Borsa vurgununu duyunca sorumluluk arayabileceğim bir kurum aradım. Uzun bir arayışın ardından tabelasında “Kayıp Eşya Bürosu” yazan şatafatlı bir binaya rastladım. Girişteki görevli sordu:
“Ne arıyorsunuz, ne kaybettiniz?”
“Sorumluluk,” dedim.
Başını kaldırmadan, “Sen de mi?” diye sordu.
Anlaşılan ilk başvuran ben değildim.
Son günlerde borsada yaşananlara bakınca, sorumluluğun nasıl kaybolduğunu anlamak güç değil. Bazı hisse işlemleri için suç duyuruları yapılmış. İşlem yasakları getirilmiş. Fonların alım satımı durdurulmuş, tasfiye kararları alınmış. Vatandaş da kendi parasının başına ne geldiğini öğrenmeye çalışıyor.
Ama sakın “Soyuldu,” demeyin. Ayıp olur.
“Piyasalarda dalgalanma yaşandı,” diyeceksiniz. Böyle söyleyince insanın aklına çocuğun yazın denize girmesi geliyor. Biraz su yutmuş, çıkınca geçer.
Oysa suyu yutan vatandaş! Kıyıda duranlar havlularını bile ıslatmamış.
Eskiden soygun deyince akla birkaç bir soyguncu gelirdi. Şimdi iş büyüdü; soygun bireysellikten çıktı, götürü usulü yapılıyor. Lakin bedeli topyekûn vatandaşa ödetiliyor. İşin tuhafı, zarar hepimizin kapısını buluyor da sorumluluk bir türlü adresini bulamıyor.
Ardından o pek gösterişli söz duyuluyor: “Ucu nereye giderse gitsin!” Ne zaman duysam merak ediyorum: Bu ucun yol masrafını kim karşılıyor? Memlekette bugüne kadar nice olay yaşandı, nice soruşturma açıldı. Söz hep aynıydı. Ama o uç, nedense güçlü bir kapıya yaklaştığında gözden kayboluyor zannımca. Çünkü hiç gören olmadı?
Bu kez gerçekten nereye gittiğini görmek istiyoruz.
Kayıp eşya görevlisine sordum:
“Hiç bakan getirdiler mi buraya?”
“Yok,” dedi. “Onlar açıklama getiriyor.”
“Yönetici?”
“Onlar tedbir getiriyor.”
“Sorumluluk?”
“Onu herkes vatandaşa bırakıyor.”
Gerçekten de ne zaman böyle bir iş patlasa vatandaşa görev veriliyor. Araştırmalıydı. Dikkat etmeliydi. Riskleri okumalıydı. Söylentiye inanmamalıydı. Her şeyi bilmeliydi.
İyi. O zaman kurum tabelalarını indirelim, bütün denetimi vatandaş yapsın. Sabah işe gitmeden şirket hesaplarını incelesin, öğle arasında şüpheli işlemleri izlesin, akşam eve dönerken fonları denetlesin. Çocuğun ödevine yardım ettikten sonra da memleketin mali güvenliğini sağlasın.
Zaten başka ne işi var?
Bir de her olaydan sonra çıkan o güzel cümle var: “Konu tüm yönleriyle araştırılıyor.”
Ben en çok tüm yönleriyle kısmını seviyorum. Olay gerçekleşmeden önce kimse aynı merakla bakmıyor; gerçekleşince birden dört tarafına birden bakılıyor. Vatandaşın parası için biraz geç kalınmış olabilir ama araştırmanın görüş açısı mükemmel.
Şimdi sorulması gerekenler açık: Bu işlemler olurken kim görev başındaydı? Kim ne zaman haberdar oldu? Uyarılar varsa ne yapıldı? Birileri korunmuş olabilir mi? Güçlü bağlantılar herhangi bir kararı etkiledi mi?
Bunlar birilerini suçlu ilan etmek için sorulmuyor. Soruşturma suçlu olup olmadığını ortaya çıkarır. Ama yöneticiler, siyasi makamlar ve denetimden sorumlu olanlar da halka kendi görevlerinin hesabını vermeli. İstifa etmek isteyen yoksa bari neyin sorumluluğunu taşıdıklarını anlatsınlar. Makamın yalnızca tebrik kabul yeri olduğunu sananlar çıkabilir.
Kayıp eşya bürosundaki görevli dosyamı kapatırken, “Sorumluluk bulunursa sizi ararız,” dedi.
“Ne zaman?”
Omuz silkti.
“Soruşturmanın ardından, belki!”
Dışarı çıktım. Köşede bir adam telefonuna bakıyordu. Yüzü solmuştu. Belli ki kayıp eşya bürosunun yerini henüz bilmiyordu.
Ona sorumluluğu aramaya gittiğimi söylemedim.
Adam da zaten parasını arıyordu.
