Hamdi Özdemir
Köşe Yazarı
Hamdi Özdemir
 

Vatanını Tanımayan Bir İnsan Nasıl Vatansever Olabilir?

Geçenlerde bir sokak röportajına denk geldim. Dikkatle izledim. İnanın hicap duydum. Muhabirin sorduğu sorular öyle zor, öyle karmaşık şeyler değil… Günlük hayatın içinden, herkesin bilmesi gereken, bir zamanlar en sıradan yurttaşın bile cevaplayabileceği sorular. Hani eskiden dağdaki çobana sorsanız bilebileceği türden… Hani bir zamanlar lise öğrencilerinin genel yetenek sorularıyla üniversite kazandığı günlerden kalma bilgiler… Muhabir soruyor: “Türkiye kaç coğrafi bölgeye ayrılır?” “Türkiye’nin en uzun nehri hangisidir?” “İlk Cumhurbaşkanı kimdir?” “Ağrı hangi bölgededir?” “Kızılırmak nereden doğar, nereye dökülür?” “Haymana isminde bir yer duydunuz mu?” Sorular ilkokul değilse bile ortaokul düzeyi. Yani öyle “bilinmese de olur” denecek şeyler değil. Ama cevaplar… Cevaplar yok. Daha doğrusu, cevap yerine bir gülüş var. Üstelik o gülüş, bilmemeyi dert etmeyen, hatta onunla eğlenen bir gülüş. On kişiden ancak biri doğru dürüst yanıt verebiliyor. Kalanı ya tahmin yürütüyor ya da geçiştiriyor. Üstelik bu manzara, metropolün ortasında. Şimdi burada durup düşünmek gerekmiyor mu? Bu sadece bir bilgi eksikliği mi? Hayır. Bu, bir toplumun hafıza kaybıdır. Çünkü Türkiye yedi coğrafi bölgedir. Ama bu bilgi, sadece bir harita bilgisi değildir. Karadeniz’in yağmuru, İç Anadolu’nun bozkırı, Ege’nin zeytini, Doğu’nun dağları… Bunlar birer coğrafi terim değil, bir milletin hafızasıdır. Fırat’ı bilmek, bir sınav sorusu değildir. Fırat, suyun bereketidir. Tarihin damarında akan bir hatıradır. Onu bilmeyen, bu toprağın damarını da bilmez. Ağrı Dağı’nı tanımak, yalnızca zirve yüksekliğini bilmek değildir. Ağrı, efsanedir. Ağrı, türküdür. Ağrı, göğe yükselen bir kimliktir. Kızılırmak… Anadolu’nun ortasından doğar. Sivas Kızıldağ’ın güney yamaçlarından çıkar. 1.355 kilometre uzunluğuyla bu ülkenin en uzun nehridir. Dokuz ilden geçer ve Samsun Bafra’dan Karadeniz’e dökülür. Bin üç yüz elli beş kilometrelik bu yolculuk, aslında bir nehrin değil; bir ülkenin içinden geçen hayatın hikâyesidir. Ama biz artık bunları öğretmiyoruz. Sabah uyanıyoruz, telefona bakıyoruz. Gün içinde sayısız içerik tüketiyoruz. Akşam memleket meselelerini konuşuyoruz. Ama kimse çıkıp da “Bu memleket tam olarak nedir?” diye sormuyor. Çocuklarımıza ne anlatıyoruz? Hangi nehri gösteriyoruz? Hangi dağı tarif ediyoruz? Anlatmıyoruz. Çünkü çoğu zaman biz de tam bilmiyoruz. Sonra dönüp şaşırıyoruz: “Neden kimse bilmiyor?” Yurttaşlık bilgisi silindikçe, sosyal bilgiler aşındıkça, milli günler unutuldukça… Ortak hafıza da sessizce dağılıyor. Bu sadece coğrafya bilgisinin kaybı değildir. Bu, bir milletin kendini unutmaya başlamasıdır. Ve sonra ortaya garip bir tablo çıkıyor: En temel sorulara cevap veremeyen, Ama vatanseverliğinden zerre şüphe duymayan bir toplum… Bayrak var. Slogan var. Duygu var. Ama zemin yok. Oysa vatan sadece sınır çizgisi değildir. Vatan; dağdır. Vatan; nehirdir. Vatan; ovadır. Onları bilmeden vatanı sevmeye kalkıyoruz. Belki de en büyük ironi tam burada: Kızılırmak’ın nereden doğduğunu bilmeden, Ağrı’nın hangi bölgede olduğunu karıştırarak, Haymana’yı duymamışken… Kendimizi bu toprağa çok bağlı hissedebiliyoruz. Çünkü kolay olan bu. Ama gerçek değişmez: Bilmeyen sevemez. Sevmeyen koruyamaz. Koruyamayan, bir gün neyi kaybettiğini bile anlayamaz! Dağlar birer birer elden giderken, ovalar betonla kaplanırken, yaylalar sessizce parsellenirken dönüp bakmayan, ses çıkarmayan birinin ve bir tolumun vatanseverliği ne kadar gerçektir? Kayıp karşısında susup, söz konusu vatan olunca kolayca zahmetsiz, en yüksek cümleleri kurmak… Bu, sevgiden çok alışkanlığa, bağlılıktan çok bir ezbere benzemiyor mu sizce? Ne dersiniz?  
Ekleme Tarihi: 04 Mayıs 2026 -Pazartesi

Vatanını Tanımayan Bir İnsan Nasıl Vatansever Olabilir?

Geçenlerde bir sokak röportajına denk geldim. Dikkatle izledim. İnanın hicap duydum.
Muhabirin sorduğu sorular öyle zor, öyle karmaşık şeyler değil…

Günlük hayatın içinden, herkesin bilmesi gereken, bir zamanlar en sıradan yurttaşın bile cevaplayabileceği sorular.

Hani eskiden dağdaki çobana sorsanız bilebileceği türden…
Hani bir zamanlar lise öğrencilerinin genel yetenek sorularıyla üniversite kazandığı günlerden kalma bilgiler…

Muhabir soruyor:
“Türkiye kaç coğrafi bölgeye ayrılır?”
“Türkiye’nin en uzun nehri hangisidir?”
“İlk Cumhurbaşkanı kimdir?”
“Ağrı hangi bölgededir?”
“Kızılırmak nereden doğar, nereye dökülür?”
“Haymana isminde bir yer duydunuz mu?”

Sorular ilkokul değilse bile ortaokul düzeyi. Yani öyle “bilinmese de olur” denecek şeyler değil.

Ama cevaplar…
Cevaplar yok.
Daha doğrusu, cevap yerine bir gülüş var. Üstelik o gülüş, bilmemeyi dert etmeyen, hatta onunla eğlenen bir gülüş.

On kişiden ancak biri doğru dürüst yanıt verebiliyor.
Kalanı ya tahmin yürütüyor ya da geçiştiriyor.

Üstelik bu manzara, metropolün ortasında.

Şimdi burada durup düşünmek gerekmiyor mu?
Bu sadece bir bilgi eksikliği mi?

Hayır. Bu, bir toplumun hafıza kaybıdır.

Çünkü Türkiye yedi coğrafi bölgedir. Ama bu bilgi, sadece bir harita bilgisi değildir.
Karadeniz’in yağmuru, İç Anadolu’nun bozkırı, Ege’nin zeytini, Doğu’nun dağları… Bunlar birer coğrafi terim değil, bir milletin hafızasıdır.

Fırat’ı bilmek, bir sınav sorusu değildir.
Fırat, suyun bereketidir. Tarihin damarında akan bir hatıradır. Onu bilmeyen, bu toprağın damarını da bilmez.

Ağrı Dağı’nı tanımak, yalnızca zirve yüksekliğini bilmek değildir.
Ağrı, efsanedir. Ağrı, türküdür. Ağrı, göğe yükselen bir kimliktir.

Kızılırmak…
Anadolu’nun ortasından doğar.
Sivas Kızıldağ’ın güney yamaçlarından çıkar.
1.355 kilometre uzunluğuyla bu ülkenin en uzun nehridir.
Dokuz ilden geçer ve Samsun Bafra’dan Karadeniz’e dökülür.

Bin üç yüz elli beş kilometrelik bu yolculuk, aslında bir nehrin değil; bir ülkenin içinden geçen hayatın hikâyesidir.

Ama biz artık bunları öğretmiyoruz.

Sabah uyanıyoruz, telefona bakıyoruz.
Gün içinde sayısız içerik tüketiyoruz.
Akşam memleket meselelerini konuşuyoruz.

Ama kimse çıkıp da “Bu memleket tam olarak nedir?” diye sormuyor.

Çocuklarımıza ne anlatıyoruz?
Hangi nehri gösteriyoruz?
Hangi dağı tarif ediyoruz?

Anlatmıyoruz. Çünkü çoğu zaman biz de tam bilmiyoruz.

Sonra dönüp şaşırıyoruz:
“Neden kimse bilmiyor?”

Yurttaşlık bilgisi silindikçe, sosyal bilgiler aşındıkça, milli günler unutuldukça… Ortak hafıza da sessizce dağılıyor.

Bu sadece coğrafya bilgisinin kaybı değildir.
Bu, bir milletin kendini unutmaya başlamasıdır.

Ve sonra ortaya garip bir tablo çıkıyor:

En temel sorulara cevap veremeyen,
Ama vatanseverliğinden zerre şüphe duymayan bir toplum…

Bayrak var.
Slogan var.
Duygu var.

Ama zemin yok.

Oysa vatan sadece sınır çizgisi değildir.
Vatan; dağdır.
Vatan; nehirdir.
Vatan; ovadır.

Onları bilmeden vatanı sevmeye kalkıyoruz.

Belki de en büyük ironi tam burada:

Kızılırmak’ın nereden doğduğunu bilmeden,
Ağrı’nın hangi bölgede olduğunu karıştırarak,
Haymana’yı duymamışken…

Kendimizi bu toprağa çok bağlı hissedebiliyoruz.

Çünkü kolay olan bu.

Ama gerçek değişmez:

Bilmeyen sevemez.
Sevmeyen koruyamaz.
Koruyamayan, bir gün neyi kaybettiğini bile anlayamaz!

Dağlar birer birer elden giderken, ovalar betonla kaplanırken, yaylalar sessizce parsellenirken dönüp bakmayan, ses çıkarmayan birinin ve bir tolumun vatanseverliği ne kadar gerçektir?

Kayıp karşısında susup, söz konusu vatan olunca kolayca zahmetsiz, en yüksek cümleleri kurmak…

Bu, sevgiden çok alışkanlığa, bağlılıktan çok bir ezbere benzemiyor mu sizce?

Ne dersiniz?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (12)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Aydın Necati
(04.05.2026 13:43 - #5543)
Ayakların baş olduğu bir ülkede, ayrıca liyajatın diplerde olduğu yerde, bu sonuçlar normaldir.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Zehra Alptekin...
(04.05.2026 13:46 - #5544)
İnsan olmanın her adımında yozlaşma sözkonusu iken... Bir akademisyen gencin...İÇ GÖÇ,vs gibi tartıştığımız ,yozlaşmaya neden olan her nedenin siyasal görüş olarak Akp yi doğurduğunu ,yaşattığını, Chp ninde getirdiği çözümlerin YETERLİ OLMADIĞINI yazan bir YAZISINI okudum...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Atakent
(04.05.2026 14:13 - #5545)
Eline sağlık çok doğru söylüyorsun eğitim sifır bu çocuklara kızmamak gerekiyor öğrendikleri bunlar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Erol Sanburkan
(04.05.2026 14:27 - #5546)
Sevgili Hamdi Özdemir, okuduğum en anlamlı, en derin yazılardan bir tanesi bu! Her tümcesi tonlarca ağırlıkta! Çok çok önemli bir konuyu çok güzel bir anlatımla işlemişsiniz. Ellerinize, yüreğinize sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Niyazi Gezik
(04.05.2026 14:49 - #5547)
Yazınızı ibretle okudum.Maalesef ülkenin gerçekleri bunlar.Değişmez mi?Değişir.Değişmesi için önce bazı şeylerin değişmesi lazım.Yeni bir yazınız da buluşmak üzere…
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ahmet kazma
(04.05.2026 15:47 - #5549)
Bilmeyenin değil öğretmeyenin in hiç mi kabahati yok MEB başındaki adamı görmezden mi gelelim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tane Özek
(04.05.2026 17:20 - #5550)
Ben bir öğretmen olarak yüreğim yanıyor. Bizim nesil ilkokulda Türkiye Haritasını ezbere çizer, ırmaklarını,göllerini ve şehirlerini haritaya yerleştirirdik! Öğretmenlik yıllarımda aynı uygulamayı yaptık ki çocuklarımız yaşadıkları yerleri tanısın,vatanına sahip çıksın. Bugün Eğitim yok. Öğretim var mı?
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Fidan Okyar sarıer
(04.05.2026 18:31 - #5551)
Aynen öyle elline sağlıklı
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Barbaros Çelenk
(04.05.2026 20:20 - #5552)
Kalemine sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Murat SARITAŞ
(04.05.2026 21:52 - #5553)
Kalemine, yüreğine sağlık arkadaşım. Gözden kaçan mı, önemsemeyen mi desem bilemiyorum. En önemli konu bu bence. Vatan, millet Sakarya edebiyatı yapanlar, vatanın çakıl taşını vermeyenler, şehit edebiyatını kendi çıkarları için kullananlar., her karışı şehit kanı ile sulanan bu toprakların, her karışının siyanürle sulandığını göremezler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Rahmi özcan
(05.05.2026 00:03 - #5554)
Emperyalizmin savaşla ele geçiremediği topraklarımızı, ülkemizde eğitim sistemini bozarak halkın öz benliğini yitirmesini sağlıyarak yüz yıldır uğrşıyorlardı. Şimdi gelinen nokta bu. Bizler bu oyunları nasıl bozarız? Atatürk gibi bir lidere sahip olan bizler karamsarlığa kapılmadan mücadele etmek gerekiyor. Yazılacak o kadar çok şey varki sayfalara sığmaz. Saygılarımla.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
F Berker
(05.05.2026 20:10 - #5558)
Gençliği bu hale getirdiler ne yazık ki, Şimdiki üniversite mezunu , bizim zamanımızdaki ilk okul öğrencisi bilgisine sahip bile değil. Boş bir gençlik yetişiyor
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.