Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Kulübede Sessizlik

“Bu hafta ülkenin sert ve acımasız ikliminden biraz uzaklaşmak istedim. Gündelik gürültüyü bir kenara bırakıp, insana dair küçük bir öyküyü hatırlatmak… Bir kulübenin önünde oturan sessiz bir adamı, bir bardak çayın etrafında şekillenen hayatı, ve çocukların meraklı bakışlarını…” İlker Sokağı, 1980’ler, Ankara. Her sabah evden çıktığımda, akşam dolmuşla eve dönerken onu pejmürde kulübesinin önünde görürdüm. Sokağı’nın köşesinde, Polis karakoluna iki adım mesafedeydi. Eski bez parçaları ve tahta parçalarından yapılmış kulübesinin önünde otururdu. Sandalyesi hep aynı yerdeydi. Ne gölgede, ne güneşte, caddeyle sokağın tam kenarındaydı. Sanki sokakta gün onunla başlıyor, onunla bitiyordu. Saçı sakalı birbirine karışmıştı; dünyaya isyan eder bir duruşu vardı. Üzerinde solmuş bir palto, altı yırtık bir pantolon, ayağında eski ayakkabılar. Yazın sıcağında hep de oradaydı, kışın ayazında da! Her gördüğümde merak ederdim: Bu adam nasıl yaşardı? Ne yerdi, ne içerdi? Kimseyle konuştuğunu da görmedim. Ne selam verir, ne cevap alırdı. Ama hep oradaydı. O orada olduğunda sokakta asayiş berkemal’di. Sokağın yaşamıyla uyumlu, bir tür sessizliğe tanıklık eder gibiydi. Büyük bir iğde ağacının korumasında, kulübesi bez parçalarıyla örtülmüş, naylonlarla yamanmış, paslı tellerle çevrilmişti. Bir barınaktan çok, bir yaşam alanıydı. Dışarıdan bakan için yoksulluk, içeriden bakan için belki bir inziva. Bir tür dervişlik haliydi! Hakkında anlatılanlar çoktu: Birini çok sevmiş, kavuşamamış. Sonra kendini normal yaşamdan soyutlamış. Ama tekkesi yoktu. Sokağı vardı. Sandalyesi vardı. Bardakta çayı vardı. Çayını içerken asla konuşmazdı. Ama sanki aldığı her yudumda bakan gözlere bir dünya anlatırdı. Yaşadığı sokağa, sokaktan geçenlere, çocuklara… Çocukları çok severdi. Cebinde onlara verecek bir hediyesi hep vardı. Okul biraz ilerideydi. Öğrenciler kulübesinin önünden geçerken ona bakar, fısıldaşırdı. Kimi çocuklar korkar, uzaktan geçerdi. Ama çok merak ederlerdi: O kimdi? Deli mi? Yok ya, kimsesiz galiba? Ali, babam  “Kemal” diyor, ona. Ama o hiçbir şey söylemez. Sadece derin derin etrafına bakar, Sadece çay içermiş?” Sadece kulübesine girip çıkardı. Bir gün, iş servisimiz bozuldu. Sokaktan yürüyerek geçiyordum. Yanından geçerken göz göze geldik. Gözleri tozlu ama derindi. Bir şey söylemedi, sadece bana baktı. Ama sanki bir şey hatırlatmak istiyor gibiydi. Vedalaşmak mıydı? Bilemedim. Birkaç gün sonra, eve dönerken kulübenin yerinde olmadığını görünce yüreğim cız etti, gözlerim buğulandı. Demek ki veda etmek istiyormuş. O günden sonra, çocuklar sokağın köşesinden geçerken bir isim yazıp yıkılan kulübenin olduğu yere bırakmaya başladılar. Yolum düştüğünde ben de bir kâğıda isim yazıp bırakıyordum: “Derviş.” “Çaycı.” “Kemal.” “Sokak.” Belki bir gün okur. Belki bir gün hatırlar. Belki bir gün cevap verir… Ama o cevap vermese de, sokak biliyor. Sokak asla unutmaz! Bir süre sonra kulübenin üzerine koca bir (Otel binası) beton yığını çöktü. Ne kulübe kaldı, ne anılar, ne isimler, ne çocuklar, ne sokak dostları, ne sokak.  
Ekleme Tarihi: 06 Nisan 2026 -Pazartesi

Kulübede Sessizlik

“Bu hafta ülkenin sert ve acımasız ikliminden biraz uzaklaşmak istedim.

Gündelik gürültüyü bir kenara bırakıp, insana dair küçük bir öyküyü hatırlatmak… Bir kulübenin önünde oturan sessiz bir adamı, bir bardak çayın etrafında şekillenen hayatı, ve çocukların meraklı bakışlarını…”

İlker Sokağı, 1980’ler, Ankara.

Her sabah evden çıktığımda, akşam dolmuşla eve dönerken onu pejmürde kulübesinin önünde görürdüm.

Sokağı’nın köşesinde, Polis karakoluna iki adım mesafedeydi.

Eski bez parçaları ve tahta parçalarından yapılmış kulübesinin önünde otururdu.
Sandalyesi hep aynı yerdeydi.

Ne gölgede, ne güneşte, caddeyle sokağın tam kenarındaydı.
Sanki sokakta gün onunla başlıyor, onunla bitiyordu.
Saçı sakalı birbirine karışmıştı; dünyaya isyan eder bir duruşu vardı.
Üzerinde solmuş bir palto, altı yırtık bir pantolon, ayağında eski ayakkabılar.
Yazın sıcağında hep de oradaydı, kışın ayazında da!

Her gördüğümde merak ederdim:
Bu adam nasıl yaşardı?
Ne yerdi, ne içerdi?
Kimseyle konuştuğunu da görmedim.
Ne selam verir, ne cevap alırdı.
Ama hep oradaydı.

O orada olduğunda sokakta asayiş berkemal’di.
Sokağın yaşamıyla uyumlu, bir tür sessizliğe tanıklık eder gibiydi.

Büyük bir iğde ağacının korumasında, kulübesi bez parçalarıyla örtülmüş, naylonlarla yamanmış, paslı tellerle çevrilmişti.
Bir barınaktan çok, bir yaşam alanıydı.

Dışarıdan bakan için yoksulluk, içeriden bakan için belki bir inziva.
Bir tür dervişlik haliydi!

Hakkında anlatılanlar çoktu:
Birini çok sevmiş, kavuşamamış.
Sonra kendini normal yaşamdan soyutlamış.
Ama tekkesi yoktu.
Sokağı vardı.
Sandalyesi vardı.
Bardakta çayı vardı.

Çayını içerken asla konuşmazdı.
Ama sanki aldığı her yudumda bakan gözlere bir dünya anlatırdı.
Yaşadığı sokağa, sokaktan geçenlere, çocuklara…

Çocukları çok severdi. Cebinde onlara verecek bir hediyesi hep vardı.
Okul biraz ilerideydi.
Öğrenciler kulübesinin önünden geçerken ona bakar, fısıldaşırdı.
Kimi çocuklar korkar, uzaktan geçerdi.
Ama çok merak ederlerdi:

O kimdi?
Deli mi?
Yok ya, kimsesiz galiba?

Ali, babam  “Kemal” diyor, ona.
Ama o hiçbir şey söylemez.
Sadece derin derin etrafına bakar,
Sadece çay içermiş?”

Sadece kulübesine girip çıkardı.
Bir gün, iş servisimiz bozuldu.
Sokaktan yürüyerek geçiyordum.
Yanından geçerken göz göze geldik.
Gözleri tozlu ama derindi.
Bir şey söylemedi, sadece bana baktı.
Ama sanki bir şey hatırlatmak istiyor gibiydi.
Vedalaşmak mıydı? Bilemedim.

Birkaç gün sonra, eve dönerken kulübenin yerinde olmadığını görünce yüreğim cız etti, gözlerim buğulandı.
Demek ki veda etmek istiyormuş.

O günden sonra, çocuklar sokağın köşesinden geçerken bir isim yazıp yıkılan kulübenin olduğu yere bırakmaya başladılar.

Yolum düştüğünde ben de bir kâğıda isim yazıp bırakıyordum:
“Derviş.”
“Çaycı.”
“Kemal.”
“Sokak.”
Belki bir gün okur.
Belki bir gün hatırlar.
Belki bir gün cevap verir…

Ama o cevap vermese de, sokak biliyor.
Sokak asla unutmaz!

Bir süre sonra kulübenin üzerine koca bir (Otel binası) beton yığını çöktü.
Ne kulübe kaldı, ne anılar, ne isimler, ne çocuklar, ne sokak dostları, ne sokak.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (16)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sadegül alagoz
(06.04.2026 12:31 - #5323)
Harika bir farkındalık ♥️
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Arzu Altıntaş
(06.04.2026 12:43 - #5324)
Her yolun bir vedası oluyor mutlaka.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Alptekin Şen
(06.04.2026 13:12 - #5325)
Tam emekçi kaleminden çıkmış,sade ama duygu dolu, kardeşim yine yakışanı yazmış,sevgilerimle
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Dr. Mustafa Yeşilay
(06.04.2026 14:45 - #5326)
Harika bir hüzünlü, gerçekhYat hikayesi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tulu Aykut
(06.04.2026 15:48 - #5327)
Hayat ne kadar hüzünlü aslında, 50 yıl sonra tanıdığımız, sevdiğimiz hiç kimse hayatta olmayacak. Resmimizi bulanlar, kim bu diye düşünmeyecek bile.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ahmet Yalçın
(06.04.2026 17:18 - #5328)
Muhteşem bir öykü , bir soluk daokudum. Yazarını kutluyorum
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Murat SARITAŞ
(06.04.2026 17:46 - #5329)
Yüreğe dokunan bir yazı eline sağlık arkadaşım.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Erol DOĞAN
(06.04.2026 19:28 - #5330)
Duvarı nem insanı gam öldürürmüş. Hayat çok acımasız. Bugünlerde onu çok daha derinden yaşıyoruz. Tanrı kimseyi yanlız bırakmasın. Eline sağlık güzel bir öykü.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
F Berker
(06.04.2026 19:33 - #5331)
Hep garibandan alıp zengine vermek üzere kurulmuş bir düzen :(
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Rahmi özcan
(06.04.2026 22:18 - #5332)
Hayatta her şey oluyor. Saygılar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Yasar yabasun
(07.04.2026 00:02 - #5333)
Beni geçmısime gencligime götürdün Yuregine sağlik.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ayhan Üretener
(07.04.2026 00:16 - #5334)
Sevgili arkadaşım. Eline emeğine sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Asu
(07.04.2026 17:51 - #5340)
Hayat bu her zaman zayıflar yok edilmeye kurgulanmış...bu yok edilir aslında insanlığın çöküşü...ne varsa bir bir yok ediliyor yok edenlerde yok olacak birgün...emeğine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Halil Dağcı
(08.04.2026 00:08 - #5341)
Çok mükemmel anekdot ve yazı tebrik ederim Sayın hocam.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Kemal Barış
(09.04.2026 11:20 - #5345)
Bir varmış, bir yokmuş.....
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
kemal
(13.04.2026 15:43 - #5366)
kaleminize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.