“Dedem tıslıyı, ebem fıslıyı!”
Bir halk deyimi, mecazi anlamda: dedem yükü taşıyamıyor, ebemin sesi duyulmuyor. Bugün de iktidar yükü taşıyamıyor; sorumluluğu hep başkalarının üzerine bırakıyor.
Her yandan tuhaf söylemler yükseliyor. Emekliler şükretmiyor, çünkü ömürleri uzadı. Ama kabullenmedikleri geçim derdi ağırlaştı. Uçak, köprü, gaz gibi projeler öncelik diye sunuluyor; oysa milletin önceliği bunlar değil. Asıl öncelik, sokakların güvenliği ve geçim derdinin hafiflemesidir.
Her gün aynı cümlelerle uyanıyoruz: “Başarıldı, gereği yapıldı, gerekli görüldü.” Ama kim yaptı, kim gördü, kim üstlendi? Cevap yok. Ses var, sahip yok. Gürültü var, sorumluluk yok. Bu topraklarda hakikat hep fısıltıyla dolaşır; bağıranlar duyulur, ama gerçeği söyleyenler görünmez. İşte bu yüzden “dedem tıslıyı, ebem fıslıyı” deriz: yük vardır, ama taşıyanı yoktur.
Eğitim:
Eğitim sürekli “reform” geçirir ama hiç iyileşmez. Müfredat değişir, çocuk değişmez.
Sorgulayan değil, ezberleyen; düşünen değil, itaat eden birey makbuldür.
Öğretmen yorgun, öğrenci umutsuz, gelecek ertelenmiştir.
Dedem tıslıyı: “Maarif davamız var.”
Ebem fıslıyı: ortada dava değil, enkaz vardır.
Çocuk ve Genç Ölümleri:
Bir çocuk ölür: “kader.”
Bir genç ölür: “talihsizlik.”
Bir yurt yanar: “ihmal ama münferit.”
Bir sokak bıçağa döner: “gençlik nereye gidiyor?”
Dedem tıslıyı: mezar taşları çoğalır.
Ebem fıslıyı: sorumlular görünmez.
Kadın Cinayetleri:
Azaldı çünkü artık haberlerde yer bulamıyor; gündem köprü açılışlarıyla dolu.
Azaldı çünkü istatistikler rakamları saklıyor; sokaklar ise sessizliği haykırıyor.
Azaldı çünkü sorumluluk hep başkasına yükleniyor; vicdan kimsenin önceliği değil.
Uyuşturucu ve Bahis:
Operasyonlar çok başarılıdır. Hep “büyük darbe” vurulur ama piyasada hiçbir şey küçülmez.
Fotoğraflar çekilir, paketler dizilir, ama zincirin üst halkası asla kadraja girmez.
Dedem tıslıyı: kelepçe takılır.
Ebem fıslıyı: asıl sahipler serbest dolaşır.
Bahis yasaktır ama her yerdedir.
Gençler hayal kuramaz ama kupon yapabilir.
Emekle kazanmak zor, şansla kurtulmak teşviklidir.
Dedem tıslıyı: umut satılır.
Ebem fıslıyı: gelecek rehin alınır.
Sokak ve Çeteler:
Sokak artık çocukların değil, korkunun alanıdır.
Çeteler görmezden gelinerek büyür.
Gençler ya çeteye katılır ya mezarlığa.
Arada kalanlar istatistik olur.
Dedem tıslıyı: korku yayılır.
Ebem fıslıyı: devlet geç gelir.
Emekliler:
Emekli bu ülkenin yaşayan hafızasıdır; ama sistem için artık bir dipnot gibidir.
“Geçinemiyoruz” der, karşılığında rakamlarla cevap alır.
Bir ömür çalışmanın karşılığı “sabır” olur.
Türkiye’de ömür uzadı; eskiden ellisinde hayata veda eden şimdi seksene dayandı.
Otuz yıl daha fazla maaş alıyorlar bütçeden, ama bu fazlalık “yük” gibi gösterilir.
Şükür bile etmiyorlar denir; oysa şükür değil, hak talep ediyorlar.
Bayram ikramiyesi müjde diye sunulur; çünkü hak, lütuf kılığına sokulmuştur.
Dedem tıslıyı: Emekli yaşar.
Ebem fıslıyı: Yaşadığı hayat sayılmaz.
Muhalefet ve Basın:
Muhalefet vardır ama sürekli “yerini bilmesi” beklenir.
Soru sorar: “Provokasyon.”
Eleştirir: “Hizmet düşmanlığı.”
Sokakta görünür: “Kamu düzeni tehdidi.”
Dedem tıslıyı: Demokrasi anlatılır.
Ebem fıslıyı: Muhalefet nefessiz bırakılır.
Basın özgürdür denir; ama yalnızca doğru soruları sormadığı sürece.
Yanlış sorular pahalıdır.
Gerçek haber “iddia” olur, yalan haber “algı operasyonu” diye meşrulaştırılır.
Dedem tıslıyı: Basın konuşur.
Ebem fıslıyı: Hakikat fısıldar.
Genel Durum:
Bu ülkede kimse yok sayılmaz; yalnızca görünmez hâle getirilir.
Emekli geçinemediğini anlatır ama istatistiğe dönüşür.
Muhalefet konuşur ama yankı yapmaz.
Basın yazar ama iz bırakmaz.
Çünkü sistem bağırarak değil, duymayarak çalışır.
Sonuç:
Bu bir karmaşa değil, bir düzen.
Dedem tıslıyı, ebem fıslıyı.
