Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
Köşe Yazarı
Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
 

EKONOMİDE GÜNCEL DURUM...

Arada bir ülke ekonomisine bir ""merhaba" deyip, dertleşmek de lazım. Bu "kahrolasıca" enflasyon niye böyle yapışıp kaldı? Son bilimsel araştırmalar ne diyor? İnsanlar niye böyle fonların cazibesine kapılıp gitmişler? Sanayimizde sektörler ne durumda? Üretken bir büyüme ve kalkınma modeli neden şart oldu? Her biri kapsamlı konular, ama biz özünü vermeye çalışalım... Efendim; son bilimsel çalışmalar enflasyonun ana nedeni olarak şirketlerin yüksek karlılığını bulgulamışlardır. Dr. Osman Berke Duvan Başkent Üniversitesinde Hoca. Uluslararası İktisadi ve İncelemeler Dergisinde (2024, 45) bir makale yayımladı. Adı; "Türkiye'de Şirket Karları ve Enflasyon: Adam Smith Haklı mı?" Bu çalışmanın bulgusuna göre; 1999-2001 ve 2020-2023 dönemlerinde enflasyonun yüzde 63'ü karlılıktan ileri gelmiştir. TCMB Araştırması (2026); "yüksek enflasyon dönemlerinde firmaların kar marjlarını artırma eğiliminin hızlandığını ortaya koydu." Korkut Boratav, Erinç Yeldan ve A. H. Köse'nin Aralık 2023'te yayımlanan araştırmaları ne diyor? (Türkiye'de Derinleşen Yapısal Kriz Eğilimi ve Kar İtilimli Enflasyonun Dinamikleri) 2016'da ücretlerin milli gelir içindeki payı yüzde 32 iken, 2022'de yüzde 24'e düşmüştür. Toplam karların payı ise yüzde 56'dan yüzde 67'ye yükselmiştir. Bunun nedeni de yüksek oranlı yoğunlaşma paylarıdır. TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya; 13 Temmuz 2024 tarihli açıklamasında, şirket karlarının yüzde 70'e ulaşmasıyla enflasyona etkisinin yüzde 45'e yükseldiğini belirtmiştir. Elbette bu bilgi kurum içi bir çalışmanın sonucudur. Türkiye'de başta gıda sektörü olmak üzere çok uluslu şirketlerin üretim payı giderek artmaktadır. Ve tekelleşme ve piyasa egemenliği arttıkça fiyatları da belirleme güçleri yoğunlaşmaktadır. Dışa bağımlılık azalmadıkça, şirket karlılıkları dizginlenmedikçe yüksek enflasyonu düşürme olanağı zayıftır. Fon krizini besleyen ortam, yüksek enflasyon ve sürekli düşen satın alam gücünü koruma güdüsüdür. Bunun yanı sıra, denetimsizlik, fon yöneticileriyle siyaset ve bürokrasideki çıkar ortaklıkları da böylesi krizleri yaratan unsurlardandır. Daha gerideki temel neden ise, ekonomideki rantçı, inşaatçı büyüme modelidir. Son 10-15 yılda sanayimizdeki üretim biçimine baktığımızda şunu görüyoruz: Verimsiz sektörlerde yoğunlaşmışız. - madencilik-taş ocaklığı - elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme - tüketim malları - enerji Yatırımlar ve üretim inşaat ve ona dayanan sektörlerde yoğunlaşmıştır. Aynı tabloda (ulusal verimlilik istatistikleri, anahtar dergisi, 2020) üretken sektörlerde gerilediğimiz ya da durakladığımız izlenmektedir. -imalatta -ara malında -içecek, tütün, tekstil, deri, kömür, kimyasallar -metal, bilgisayar, elektronik, optik, elektrikli teçhizat, makine Yüksek ve ona yakın teknoloji içeren sektörlerde bir gerileme ya da duraklama içindeyiz. Durum böyle olunca, yani; üretimden uzaklaşıp tüketime, rant ekonomisine, inşaata, ithalata, hizmet sektörüne ağırlık verilince, istihdam da azalmakta, gelirler düşmekte, piyasada tekellerin gücü artmaktadır. Yoksulluk artınca az çok geliri olan bir kısım insanlar yüksek getiri umutları sunan fonlara ve benzeri borsa oyunlarına kapılmaktadırlar. Bunun çözümü Amerika Ponzi dolandırıcılıklarında olduğu gibi yasal yollardan buna sebep olan kişilerin mal varlığından alıp mağdurlara vermektir. Yüksek enflasyondan işsizliğe, yoksulluktan fon krizlerine kadar çözüm, üretken bir ekonomik yapı kurmaktan geçer. Üretkenlik kazanımlarıyla ulusal gelir artacak, daha adil bir bölüşümle de toplumsal kalkınma ve refah hızlanacaktır.
Ekleme Tarihi: 07 Ekim 2026 -Çarşamba

EKONOMİDE GÜNCEL DURUM...

Arada bir ülke ekonomisine bir ""merhaba" deyip, dertleşmek de lazım.

Bu "kahrolasıca" enflasyon niye böyle yapışıp kaldı?

Son bilimsel araştırmalar ne diyor?

İnsanlar niye böyle fonların cazibesine kapılıp gitmişler?

Sanayimizde sektörler ne durumda?

Üretken bir büyüme ve kalkınma modeli neden şart oldu?

Her biri kapsamlı konular, ama biz özünü vermeye çalışalım...

Efendim; son bilimsel çalışmalar enflasyonun ana nedeni olarak şirketlerin yüksek karlılığını bulgulamışlardır.

Dr. Osman Berke Duvan Başkent Üniversitesinde Hoca.

Uluslararası İktisadi ve İncelemeler Dergisinde (2024, 45) bir makale yayımladı.

Adı; "Türkiye'de Şirket Karları ve Enflasyon: Adam Smith Haklı mı?"

Bu çalışmanın bulgusuna göre; 1999-2001 ve 2020-2023 dönemlerinde enflasyonun yüzde 63'ü karlılıktan ileri gelmiştir.

TCMB Araştırması (2026); "yüksek enflasyon dönemlerinde firmaların kar marjlarını artırma eğiliminin hızlandığını ortaya koydu."

Korkut Boratav, Erinç Yeldan ve A. H. Köse'nin Aralık 2023'te yayımlanan araştırmaları ne diyor? (Türkiye'de Derinleşen Yapısal Kriz Eğilimi ve Kar İtilimli Enflasyonun Dinamikleri)

2016'da ücretlerin milli gelir içindeki payı yüzde 32 iken, 2022'de yüzde 24'e düşmüştür.

Toplam karların payı ise yüzde 56'dan yüzde 67'ye yükselmiştir.

Bunun nedeni de yüksek oranlı yoğunlaşma paylarıdır.

TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya; 13 Temmuz 2024 tarihli açıklamasında, şirket karlarının yüzde 70'e ulaşmasıyla enflasyona etkisinin yüzde 45'e yükseldiğini belirtmiştir.

Elbette bu bilgi kurum içi bir çalışmanın sonucudur.

Türkiye'de başta gıda sektörü olmak üzere çok uluslu şirketlerin üretim payı giderek artmaktadır.

Ve tekelleşme ve piyasa egemenliği arttıkça fiyatları da belirleme güçleri yoğunlaşmaktadır.

Dışa bağımlılık azalmadıkça, şirket karlılıkları dizginlenmedikçe yüksek enflasyonu düşürme olanağı zayıftır.

Fon krizini besleyen ortam, yüksek enflasyon ve sürekli düşen satın alam gücünü koruma güdüsüdür.

Bunun yanı sıra, denetimsizlik, fon yöneticileriyle siyaset ve bürokrasideki çıkar ortaklıkları da böylesi krizleri yaratan unsurlardandır.

Daha gerideki temel neden ise, ekonomideki rantçı, inşaatçı büyüme modelidir.

Son 10-15 yılda sanayimizdeki üretim biçimine baktığımızda şunu görüyoruz:

Verimsiz sektörlerde yoğunlaşmışız.

- madencilik-taş ocaklığı

- elektrik, gaz, buhar, iklimlendirme

- tüketim malları

- enerji

Yatırımlar ve üretim inşaat ve ona dayanan sektörlerde yoğunlaşmıştır.

Aynı tabloda (ulusal verimlilik istatistikleri, anahtar dergisi, 2020) üretken sektörlerde gerilediğimiz ya da durakladığımız izlenmektedir.

-imalatta

-ara malında

-içecek, tütün, tekstil, deri, kömür, kimyasallar

-metal, bilgisayar, elektronik, optik, elektrikli teçhizat, makine

Yüksek ve ona yakın teknoloji içeren sektörlerde bir gerileme ya da duraklama içindeyiz.

Durum böyle olunca, yani; üretimden uzaklaşıp tüketime, rant ekonomisine, inşaata, ithalata, hizmet sektörüne ağırlık verilince, istihdam da azalmakta, gelirler düşmekte, piyasada tekellerin gücü artmaktadır.

Yoksulluk artınca az çok geliri olan bir kısım insanlar yüksek getiri umutları sunan fonlara ve benzeri borsa oyunlarına kapılmaktadırlar.

Bunun çözümü Amerika Ponzi dolandırıcılıklarında olduğu gibi yasal yollardan buna sebep olan kişilerin mal varlığından alıp mağdurlara vermektir.

Yüksek enflasyondan işsizliğe, yoksulluktan fon krizlerine kadar çözüm, üretken bir ekonomik yapı kurmaktan geçer.

Üretkenlik kazanımlarıyla ulusal gelir artacak, daha adil bir bölüşümle de toplumsal kalkınma ve refah hızlanacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.