Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
Köşe Yazarı
Halit Suiçmez - Ekonomist/Yazar
 

YENİ LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN ÖTEKİ ADI; CİLALI İMAJ DEVRİ…

1980’lerde, Reagan-Thatcher liberalizmiyle başlayan yeni küresel politikalar makyajlanmış sözcükler içeriyordu; “Kuralsızlaştırma, esnekleştirme, inovasyoncu rekabete açılma, özelleştirme, etkin devlet, yönetişimci devlet, inovasyoncu toplum, üniversite-sanayi işbirliği, rekabetçi ve esnek işgücü piyasaları” … Bu cilalanmış sözcüklerle ne amaçlanıyordu? Emeğin kazanımlarını geriletmek amaçlanıyordu. Reel ücretleri düşürerek sömürü oranlarını yükseltmek… Ve Avrupa sermayesinin önünü açmak hedefleniyordu. Çağdaşlık tasarımı süsü veriliyordu bu rekabetçilik, esneklik, etkinlik kavramlarıyla. Ama öbür yandan emeğin milli gelir içindeki payı da gerilemekteydi. 1975’ten sonra, 2015’e kadar İngiltere ve İtalya’da yüzde 15, İspanya ve Avusturya’da yüzde 12, Fransa’da yüzde 8 gerileme olmuştur. (Kaynak; http://www.bloomberg.com/news/articles/2016-06-24) Kalite ve verimlilik adı altında şirketlere eğitimler veriliyor, ulusal ve küresel çapta rekabet, etkenlik, teknolojik gelişme oturumları düzenleniyordu. Tüm bu küreselci imajların gizlediği olgu, emperyalizm gerçeği ve kar oranlarının yükselmesiydi. Dünya sömürü ağlarının yaygınlaşıp derinleşmesiydi. Nitekim bugün (Ağustos 2026) dünyada ve ülkemizde gelir bölüşümünün ne kadar bozulduğu, servet ve gelir eşitsizliklerinin zirve yaptığı bir noktaya varılmıştır. Bölüşümün, gelir dağılımının, emeğin milli gelir paylarının, reel ücret kayıplarının konuşulmadığı bir düzen istenmektedir. Çarpıtılmış rakamlarla enflasyonlar, faiz ve döviz kurları, büyüme filan soyut olarak ortaya konulmakta, böylece iktisat yorumları yapıldığı öne sürülmektedir. Bir de bunun bilimsellik adına, ekonomi adına konuşulması tuhaftır. İktisat bilimi (Halkçı İktisat) halkın gerçek gündemiyle ilgilidir. Hem de doğrudan. Üretim kim için hangi sınıf ve kesimler için yapılmakta, yaratılan katma değer nasıl bölüşülmekte, emeğin ve sermayenin payı yıllar içinde nasıl bir seyir izlemekte, ülkenin dışa bağımlılığı niçin azalmıyor?... Ekonomi, politik ve toplumsal bir bilim dalıdır. Yukarıdaki soruları yanıtlamak ve halkın iş, aş, istihdam sorunlarını çözmektir esas olarak iktisadın görevi. Toplumsal gelişmeyi hızlandırmak, halkın refah düzeyini yükseltmektir sosyal devletin temel işlevi. Yaşadığımız bu “cilalı imaj devrinin" süslü kavramlarla gizlemeye çalıştığı gerçekleri açığa çıkartmaya devam edeceğiz.
Ekleme Tarihi: 19 Ağustos 2026 -Çarşamba

YENİ LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN ÖTEKİ ADI; CİLALI İMAJ DEVRİ…

1980’lerde, Reagan-Thatcher liberalizmiyle başlayan yeni küresel politikalar makyajlanmış sözcükler içeriyordu;

“Kuralsızlaştırma, esnekleştirme, inovasyoncu rekabete açılma, özelleştirme, etkin devlet, yönetişimci devlet, inovasyoncu toplum, üniversite-sanayi işbirliği, rekabetçi ve esnek işgücü piyasaları” …

Bu cilalanmış sözcüklerle ne amaçlanıyordu?

Emeğin kazanımlarını geriletmek amaçlanıyordu.

Reel ücretleri düşürerek sömürü oranlarını yükseltmek…

Ve Avrupa sermayesinin önünü açmak hedefleniyordu.

Çağdaşlık tasarımı süsü veriliyordu bu rekabetçilik, esneklik, etkinlik kavramlarıyla.

Ama öbür yandan emeğin milli gelir içindeki payı da gerilemekteydi.

1975’ten sonra, 2015’e kadar İngiltere ve İtalya’da yüzde 15, İspanya ve Avusturya’da yüzde 12, Fransa’da yüzde 8 gerileme olmuştur. (Kaynak; http://www.bloomberg.com/news/articles/2016-06-24)

Kalite ve verimlilik adı altında şirketlere eğitimler veriliyor, ulusal ve küresel çapta rekabet, etkenlik, teknolojik gelişme oturumları düzenleniyordu.

Tüm bu küreselci imajların gizlediği olgu, emperyalizm gerçeği ve kar oranlarının yükselmesiydi.

Dünya sömürü ağlarının yaygınlaşıp derinleşmesiydi.

Nitekim bugün (Ağustos 2026) dünyada ve ülkemizde gelir bölüşümünün ne kadar bozulduğu, servet ve gelir eşitsizliklerinin zirve yaptığı bir noktaya varılmıştır.

Bölüşümün, gelir dağılımının, emeğin milli gelir paylarının, reel ücret kayıplarının konuşulmadığı bir düzen istenmektedir.

Çarpıtılmış rakamlarla enflasyonlar, faiz ve döviz kurları, büyüme filan soyut olarak ortaya konulmakta, böylece iktisat yorumları yapıldığı öne sürülmektedir.

Bir de bunun bilimsellik adına, ekonomi adına konuşulması tuhaftır.

İktisat bilimi (Halkçı İktisat) halkın gerçek gündemiyle ilgilidir.

Hem de doğrudan.

Üretim kim için hangi sınıf ve kesimler için yapılmakta, yaratılan katma değer nasıl bölüşülmekte, emeğin ve sermayenin payı yıllar içinde nasıl bir seyir izlemekte, ülkenin dışa bağımlılığı niçin azalmıyor?...

Ekonomi, politik ve toplumsal bir bilim dalıdır.

Yukarıdaki soruları yanıtlamak ve halkın iş, aş, istihdam sorunlarını çözmektir esas olarak iktisadın görevi.

Toplumsal gelişmeyi hızlandırmak, halkın refah düzeyini yükseltmektir sosyal devletin temel işlevi.

Yaşadığımız bu “cilalı imaj devrinin" süslü kavramlarla gizlemeye çalıştığı gerçekleri açığa çıkartmaya devam edeceğiz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.