İzan Yayıncılık’tan 2021’de yayımlanan bu kitap çok öğretici.
Tarihin önemli bir dönemindeki büyük bir toplumsal olguyu ve dönüşümü anlatıyor.
Yapıtın adı: KÖY EĞİTİMİNDE KÖY ENSTİTÜLERİ.
Ladik Akpınar Köy Enstitüsü öğrencisi Haydar Koç yıllarca günlük tutmuş, böylece geçmişin ayrıntıları unutuşa terk edilmemiş…
Çocukları- başta şair-doktor Serdar Koç- bu anıları kitaplaştırmışlar.
Giriş’te Sunu’da diyor ki Serdar Koç;
“EY BABAM
“bir depremin kıyılarına vurdum…
…
bakır tenli türküler sarındım-
yaralarıma: toprağa kök saldı yüreğim
ırmak ırmak ağladım. Umutsuzca
ey babam: dağlara şavkımız vurunca.”
334 sayfalık bu dev eseri bir yazının köşelerine sığdıramayız.
Akademik tez konusu olabilecek kapsam ve içerikte bir önemi var bu kitabın.
İçeriden, doğrudan yaşanmış bir köy enstitülü öğrencinin canlı, nesnel anıları-gözlemleri…
Gerçekten Anadolu Devriminin tüm görkemiyle yarım kalmış bir ütopyası…
Tıpkı, Romancı –Yazar Dostum Fatih Atila’nın Değerli babası Ahmet Atila’nın Uşak Bekiköy’de yarım kalan ütopyası gibi.
Onun anıları-günlükleri de on binlerce sayfa tutmuş.
Değerli okur Dostlarım; unutmayın Ahmet Atila’yı, Haydar Koç’u, okuyun ve herkese önerin bu tadına doyulmaz büyük öğretmenlerin yazdıklarını…
Anılar- yaşananlar ancak neden ve sonuç ilişkileri kurularak yazılırsa ve yaşamın diyalektiğinden geçerse TARİH olur, tarihselleşir.
Her iki öğretmenimiz de Köy Enstitülerini içerden bir ses olarak anlatıyorlar.
Dönelim Haydar Koç’un anılarına.
1947’de girip 1952’de bitiriyor.
Türkiye’nin rotayı yavaş yavaş Amerika’ya döndürdüğü yıllar.
Sınıf mücadelesi gereği elbette bu Enstitüler suçlanacak, kapatılacak, halkın uyanması engellenmeye çalışılacak, sermaye kesimi, işbirlikçiler, burjuvazi iktidarda kalıp sömürü ilişkileri devam edecek.
Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye hedefinin önüne engeller çıkartılacak…
17 Nisan 1940’ta kurulan Köy Enstitüleri Anadolu toprağının uyanış zilini çalıyordu.
Toprak işlenmeye başlamıştı.
Toprak devrimi(kanunu) hazırdı, ancak 1944-45’lerde toprak ağaları ve onlara bağlı siyasetçiler eliyle bu toplumsal devrimin engellenmesi.
Okulların tüm ihtiyacı öğrencilerin kendi öz ekim dikimleriyle, üretimleriyle, çalışmalarıyla giderilmekteydi.
Üretim ve iş içinde eğitim ve öğretimdi bunun adı.
Gerçek, verimli bir eğitim ve öğretim buydu.
Haydar Koç, kısa ara başlıklarıyla, her ders yılını ana başlık yaparak, güzel akıcı ve canlı bir dille anlatmış Enstitü öyküsünü.
Onlarca acı-tatlı anılar, çile ve zorluklar, yılmayan, direnen, umutlu öğrenciler ve öğretmenler…
Öykü esasında bir ağa ile başlıyor yine bir ağa ile bitiyor.
Çocuk Haydar’ın Enstitüye gitmesini istemeyen köy ağası ve öğretmen olup atandığı köye gelmesini istemeyen başka bir ağa.
1946'dan sonra, milli eğitim bakanlığından alınan Hasan Ali Yücel ve yerine atanan Reşat Semsettin Sirer.
Yücel ve Tonguç’un kitaplarının toplatılması.
Çuvallarla depodan gizlice alınıp hamamda yakılması.
“Tonguç’un halkı bilinçlendirmek için ATATÜRK’e söz verdiği Eğitim Yolu ile Canlandırılacak Köy adlı kitapları yakılıyordu.” (s.89)
1952’de dönemin mili eğitim bakanı Tevfik İleri’nin, cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın defalarca Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’ne gelerek okulu kapatmak için asılsız söylemlere başvurmaları ve sonunda kapatmaları.
Orhan Veli’nin şiirinde de dediği gibi, nerede bir köy enstitüsü binası görsek orada düşünelim…
“…bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına umutla yürüyenlere,
Bir selam uçuralım.” (s.10)
Sevgiyle ve üretkenlikle kalın…
Yazıya devam edeceğiz.
