Akşam kaşıkla verdiler, sabah kepçeyle geri aldılar.
Bir rakam okundu yüksek sesle: 28.075 TL.
Bir anlığına herkes zenginleşti.
Sonra hatırlatıldı hayat:
Bu ücret, açlık sınırının bile altında.
Hayat sustu.
Kameralar açıldı, sahneye bakan çıktı.
“Vatandaşı enflasyona ezdirmedik” dedi.
Cümle yumuşak, gerçek sertti.
Çünkü enflasyon, grafikte düşerken markette yükseliyordu.
Kira kapıyı çaldı —
artık tokmakla.
Faturalar masaya oturdu, taksitle.
Mutfak başkanlık etti, ama bütçe muhalefette kaldı.
Et vitrinde kaldı, asgari ücretlinin hayatında sadece temsili ürün olarak.
Açlık sınırı 29.828 TL.
Asgari, mutfağa giremedi.
Yoksulluk sınırı 93.697 TL.
Bu bir rakam değil, nesiller arası bir mesafe.
Kredi kartı son çareydi, şimdi ilk alışkanlık.
Asgari ücret, ayın ortasında ekstreye yenildi.
Tasarruf öğütlendi:
ışık kapatıldı,
su kısıldı,
ısınma ertelendi,
çocukların hayalleri sadeleştirildi.
Bir süre sonra bu tasarruf olmadı; hayatta kalma rutini oldu.
Vergi dilimi hızla yükseldi, maaş yerinde saydı.
Çalışan daha çok çalıştı, daha az kazandı.
Öte yanda “asgari”yle hiç tanışmamış hayatlar var: Kurul ücretleri, huzur hakları, bir yerden emekli, bir yerden yetkili yaşamlar…
Onların dünyasında asgari, sadece sözlükte bir kelime.
“Ekonomi rasyonel” deniyor.
Ama rasyonel olan tek şey, yoksulluğun kalıcı hale gelmesi.
“Yaşıyoruz” deniyor.
Ama bazıları yaşarken, bazıları sadece idare ediyor.
Ve final:
Rakamların içinde insan yok.
Geçim yok.
Çocuk yok.
Kadın yok.
Gelecek yok.
Bu bir ücret değil; hayatların küçültülmesi.
Bu asgari ücret değil asgari vesayet. Rakam var, hayat yok.
