Ankara’da günlük yaşam…trafik, sokaklar, kaldırımlarda yürüme zorlukları…
Benim bu yazıda değineceğim konu, yaşadığımız kentin bizim için anlamı.
Kent, yaşam, insan, yalnızlık ve insanın öyküsü…
İnsanın yaşadığı yere benzediğini söylerler. Yaşadığın yerin iklimi, coğrafyası, rüzgârı, yeli, seli, tarihi seni biçimlendirir.
Karadeniz'in kıyıcığından üniversitede okumak üzere Ankara’ya gelirken neleri düşlemiştim?
Başkentte olmak, ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde okumak, kitaplar dünyasına girmek hayatımın ilk kırılma noktasıydı.
Ülke, devlet, politika, dünyanın gidişatı, kalkınma, birey, toplum gibi konularda çokça okumak, bilgilenmek, arkadaşlarla tartışmak ve kendimi geliştirmek istiyordum.
Ankara bu konularda her yönden çok uygundu.
Sanata, bilime özellikle felsefe ve edebiyata meraklı, okumaya tutkundum.
Bu düşüm gerçekleşti.
Mülkiye’yi bitirip, kamuda uzmanlık, yöneticilik, araştırmacılık yaptım uzun süre.
İş yaşamımda çok sayıda insanla, bürokrat, araştırmacı, sanatçı ve uzmanla tanıştım.
Bazen insanın birileriyle tanışmaktan insanları gerçekten tanımaya ve anlamaya vakti olmuyor.
Benim de böyle yoğun dönemlerim oldu. Ama içimde bir duyguyu hep yaşattım.
O da eşyadan, olaylardan, kural ve uygulamalardan çok insana ve insan ilişkilerine zaman ayırmak gerektiği duygusudur.
İnsanı yaşama ve birbirlerine bağlayan da budur.
Ankara benim bir de yazı dünyası içinde bulunma özlemimi hep besledi.
Yazmayı, aynı zamanda kendini arama ve arındırma süreci olarak kavramayı öğrendim bu coğrafyada.
Bir de kendimi zihinsel, bedensel, duygusal ve toplumsal olarak her bakımdan bütünleştirmenin estetik aracı saydım kelimelerle yoğunlaşmayı…
Belki de bir var oluş ve yaşama tutunuş yolu…
Çok çeşitli duygularla karşılaştığım ve inanılmaz ikilemler yaşadığım bir zaman dilimi oldu Ankara yıllarım…
İnsan kıyıcılıktan değerbilmezliğe, vefasızlıktan nankörlüğe, kifayetsiz muhterislerden, değersiz ama önemli sayılan insancıkların çaresizliklerine kadar insanı alçaltan nice örneklere tanık olmanın mutsuz burukluğu…
Diğer yandan aşkın, arkadaşlığın, iyilik, doğruluk ve güzelliğin, erdemin başkenti de oldu Ankara benim için...
Tezatlar ülkesinin zıtlıklar şehri…
2000’li yıllarda değişim- dönüşüm vs. adına toplumda bir “yeniden yapılanma komedisi” salgınlaştırıldı ki sormayın gitsin…
Kurumlarda hiç de ciddi bir alt yapı hazırlığı yapılmadan satışlar, birimleri kapatmalar, çalışanları işten çıkarma, tayin etme, gelişigüzel atama, oraya buraya itiş kakışlar ve arkasından büyük bir samimiyetsizlikle “Beşeri sermaye ve insan kaynakları” üzerine palavra nutuklar...
Sonuçta da uluslararası sıralamada eğitimde, sağlıkta, üretkenlikte, teknoloji ve bilimde son sıralarda yer alışlar...
Bunca yıl, “neler aldın Ankara’dan ve neler kattın bu gri kente” derseniz bir muhasebe yapamam ama şu kesin ki, beni her zaman diri tutan Karadenizlilik coşkuma burada pek çok yeni tatlar, yepyeni serüvenler, birikimler eklendi ve ben yaşam üzerine bir iki cümle kurabildiysem eğer, bunu sevgili Ankara’ya borçluyum.
Hep devam ederek değişen ve değişerek devam eden yaşam döngüsünde sürekli bir yenilenme ve ileriye yönelme söylemi ve eylemi içinde olmayı özendiren bir kent oldu ve olmakta Ankara...
Bir sevgili gibi… Asla unutulmayan... Hem çok yakın, farklılıklar korunarak bütünleşme, hem de yalnızlıkları havalandıran sevimli bir özgürlük senfonisi...
İşte benim Ankara’m.
Yaşamın en güzel duyguları aşk, dostluk, sevgi, yaşamın en üretken boyutları; okumak, yazmak, yayımlamak, konuşmak, entelektüel birikim hep bu bahçede filizlendi, hep bu bahçede gelişti, yeşillendi...
Bizde çok şey, şehirlerin gelişimi, toplumsal ilerlemeler, ekonomi ve sosyal olgular çarpık bir yapıda gelişmektedir.
Bu da kapitalizmin bizim gibi ülkelerdeki yansımalarıdır. Yine kapitalist sistemin eşitsiz gelişim yasası da işlemekte ve toplumsal yapıda büyük uçurumlar oluşmaktadır.
Çarpık da olsa yaşanan bu “gelişim-değişim” içindeki insani öyküleri bulup çıkarmak, yazmak ve paylaşmak da bizim ilgi alanımızdadır.
Gelecek yazılarda bunları da iletmek isterim...
Siz de düşünün yaşadığınız kenti, hatta yazın… paylaşın… acaba kendiniz kentinize ne kadar benziyor?
Yaşadığımız bu bölgede kendimize ve kentimize hangi ilaveler yapabildik, hangi değerleri katabildik?
Başta zaman olmak üzere olanaklarımızı, fırsatlarımızı, enerji ve diğer birikimlerimizi ne ölçüde etkin ve verimli değerlendirdik?
Bunları mesela Yenişehir’de bir öğle vakti iki dost oturup konuşabilsek...
Ya da örneğin Gölbaşı’nda batan bir akşam güneşinin tılsımlı kızıllığında, doğayla bütünleşerek izleyebilsek zamanın sonsuz döngüsünü...
Ankara’da yaşamın zorlukları da güzellikleri de öylesine çok ki…
Ama her şeye karşın, büyük, güzel ve bol gündemli ülkemizin başkentinde olmak, heyecanlı olduğu kadar sorumlu ve üretken olmayı da gerektirmektedir.
