Tutukevinde yoldaşlar zor günler yaşamaktadır.
Kimi yazılarından, kimi düşüncelerinden, kimi eylemlerinden ”suçlu” görülmüşlerdir.
Aralarında sohbet ediyorlar;
-sendikacılık azalmış, işçi sınıfı dağınık, örgütlenme zayıf, gelir dağılımı bozulmuş, alım gücü iyice azalmış, tarım-sanayi sektörleri istihdam ve üretim yönünden gerileme içinde…
- tutuklulara tek tip elbise vermişler, kabul etmeyip direnmişler, yemeklerin kalite ve miktarında azalmalar olmuş, banyo soğuk, duş yapamıyorlarmış…
Söyleşi bu yönde sürüp giderken, bir tutuklunun iki elini duvarlarda gezdirerek bir şeyler aradığını görmüşler.
Biri sormuş;
-ne yapıyor bu arkadaş, akıl sağlığı mı bozuk?
İçlerinden biri yanıtlamış:
-hayır, sağlığı iyi, biraz önce dışarıdan haber geldi, duvar taşlarından birinin içinde bir “rezistans” varmış, onu arıyor.
Taşlara tek tek tıklayıp tok bir ses gelince o taşı gayet güzel cerrahi bir yöntemle çıkarıp içeriden rezistansı almışlar.
Önceki arkadaşları oraya saklamışlar odayı değiştirirken.
Sevinerek almışlar ocağı ve su ısıtıp sıcak çorba yapmışlar, yine su ısıtıp yıkanmışlar. Odalarına bir sevinç dalgası yayılmış.
Biraz bir şeyler yiyip içtikten sonraki bir oturma anında, içlerinden akademisyen olan Hoca demiş ki;
“İşte arkadaşlar, her durumda bir rezistans bulmalıyız, şartlar ne kadar kötü olursa olsun bir direnç noktası oluşturmalıyız, yol ne denli uzun ve zorluklarla dolu da olsa bir çıkış noktası yakalayıp ilerlemeliyiz. Bu direnç şimdi elektrik ocağı olur, yarın bilim ve sanat olur, başka bir gün de felsefe ya da gelecek umutlarımız olur…”
Herkes neleri iyi yapabiliyorsa o yöndeki uğraşılarını yeniden anımsayarak harekete geçmişler…
Hoca da tasarladığı kitabı için yeni araştırma kaynakları listesini hazırlamaya başlamış.
Peki ya, sizin rezistanslarınız(dirençleriniz) nelerdir?
Birey ve toplum olarak, kötüye ve kötülüğe, yanlışa, çirkinliklere, sömürüye, adaletsizliğe, emperyalizme, kapitalizme, gericiliğe karşı?...
