Depremzede rehaveti oluşmuş, öyle diyor bir gazeteci.
Demek ki enkazdan çıkanların en büyük sorunu artık fazla rehavetmiş.
Yıkılan evler değil, konteyner evlerde yaşayanların rehaveti gündemde.
Ne mutlu bize, felaket bile rehavet üretir olmuş.
Yakında “Depremzede Rehavet Festivali” düzenlenirse şaşırmayın; sponsor da bulunur, açılış konuşmasını da bir muhterem bakan yapar.
Emekli Tesellisi:
Gabar’da petrol üretimi artınca, “Emekliye azar azar refah sağlanacak.”
Vekil müjdeyi verdi:
Petrol damla damla akacak, maaşlara damla damla yansıyacak.
Emekli, artık mazot kokusuyla huzur bulacak.
Belki de maaş kuyruklarında motorin bidonları dağıtılır.
Hatta “Emekli Kart”a puan yüklenir: “Bir litre benzin bir tebessüm.”
Şükür Ekonomisi:
2023’te “Açın kombileri, pencereleri; kimse doğalgaza para ödemeyecek” diyen ‘siyaset uzmanı’ vardı Abdurrahman Uzun! Ardından okkalı doğalgaz zamları gelmişti.
Porsiyonlarınızı küçültün diyenler, ekmek yiyorlarsa karınları doyuyor diyenler bile vardı. Ultra lüks konutlarda yaşayıp halka akıl verenler.
Bir politikacı sesleniyor:
“Yirmi bin liraya şükredin.”
Şükür ki rakam yuvarlak, şükür ki ağzımızdan kolay çıkıyor.
Çünkü şükür, en ucuz enflasyon ilacı.
Çarşı Pazar:
Manavda domates 189, hıyar 180 lira olmuş, vatandaş “Allah bereket versin” deyip poşeti yarım dolduruyor.
Şükür ki poşet pazarda hâlâ bedava, markette 2 TL.
Kasabı hiç sorma:
Kuzu eti sanki Harvard mezunu olmuş, dana biftek borsa hissesi gibi dalgalanıyor, kıyma orta hallinin bile korkulu rüyası, sucuk ise altın külçesi kıvamında.
Maliye Bakanı kasap vitrinine baksa muhtemelen şöyle derdi:
“Bu fiyatlar artık et değil, bütçe kalemi olmuş. Vatandaş kasaba değil, sanki hazineye uğruyor.”
Yani fiyat etiketleri ekonomi raporuna dönüşmüş durumda - kasapla maliye aynı dili konuşuyor.
Yokluk Tesellisi:
Bir belediye meclisi hanım üye hatırlatıyor:
“CHP’nin olmayan iktidarında maaş ödenemiyordu.”
Olmayan iktidarın olmayan maaşları.
Var olmayan bir tarihin yokluklarıyla teselli buluyoruz.
Yakında “olmayan iktidar” için anma töreni düzenlenirse şaşırmayın; çelenkler de görünmez olur.
Bir başka şahsiyet açıklıyor:
“Bizim iktidarımızda emekli yaşı uzadı, maaşlar yetmiyor.”
Demek ki sorun maaş değil, yaş.
Yaş uzadıkça maaş kısalıyor.
Ömür uzadıkça ekmek küçülüyor.
Belki de yeni formül şöyle:
“Yaş ÷ maaş = sabır katsayısı.”
Sabır katsayısı yükseldikçe huzur katsayısı da artıyor, öyle diyorlar.
Günlük yaşam:
Otobüs durağında bekleyen yolcular.
Otobüs gelmiyor, ama rehavet var.
Bir yolcu diyor ki: “Gabar’dan petrol üretimi artınca bu durak da hızlanır.”
Bir diğeri ekliyor: “Yirmi bin liraya şükret, otobüs gelmese de olur.”
Durak, bir anda şükür kürsüsüne dönüşüyor.
Şükür ki beklemek hâlâ ücretsiz.
Şükür ki otobüs kartı hâlâ cebimizde.
Pazarda bir teyze, domatesin kilosuna bakıyor:
“150 lira olmuş, ama olsun, CHP’nin olmayan iktidarında hiç domates yoktu.”
Yanındaki amca cevap veriyor:
“Yaşımız uzadı, maaşımız yetmiyor, ama domatesin rengi hâlâ kırmızı.”
İşte halkın rehaveti: kırmızıya bakıp teselli bulmak!
Şükür ki renkler hâlâ bedava.
Kahvede oturan emekliler.
Birisi diyor: “Petrol çok çıktığında, refah geliyor.”
Diğeri ekliyor: “Refah gelirse çay da ucuzlar.”
Garson gülüyor: “Çay ucuzlamaz ama şükür ki bardak hâlâ küçük.”
Küçük bardak, büyük teselli!
Market kasasında müşteri fişi alıyor:
“Toplam 1.250 lira.”
Derin nefes alıyor: “Şükür ki hâlâ fiş veriliyor.”
Sonuç:
Bir yanda rehavet, bir yanda şükür, bir yanda iktidar.
Hepsi bir araya gelince ortaya çıkan tablo:
Gerçekler değil, tesellilerle beslenen bir ülke.
Petrol damlıyor, şükür akıyor, yaş uzuyor, maaş kısalıyor.
Ama merak etmeyin:
Bizim köşemizde ironi hiç bitmiyor.
Çünkü şükür, rehavet ve iktidar, sonsuz bir yazı kaynağıdır.
