Bizde istifa dilekçesinin nasıl yazıldığını bilen çoktur da hangi durumda yazılması gerektiğini hatırlayan azdır.
Kâğıt bulunur.
Kalem bulunur.
Gerekçe zaten memleketin dört bir yanında bulunur.
Bir türlü imza bulunamaz!
Bir makamın bütün yetkilerini kullanıp hiçbir sorumluluğunu üstlenmemek, giderek olağan bir yönetim anlayışına dönüşüyor. Başarı varsa kürsüye çıkılıyor; başarısızlık varsa inceleme başlatılıyor. Kurdele kesilirken herkes fotoğrafta. Hesap sorulurken fotoğraftakileri bulabilene aşk olsun!
Oysa makam dediğimiz şey, insanın kendisine ayrılmış rahat bir yer değildir. Başkalarının hayatı, hakkı ve geleceği için üstlendiği sorumluluktur.
Koltuğun döşemesi eskidiğinde yenileniyor da o koltukta oturanın sorumluluk anlayışı neden yenilenmiyor?
Yolsuzluk üzerine konuşurken yalnızca çalınan parayı düşünüyoruz.
Oysa kamu kaynağından eksilen her kuruşun bir insanın hayatında karşılığı vardır. Bir okulun onarılmayan çatısı, bir hastanenin giderilemeyen eksiği, bir çocuğun ulaşamadığı imkân…
Haksız kazancın hesabı bir yerde büyürken başka bir yerde hayat küçülür.
Üstelik yolsuzluğun topluma verdiği zarar, paranın kaybıyla da bitmez. Dürüst çalışan insanın emeğine duyduğu güveni aşındırır. Gençlere, çalışmanın ve öğrenmenin yetmediğini düşündürür. Hak ederek ilerlemek isteyenin karşısına, doğru kişiyi tanıyarak ilerleyenleri çıkarır.
Sonra o gençlere dönüp ahlak dersi veririz.
Çocuk, söyleneni dinler; yapılanı öğrenir.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi açıklaması, yolsuzlukla mücadelede liderlik eksikliğine dikkat çekiyor. Bu, yalnızca bir sıralama meselesi değil; kamunun güvenini koruyacak iradenin meselesidir.
Bizim de sormamız gereken soru açık:
Yetki kullananların hesabını kim soracak?
Her ciddi iddia bağımsız biçimde araştırılmalı, bulgular açıklanmalı, suç varsa adalet önünde karşılığı bulunmalıdır. Fakat siyasi ve idari sorumluluk için her zaman mahkeme kararını beklemek, sorumluluğu yıllarca askıya almak demektir.
İnsan suç işlememiş olsa da görevini yerine getirememiş olabilir. Denetlememiş, önlememiş, kendisine emanet edilen kurumu koruyamamış olabilir.
“Ben yapmadım” demek, “Ben sorumlu değilim” demeye yetmez.
Yetkiyi devralırken gösterilen hevesin, hesap verirken de gösterilmesini beklemek vatandaşın hakkıdır.
Bir de toplumun hâli var.
Bir haber okuyoruz.
Başımızı sallıyoruz.
“Bunlardan bir şey olmaz” diyoruz.
Sonra ekranı kaydırıyoruz.
Bazen öfkemizin ömrü, parmağımızın bir hareketi kadar.
Bu sessizliğin içinde korku var, geçim derdi var, yorgunluk var. İnsanları bunları anlamadan ilgisizlikle suçlamak kolaycılık olur. Sürekli adaletsizlikle karşılaşan insanın, bir süre sonra itirazının işe yarayacağına dair umudu kırılabilir.
Fakat o kırgınlık, haksızlık yapanların rahatlığına dönüşüyor.
“Nasıl olsa bir şey değişmez” cümlesi, hesap vermek istemeyenlerin en kullanışlı sığınağı oluyor.
Biz umudumuzu kaybettikçe onlar açıklama yapma gereği bile duymuyor.
Ahlaki çöküş bazen büyük bir skandalla görünür olur. Bazen de gündelik konuşmaların içine usulca yerleşir.
“İşini biliyor.”
“Bir yolunu bulmuş.”
“Herkes yapıyor.”
“Bizimki de biraz faydalansın.”
Böyle böyle, dün ayıpladığımız şeyi bugün beceri saymaya başlarız.
Torpille işe gireni tebrik edip hakkı yeneni teselli ettiğimizde, çocuklarımıza hangi hayat dersini verdiğimizi düşünmeliyiz.
Hele bir de yanlışı yapanın kimliğine göre ahlak ölçümüz değişiyorsa…
Bizim taraftansa susuyor, karşı taraftansa bağırıyorsak, savunduğumuz şey adalet olmaktan çıkar. Kendi takımımızın dokunulmazlığını savunuruz.
Oysa kamu parasının parti üyeliği yoktur.
Hakkı yenen insanın acısı, oy verdiği yere göre azalmaz.
İstifa her sorunu çözmez. Çalınanı geri getirmez, ihmali ortadan kaldırmaz, yargılamanın yerini tutmaz.
Ama bir makam sahibinin, “Bu sorumluluğun gereğini yerine getiremedim” diyebilmesi, toplumla arasındaki ahlaki bağın hâlâ kopmadığını gösterir.
Koltuktan kalkabilmek de bir karakter meselesidir.
Memleketin ihtiyacı, her felaketin ardından üzgün görünen yüzler, her iddianın ardından birbirini tekrarlayan açıklamalar değildir. Açık hesaplar, bağımsız denetim ve sonuç doğuran sorumluluktur.
Dürüst insanların yalnız bırakılmadığı, soruların düşmanlık sayılmadığı bir hayat kurmak zorundayız.
Çünkü bir ülkede sürekli vatandaşın güveni, gençlerin umudu ve toplumun vicdanı istifa ediyorsa, makamların dolu kalmasıyla övünülemez.
Bu defa dilekçeyi vatandaş yazmasın.
Kalemi, sorumluluk makamında oturanlar eline alsın.
