Bu ülkede bazı insanlar ölmez.
Öldürülür.
Üstelik sadece bedenleri değil; kelimeleri, soruları, hafızaları hedef alınarak.
Uğur Mumcu, tam da bu yüzden “sakıncalıydı”.
Çünkü susmadı.
Çünkü korkunun anayasa maddesi gibi dayatıldığı zamanlarda bile, gerçeğin izini sürdü.
Çünkü herkesin kaçtığı belgelerin üstüne yürüdü.
Yakın tarih dediğimiz şey; takvim yapraklarından değil, faili meçhullerden, yarım kalan cümlelerden, bombayla susturulan kalemlerden oluşur. Bu coğrafya, en aydın insanlarını karanlıkta bırakma konusunda fazlasıyla “tecrübelidir.”
Ama hesaplayamadıkları bir şey vardı:
Hakikat, öldürülenle birlikte gömülmez.
“Bir gün mezar taşlarımızda ‘suskun kaldı’ yazacak.
Oysa biz susmadık.”
(Sakıncalı Piyade)
“Sakıncalı Piyade”, bir unvan değil; bir itiraz biçimidir.
Mahkeme salonlarında, yazı masalarında, gazete sütunlarında; kimin konuşabileceğini, kimin susturulacağını ifşa eden bir tanıklıktır.
Uğur Mumcu, adaletin hangi anda öfkeye dönüştüğünü, hangi cümlede tahammülün bittiğini kayda geçirdi.
Bugün hâlâ o satırlar can yakıyorsa,
bugün hâlâ o isim anıldığında boğaz düğümleniyorsa,
sebebi geçmişin geçmemiş olmasıdır.
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”
(Uğur Mumcu’nun sıkça tekrarladığı sözü)
Üzgünüz.
Öfkeliyiz.
Ama asla unutmadık.
Çünkü unutanlar tekrar yaşar.
Hatırlayanlar ise direnir.
24 Ocak 1993 “Hakikatin susturulamadığı gündür.”
Kalemi bombadan güçlü olanların, gerçeği yazmayı “sakıncalı” bulanlara inat sürdürenlerin günüdür.
“Bir kalem, bir bomba kadar güçlüdür.
Ama bomba bir kalemi susturamaz.”
Uğur Mumcu’nun yolculuğu!
1942’de Kırşehir’de doğdu. Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu, gazeteciliğe adım attı.
Sadece yazmakla kalmadı; araştırdı, belgeledi, ortaya koydu.
Silah kaçakçılığından terör örgütlerine, devlet-mafya ilişkilerinden gizli anlaşmalara kadar, herkesin korktuğu dosyalara girdi.
“Bu silahlar kimin için? Bu ilişkiler kimleri koruyor?”
(Uğur Mumcu’nun soruları)
Onun yazıları, sadece bir gazetecilik faaliyeti değil; bir toplumsal hafıza kaydıydı.
Her satırında, halkın bilme hakkını savundu.
Her cümlesinde, korkuya karşı bir direnç vardı.
Hatırlamak ve Direnmek!
Bugün hâlâ Mumcu’nun adı anıldığında boğaz düğümleniyorsa,
bugün hâlâ onun soruları yankılanıyorsa,
sebebi geçmişin geçmemiş olmasıdır.
Çünkü faili meçhuller hâlâ aydınlatılmadı.
Çünkü susturulan kalemlerin hesabı hâlâ sorulmadı.
Çünkü hakikat hâlâ sakıncalı sayılıyor.
Ama biz hatırlıyoruz.
Çünkü unutanlar tekrar yaşar.
Hatırlayanlar ise direnir.
24 Ocak 1993 “Hakikatin susturulamadığı gündür.”
Bugün, kalemi bombadan güçlü olanların günüdür.
Bugün, gerçeği yazmayı “sakıncalı” bulanlara inat sürdürenlerin günüdür.
Saygıyla.
Özlemle.
Ve hâlâ aynı soruyu sorarak:
“Bu silahlar kimin için?”
