Anne sofrayı toplarken bile ara ara ekranını kontrol ediyor. Aynı çatının altında yaşayan insanlar, birbirine misafir gibi davranıyor artık. Eskiden akşam sofralarında göz göze sohbetler olurdu. Şimdi masalarda sadece çatal kaşık sesi var. Cümleler kısa, ekran süreleri uzun. Bir dostun sesinden derdini anlayan insanlar vardı bir zamanlar. Şimdi “çevrimiçi” olup olmadığımıza bakıyoruz sadece. Bir yüzün yorgunluğu fark edilmiyor ama “son görülme” saati fark ediliyor. Kalpteki kırık anlaşılmıyor ama paylaşılan hikâyeyi kaç kişinin izlediği biliniyor. Belki de modern çağın en büyük yalnızlığı budur, sanırım. İnsanların birbirine ulaşamaması değil. Ulaşmak istememesi. Çünkü teknoloji uzakları yakın etti, ama maalesef yakın olanları birbirinden uzaklaştırdı. İnsan artık konuşmuyor; bildirime cevap veriyor. Dinlemiyor; sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Bakmıyor; sadece kontrol ediyor. Oysa insan dediğin biraz göz, biraz his temasıdır. Biraz susup anlamaktır. Biraz da “telefonu bırak da seni dinleyeyim” diyebilmektir. Bir gün telefonlarımız kapanınca belki yeniden birbirimizin yüzünü hatırlarız. Çünkü insan, sesini kaybetmeden önce bakışını kaybediyor.
Ekleme Tarihi: 11 Mayıs 2026 -Pazartesi

Göz Göze Değil, Ekran Ekrana

Geçenlerde yurtdışından gelen bir arkadaşımla, günler öncesinden ayarladığımız bir buluşmamız vardı. Kızılay’ın bilinen kafelerinden birinde buluşmak üzere sözleşmiştik. Ben biraz erken gelmiş, arkadaşımı bekliyordum. O sırada iki masa ötede oturan dört genç dikkatimi çekti.

Aynı masadaydılar ama birbirlerine değil, telefonlarına gülümsüyorlardı. Aralarında derin bir sessizlik vardı; fakat ekranlarında kalabalık bir dünya akıp gidiyordu.

Garsona getirdiği siparişe teşekkür ederken bile gözlerini kaldırmadılar. Aynı ekrana bakarken
Masadaki kahveler yavaş yavaş soğudu, ama parmakları durmadan ekrana dokundu.
Sanki aynı şehirde değil de farklı gezegenlerde oturuyorlardı adeta!

Bir ara içlerinden biri başını kaldırıp:
“Bir şey mi dedin?” diye diğerine sordu.

Diğeri kısa bir cevap verdi:
“Yok bir şey, keyfine bak”, dedi ve kaldığı yerden devam etti.

O sırada arkadaşım da gelmişti. Sandalyeye otururken gülümseyip,
“Hayırdır, dalmışsın?” diye sordu.

Başımı yan masadaki gençlere çevirip,
“Aslanlara bak,” dedim. “Aynı masada oturuyorlar ama gözlerini bir an olsun telefon ekranından ayırmıyorlar,” dedim.

Arkadaşım kısa bir süre gençlere baktı, sonra hafifçe gülümsedi:
“Gençler öyle de, sanki biz çok farklıyız şef” dedi.
“Bu artık birkaç kişilik değil, bütün dünya insanını sarmış bir durum,” dedi.

Arkadaşımın tespiti çok doğruydu. Aslında sorun tam da buydu.
Artık kimsenin birbirine söyleyecek gerçekten bir şeyi kalmıyor galiba.

Eskiden insanlar canı sıkılınca pencereye bakardı.
Şimdi hepimiz ekrana bakıyoruz.
O yüzden kimse gökyüzünün ne renk olduğunu bilmiyor artık.

Sadece gençler değil üstelik.
Evlerin içinde de başka bir sessizlik büyüyor.

Anne mutfaktan seslendi:
“Çay koydum, gelin soğumadan”

Kimse duymadı. Duysa da kimsenin sese aldırdığı yok?

Çünkü herkesin kulağı evdeydi ama zihni başka yerdeydi.

Baba televizyonun karşısında elindeki telefona bakıyor.
Çocuk odasında kulaklıkla başka bir dünyaya dalmış.
Anne sofrayı toplarken bile ara ara ekranını kontrol ediyor.

Aynı çatının altında yaşayan insanlar, birbirine misafir gibi davranıyor artık.

Eskiden akşam sofralarında göz göze sohbetler olurdu.
Şimdi masalarda sadece çatal kaşık sesi var.
Cümleler kısa, ekran süreleri uzun.

Bir dostun sesinden derdini anlayan insanlar vardı bir zamanlar.
Şimdi “çevrimiçi” olup olmadığımıza bakıyoruz sadece.

Bir yüzün yorgunluğu fark edilmiyor ama “son görülme” saati fark ediliyor.
Kalpteki kırık anlaşılmıyor ama paylaşılan hikâyeyi kaç kişinin izlediği biliniyor.

Belki de modern çağın en büyük yalnızlığı budur, sanırım.
İnsanların birbirine ulaşamaması değil.
Ulaşmak istememesi.

Çünkü teknoloji uzakları yakın etti, ama maalesef yakın olanları birbirinden uzaklaştırdı.

İnsan artık konuşmuyor; bildirime cevap veriyor.
Dinlemiyor; sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Bakmıyor; sadece kontrol ediyor.

Oysa insan dediğin biraz göz, biraz his temasıdır.
Biraz susup anlamaktır.
Biraz da “telefonu bırak da seni dinleyeyim” diyebilmektir.

Bir gün telefonlarımız kapanınca belki yeniden birbirimizin yüzünü hatırlarız.
Çünkü insan, sesini kaybetmeden önce bakışını kaybediyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (11)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Metin cenkçiler
(11.05.2026 12:37 - #5591)
Ağzınıza sağlık üstat
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Leyla
(11.05.2026 12:38 - #5592)
Doğru tespit
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Aydın Necati
(11.05.2026 12:57 - #5593)
Hamdi kardeşim, günümüz sorununa çok güzel değinmişsiniz ve yazınız da tam da bu soruna değiniyor. Anımsarsanız Tv.nin bizlere ilk gelişine ve telesafirliğin artmasına, insanların Tv.ye bakmaktan, sohbeti unuttuğunu, zamanla bizlerin buna alıştığını ve bugünlere geldiğimizi... Şimdi de tlf.larda yapılan mesajlaşma ve paylaşım, ayrıca ekonomik kıriz, insanların bir araya gelmesini de engellemiş oluyor. Umutluyuz, yarınların hepimizin ve her şeyin çok güzel olacağına inanıyorum. Sevgi ve Selamlarımla...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Asuman Aydos
(11.05.2026 14:33 - #5594)
Öyle güzel bir konuyu değilmişsiniz mükemmel anlatımları harika olmuş emeğine yüreğine kalemine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
MESUT ÖZDEMİR
(11.05.2026 15:33 - #5595)
Kalemine sağlık çok doğru tespitler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Veli AYER
(11.05.2026 19:02 - #5597)
Parka yürüyüşe gittiğimizde karşılaşıyoruz. Dört kişi varsa masada hiç birbirine bakmıyorlar konuşmuyorlar telefona bakıyorlar. Tuhaf olan getirdikleri yiyeceklerden bakmıyorlar.onkarda ağlıyorlar tahminim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Fidan Okyar sarıer
(11.05.2026 21:31 - #5598)
Kalemine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İnci
(12.05.2026 11:41 - #5602)
Değişime ayak uydururken aynı hızda zihnimizi uyumlandırmamız biz yaştakiler için ne kadar da zor...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Rahmi özcan
(14.05.2026 07:13 - #5614)
Doğru tespit fakat bu bizim için geçerli değil. Geçenlerde Ankara ya geldim. Aynı mahalle de yetişmiş,aynı okuldan mezun olmuştuk. Bir kafe de oturduk. Saatlerce muhabbet ettik. Hiçbirimiz aklına telefon gelmedi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Erol Sanburkan
(14.05.2026 13:28 - #5615)
Sevgili Hamdi, yine çok önemli bir konuyu ustaca işlemişsin. 'Sosyal medya' dediğimiz şu 'asosyal medya' malesef bütün insan ilişkilerine darbe vurdu. Cahil Sıtkı'nın dediği gibi " Gittikçe artıyor yalnızlığımız" Her tümcen tonlarca ağırlıkta. Kanımca en can alıcı iletin şu: Teknoloji uzakları yakın etti, yakınları da uzak. Insan gerçeği, ne yazık ki bu günümüzde. Ellerine, yüreğine sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
naci ozcan
(19.05.2026 10:29 - #5645)
ellerine emeğine sağlık yüzyılın yalnızlığı....
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.