Lider, tartışmalı bir yargı kararıyla göreve geldiğinde, etrafında yapay bir alkış tufanı vardı. İntikam, Hesap Sorma, İhraçlar, kurultaylar, tartışmalar.
Liderin her adımında dalkavuklar hazır bekliyordu. Lider kürsüye çıktı, gazete okumadığını, sosyal medyayı izlemediğini söylediğinde bile, bir danışman ayağa kalkıp: “Efendim, bu uzak duruşunuz bile halkın nabzını tutma biçiminizdir,” dedi.
Her sabah Lidere Parti Merkezinde çay servisi yapılırken, bardaktaki buhar için bile dalkavuklar: “Efendim, bu öngörünüzün sıcaklığıdır,” diye yorumladı.
Çay fazla demli olduğunda, “Efendim, bu yoğunluk bile sizin kararlılığınızı yansıtıyor” denildi. Akşamüstü toplantısında bir sandalye gıcırdadığında, başka bir ses: “Efendim, bu ses bile değişimin ayak sesleri,” dediğinde yine alkış tufanı koptu.
Sayın lider, bir ara dinlenmek için makam odasına çekildi. Kulağına fısıldanan yağlı sözleri düşündü, bıyık altından gülümsedi. Attı kendini koltuğuna, içinden, “Oh be, koltuğumu ne kadar özlemişim!” diye geçirdi. Ardından kendi kendine mırıldandı: “Butlanda butlan ha…” Ve yine gülümseyerek, o sözlerin tadını çıkardı.
Parti binasının asansörü bozuldu. Katlar arasında sıkışıp kalanlar telaş içindeydi. Dalkavuklardan biri hemen devreye girdi: “Efendim, bu asansör bile sizin sabrınızı sınamak için durdu. Bu liderliğinizin göstergesidir!” dedi.
Başka biri, Lider kürsüde konuşurken mikrofon cızırtı çıkardığında: “Efendim, bu cızırtı bile halkın içindeki enerjiyi yansıtıyor,” diye yorumladı.
Her fırsatta “Gemiyi sağlam limana çekeceğim” dedi. Oysa kongre yapmama eğilimindeydi. Buna rağmen çevresindekiler: “kongre yapmamasını bile demokrasiye yeni bir yorum getiriyor,” diye övgüye dönüştürdüler.
Toplumda alıcısı olmayan şahısların etrafında yer alması bile asla sorun değildi. Tam tersine: “Efendim, bu tercihleriniz halkın çeşitliliğini yansıtıyor,” diye dalkavuklar methiyeler düzenlediler.
Bir gün kendi arkadaşlarını hırsızlıkla ve terör örgütüyle yaftalamayı itham etti. Salondaki sessizlik kısa sürdü. Söylediklerinden pek bir şey anlamadılarsa da ardından yine alkışlar yükseldi: “Efendim, bu cesur ithamlarınız bile öngörünüzün kanıtıdır,” dediler.
Rakiplerini harcarken bile, dalkavuklar: “Efendim, bu eleştirileriniz partiyi arındırıyor,” diyerek methiyeler düzmeye devam ettiler.
Sosyal medyada bir selfie paylaşılır. Altına binlerce menfi yorum olsa da: “Efendim, bu fotoğrafınız bile bize umut veriyor. Gözlerinizde kalkınma, ruhunuz da şahlanma var,” dediler.
Gelin arabası gibi yüzlerce çiçekle süslenmiş makam aracı Parti Merkez’inin girişine yanaştığında, önceden hazırlanmış yapay bir güruh alkış tufanı kopardı. Çiçeklerin arasından zar zor görünen aracın kapısı açıldığında, ithal danışmanı kulağına eğilip fısıldadı: “Efendim, bu görüntü halkın size bağlılığının sembolüdür,” dedi.
Oysa o güruh, sabah otobüslerle taşınmış, ellerine bayrak ve pankart tutuşturulmuştu. Ama varsın olsundu. Çiçeklerin kokusu bile yapaydı; plastikten yapılmış güller güneşte parlıyor, alkışların arasında sahte bir bahar havası estiriyordu.
Bir öğle yemeğinde önüne bir kâse çorba getirildiğinde: “Efendim, bu çorba sizin liderliğinizin bir yansımasıdır,” denildi.
Akşamüstü odasında bir dosya yanlışlıkla yere düştüğünde: “Efendim, bu düşüş bile halkın size olan bağlılığının sembolü,” diye alkışlandı.
Lider sanata merak saldığında, önünde ki A4 kâğıdına üç çizgi çekti; yaptığı tablonun adına “Yarın” dedi. Tabloyu satın alan kişi: “Efendim, bu çizgiler stratejinizin sanatsal özeti,” diyerek olağanüstü övgüler düzdü.
Lider ise içtenlikle: “Aslında yanlışlıkla yaptım, kalem kaymıştı,” dedi. Ama onu duyan olmadı. Aslında duymasının bir önemi bile yoktu. Alan için bir kartvizitiydi.
Sonunda balkona çıktı ve: “Kendiniz olun,” dedi. Kalabalık ise: “Ne müthiş bir öngörü efendim, kendimizi nasıl değiştirebiliriz?” diyerek onun sözlerini kendi bildikleri gibi yorumladı.
Bu topraklarda tarımda ürün çeşitliliği kadar dalkavuk yetiştirmenin de ustasıyız. Gerçek bereket, dalkavukluğun sonsuz gücü gibi görünüyor.
Her mevsim yeşeriyor, her dönemde biçiliyor.
Kimi zaman bir çay buharında, kimi zaman bir sandalye gıcırtısında.
Kimi zaman bir mikrofon cızırtısında, kimi zaman bir balkon konuşmasında.
Ve biz, bu sonsuz dalkavukluk mevsiminde, gerçekleri değil, alkışları biçiyoruz.
