Yönetenin ruhu süzülür taş duvarlara,
Tabii ruh hâlâ oradaysa.
İdare edenin yüreği demokrat olursa,
Kurumlar da “hoşgörü”yle parlar!
Ama bizde LED ışıkla idare ediyorlar artık.
Ama bak şimdi:
Bazı kelimeler var ki,
Söyleyince suç, susunca suçsuzluk.
Kayyım? Yok canım, o sadece “atanmış halk iradesi”!
İşkence? O da “ikna edici iletişim tekniği”.
Rüşvet? Aman efendim, o “hızlandırılmış hizmet bedeli”!
Zeytinlikler artık maden sahası,
Çünkü zeytin karın doyurmuyor ama siyanür doyuruyor.
Ağaçlar taşınamıyor ama “eşdeğer bahçeler” varmış.
Doğa da kopyalanabiliyormuş meğer.
Photoshop’la mı, bilmiyoruz.
Köylü açlık grevinde,
Jandarma ise doğayı koruyanlara karşı doğayı koruyor.
Çok yönlü bir çevre politikası!
Sınavda 719 tam puan alıyor birileri. Sınavdan çıkan öğrenciler “zor sınavdı” diyor. Lakin, soru kitapçıkları WhatsApp’ta geziyor. İlgililer “şaibe yok” diyor. Zaten şaibe, artık sistemin doğal parçası, Soruşturma açılmış 29 kişiye, Ama güven duygusu hâlâ firarda. Sonuç kocaman bir sıfır!
Kadınlar öldürülüyor;
Ama haber başlığı “aşk cinayeti”.
Fail “çok seviyordu.”
Yargı “iyi hâl indirimi” veriyor.
Kadınlar “koruma altında” öldürülüyor,
Ama sistem “kadına değer veriyor”muş.
Çünkü değer, artık mezar taşına yazılıyor.
İşçiler ölüyor,
Ama “kader” deniyor.
İnşaatta düşen işçi “gökyüzüne yükseldi”,
Maden çöktü, “toprak ana bağrına bastı”.
Kask yok, denetim yok,
Ama “şehitlik” var.
Çünkü iş güvenliği yerine dua zinciri öneriliyor.
Bir ülke düşerken suskunluğa,
İftira süslü-püslü billboardlara çıkar,
Adam kayırma bayrak olur,
Yandaşlar boş koltukları doldurur,
Denetimsizlik ise alkışlanır.
Çünkü “özgürlük” denetimsizliktir, değil mi?
Uyuşturucu artık sokakta değil, vitrinde.
Bedenler pazarda değil, manken gibi camekânda.
Tecavüz haberleri tırmanıyor,
Ama biz hâlâ “toplumun değerleri”nden bahsediyoruz.
Röntgende yapısal çatlaklar var,
Ama biz “filmi yıkatmadık” diyoruz.
Halk sussa da, hava konuşur:
Sabah yasakla uyanır, akşam başka bir korkuyla.
Ne yazsak eksik kalır,
Çünkü doğaya “Dur!” diyen dayağı yer,
Kadın için haykıran “ahlâk dışı” ilan edilir,
Zam karşıtı öğrenciye “terörist” denir.
Üniversite mi? O da artık “kariyer odaklı sessizlik merkezi”.
Ramazan sofraları kuruluyor, Ama ekmek değil, siyaset bölüşülüyor. İftar sofraları adeta siyaset meydanı gibi? Dualar değil, propaganda yükseliyor. Dini değerlerimiz bile siyasete boca ediliyor? Oruç nefsi terbiye eder, Ama onlar nefsi değil, siyaseti besliyorlar.
Bir zamanlar…
Dükkan önündeki sergiye kilit konmazdı,
Şimdi sergiye değil, düşünceye kilit var.
Okuldan kaçan çocuk sokağa sığınırdı,
Şimdi sokaklar bile “güvenlik tehdidi”.
Parklar güvenliydi, geceler sessizdi.
Şimdi parkta oturmak “toplanma suçu”.
Kitap okuyanlar çoğunluktaydı,
Şimdi herkes “yorumlara bakıyor”.
Bilgelik susmazdı, şimdi “yorumları kapattık”.
Devlette liyakat aranırdı.
Şimdi soyadı yeterli.
Siyasetçinin evlat sayısı değil.
Erdemi konuşulurdu, şaka gibi, değil mi?
Ve şimdi bu dizeler bir çağrı değil.
Bir “kamu spotu” bile değil.
Sadece bir hatırlatma:
Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti hâlâ anayasada yazıyor.
Güce değil insana saygı gösterelim,
Yoksa bir gün “insan” da arşivlik olur.
Yeniden başlamak için hâlâ vakit var.
Ama önce birbirimizi duymayı öğrenelim.
Hoşgörüyle değil, en azından ironiyle…
