Bir zamanlar 200 TL vardı.
Öyle her cepte bulunmazdı ha!
Cüzdanda görülünce insanın kendine güveni pik yapar, omuzları dikleşir, yürüyüşü ağırlaşırdı. 200 TL adeta mahallenin delikanlısıydı.
Yan bakılmazdı!
Hatta sırf “bozulmasın” diye harcanmaya kıyılmaz, saklanırdı. Çünkü 200 TL’nin bir asaleti vardı. Bir saygınlığı, bir “ben büyüğüm” edası…
İki adedi aylık bir ev kirasıydı! Doğduğu yıl benim aylık ev kiram 150 TL idi. Şimdi 133,3 katı. Gerisini siz hesap edin, 200 TL ne yapsın?
İşin daha kötüsü bugün 5 adedi bir kilo et, üç tanesi bir kıymalı pide ücreti oluverdi.
200 TL, 2009 yılında tedavüle çıktığında daha bebekti ama güçlüydü. Daha doğar doğmaz dünyaya meydan okudu:
“Ben 130 dolar ederim!”
Düşünün… Daha kundakta bir banknot, 130 dolar! O günlerde 200 TL ile insan kendini bir şey sanabilirdi. Bir markete girip “Bana şundan, bundan,” diyebilirdi. Kasiyer “Poşet ister misiniz?” dediğinde, gözünün içine bakıp:
“Poşeti de koy.” diyebilirdi.
Eskiden 200 TL ile:
Çarşıya çıkar dolu dolu alışveriş yapılırdı.
Ailece dışarı çıkılır, restoranda yemek yenirdi.
Üstüne bir de “tatlı söyleyelim mi?” bile denirdi.
Ev kirası bile ödenirdi.
Hatta bazen eve dönerken hâlâ hayattaydı. Yani harcanırdı ama ölmezdi. Çünkü 200 TL’nin içinde bir karakter vardı: Onun adı dirençti.
Bugün: İncelmiş Bir Hatıra!
Zaman geçti… 200 TL büyüdü ama kilo vererek büyüdü. Şimdi incecik. İçinde vitamin yok. Alım gücü sıfıra yakın.
Bugün 200 TL ile markete giriyorsun. Elin arabaya gidiyor. Sonra birden vazgeçiyorsun. Çünkü 200 TL artık “alışveriş parası” değil, alışverişe niyet parası.
Şimdi 200 TL ile:
İki poşet dolduramazsın ama iki poşete bakabilirsin.
Dışarıda yemek yiyemezsin ama menüyü okuyabilirsin.
Benzin alamazsın ama istasyonda durup düşüncelere dalabilirsin.
200 TL artık bir ödeme aracı değil, bir felsefe konusu. Bir ekonomi dersi! Bir “hayatın gerçeğidir.”
Kariyer Planı Değişti!
Eskiden 200 TL’nin mesleği vardı: “Alım gücü.”
Şimdi mesleği değişti: “Moral bozucu.”
Cüzdandan çıktığında mutluluk vermiyor. Aksine insanı gerçekle tanıştırıyor. 200 TL artık bir banknot değil, mini bir kriz belgesi.
Dramı: Aynı Kalıp, Farklı Evren!
En ilginç tarafı şu: 200 TL’nin üzerinde hâlâ aynı yazılar var. Aynı renk. Aynı boy. Aynı imza. Ama ruhu bambaşka!
Sanki aynı insan. Ama umutları tükenmiş.
200 TL hâlâ “200” yazıyor. Ama aslında şunu demek istiyor:
“Ben eskiden 200’düm.”
Eskiden insanlar 200 TL görünce: “Vay be…” derdi.
Şimdi görünce: “Bu neye yetiyor ki” diyor.
200 TL artık ekonomi konuşmalarında örnek. Bir vatandaşın dilinde metafor. Bir esnafın gözünde derin bir hüzün.
Bir ülkenin hikâyesinde ise kocaman bir cümle:
“Paranın değeri küçülünce, hayat da daralır.”
İtirafı!
Bir gün 200 TL aynaya baktı ve dedi ki:
“Ben hâlâ 200’üm, ama siz artık aynı ülkede değilsiniz.”
Ve sonra cüzdandan usulca kayıp gitti. Çünkü 200 TL artık harcanmıyor. 200 TL artık anlatılıyor.
Not:
Bir banknotun yaşam öyküsü, aslında bir toplumun ekonomik serüvenidir. 200 TL’nin hikâyesi, sadece bir paranın değil; umutların, alışkanlıkların, hatta yürüyüşümüzün bile nasıl değiştiğini gösteriyor.
Bugün elimizde hâlâ aynı kâğıt var ama içindeki ruh çoktan başka bir evrene göçtü!
