Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi-41-

İBN TUFEYL Konuşuyor İbn Tufeyl, 12. yüzyılda yaşamış Endülüslü bir filozof, hekim, astronom ve yazardır. Tam adı Ebû Bekir Muhammed bin Abdülmelik bin Tufeyl’dir. En çok, felsefi roman türünün erken örneklerinden sayılan Hayy bin Yakzan adlı eseriyle tanınır. Bakalım İbn Tufeyl günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: Aziz milletim, Ey kadim şehirlerin, yorgun sokakların, kalabalık meydanların insanları… Ben, İbn Tufeyl, asırlar öncesinden bugüne sesleniyor olsaydım, sizlere önce insanın ne olduğunu hatırlatmak isterdim. Çünkü bir toplumun yükselişi de çöküşü de insanı nasıl tanımladığıyla ilgilidir. İnsan yalnızca tüketen bir varlık değildir. İnsan yalnızca çalışan, kazanan, yarışan, öfkelenen bir mahlûk da değildir. İnsan; düşünen, anlam arayan, vicdan taşıyan, kendisini aşabilen bir cevherdir. Eğer bir toplum insanı yalnızca ekonomik bir araç hâline getirirse; zenginleşse bile fakirleşir. Eğer insan ruhunu ihmal ederse; şehirleri büyüse bile iç dünyası harabeye döner. Ben, bugün sizin aranızda yaşayan bir insan olsaydım, sizlere geçmiş çağların diliyle değil; bugünün yaralarına dokunacak bir dille konuşmak isterdim. Çünkü hikmet, yalnızca eski sözleri tekrar etmek değildir. Hikmet, çağın hastalığını görebilmektir. Bugün sizin en büyük meseleniz sadece ekonomi değildir. Sadece siyaset de değildir. Asıl mesele, insanın iç dengesini kaybetmesidir. İnsan yorulmuştur. Zihni yorgundur, kalbi yorgundur, vicdanı dağınıktır. Herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor. Herkes bir şey anlatıyor ama çok az insan gerçekten düşünüyor. Sizin çağınızda bilgi çoğaldı; fakat hikmet azaldı. Bir insan sabah uyandığında yüzlerce habere, binlerce görüntüye maruz kalıyor. Öfkeler artık doğal biçimde oluşmuyor; üretiliyor. İnsanlar kendi düşüncelerini oluşturmadan önce taraf seçmeye zorlanıyor. Bu yüzden insanlar hakikati aramak yerine, kendi grubunun haklı çıkmasını istiyor. Hâlbuki hakikat, taraftan daha büyüktür. Bugün Türkiye’de insanlar aynı sofraya oturuyor ama farklı dünyalarda yaşıyor. Aynı caddede yürüyen iki insan birbirini anlamakta zorlanıyor. Çünkü herkes birbirine kimliklerle bakıyor: muhafazakâr, seküler, milliyetçi, solcu, dindar, modern, gelenekçi… Oysa insan bunların hepsinden önce insandır. Birbirinizi yalnızca sloganlarla tanımaya çalışırsanız, sonunda birbirinizden korkmaya başlarsınız. Bugün sizin en büyük ihtiyaçlarınızdan biri, yeniden konuşabilmektir. Bağırmadan konuşmak… Hakaret etmeden tartışmak… Farklı fikirleri düşmanlık sebebi saymamak… Bir toplum sürekli gerilimle yaşayamaz. Sürekli öfke üreten toplumlar zamanla düşünme yeteneğini kaybeder. Ey gençler… Sizin üzerinizde büyük bir ağırlık görüyorum. Gelecek kaygısı taşıyorsunuz. Çalışıyorsunuz, yoruluyorsunuz, sınavlara giriyorsunuz; fakat çoğunuz emeğinizin karşılığını alacağınıza tam olarak inanamıyorsunuz. Bu güvensizlik insanın ruhunu aşındırır. Fakat size şunu söylemek isterim: Umutsuzluk da bir esarettir. Sadece yakınmakla yaşayan nesiller, sonunda kendi kudretini unuturlar. Sizler bu ülkenin geleceğini yalnızca teknolojide değil; ahlâkta, sanatta, bilimde ve düşüncede de yeniden kurabilirsiniz. Fakat bunun için önce zihinsel bağımsızlık gerekir. Taklit ederek büyük medeniyet kurulmaz. Ne Batı’yı körü körüne taklit ederek ne de geçmişi putlaştırarak ilerleyebilirsiniz. Bir medeniyet ancak kendisini eleştirebildiği zaman olgunlaşır. Kendi yanlışlarını konuşamayan toplumlar, zamanla hakikatten uzaklaşır. Bugün sizde gördüğüm önemli hastalıklardan biri de gösteriştir. İnsanlar artık yaşamak için değil, görünmek için yaşıyor. Bir yemeği tatmaktan çok paylaşmayı düşünüyor. Bir yeri görmekten çok orada fotoğraf çekmeyi önemsiyor. Hatta bazıları mutlu olmaktan çok mutlu görünmeye çalışıyor. Bu durum ruhu parçalar. Çünkü insan dışarıya sürekli başka bir yüz gösterdiğinde, zamanla kendi hakiki yüzünü unutmaya başlar. Kalbinizin sessizliğini kaybetmeyin. Her an görünür olmak zorunda değilsiniz. Bugünün Türkiye’sinde insanlar çok hızlı yaşıyor ama çok az derinleşiyor. Oysa derinlik olmadan kültür olmaz. Kültür olmadan da medeniyet kurulamaz. Şehirlerinize bakıyorum… Binalar yükseliyor ama insanlar birbirine yabancılaşıyor. Mahalle kültürü kayboluyor. İnsanlar aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin adını bilmiyor. Kalabalık arttıkça yalnızlık da artıyor. Bu modern çağın en büyük çelişkilerinden biridir. İnsanlar birbirine fiziksel olarak yakınlaştı ama ruhen uzaklaştı. Bu yüzden yeniden insan ilişkilerini onarmalısınız. Dostluğu yeniden kıymetli hâle getirmelisiniz. Çünkü yalnızca ekonomik kalkınmayla huzurlu toplum kurulamaz. Ruhsal bağları çözülen toplumlar, eninde sonunda içten çöker. Ey yöneticiler ve güç sahipleri… Bir toplumu yönetmek yalnızca yollar yapmak, binalar dikmek ya da rakamları büyütmek değildir. İnsanların adalet duygusunu korumak da gerekir. Bugün insanların en büyük yaralarından biri, eşitsizlik hissidir. Bazıları emeğinin değersizleştiğini düşünüyor. Bazıları fırsatlara erişemediğini düşünüyor. Bazıları ise sesini duyuramadığını hissediyor. Adalet yalnızca mahkeme salonlarında olmaz. İnsanların gündelik hayatında hissedilmelidir. Bir genç, çalışınca yükselebileceğine inanmalıdır. Bir vatandaş, hakkını ararken korkmamalıdır. Bir insan, fikrini söylediğinde hemen düşman ilan edilmemelidir. Çünkü korkunun hâkim olduğu yerde hikmet gelişmez. Ve ey medya sahipleri, ey ekranların efendileri… İnsan ruhunu sürekli korku ve öfkeyle beslemeyin. Sürekli kriz gösteren toplumlar sonunda kriz bağımlısı olur. İnsan zihni devamlı gerilim altında yaşarsa merhametini kaybeder. Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyaçlarından biri zihinsel sükûnettir. İnsanlara yeniden düşünme alanı bırakın. Ey anne ve babalar… Çocuklarınıza yalnızca başarılı olmayı öğretmeyin. İyi insan olmayı da öğretin. Çünkü sadece başarıyı kutsayan toplumlar sonunda vicdansızlaşabilir. Bir çocuğun karakteri, aldığı puandan daha önemlidir. Merhameti öğretin. Sabretmeyi öğretin. Kaybetmeyi öğretin. Çünkü hayat yalnızca kazananlardan oluşmaz. Bugün insanlar tahammülünü kaybediyor. Trafikte öfkeleniyor, internette saldırganlaşıyor, en küçük farklılıkta birbirini aşağılıyor. Bunun sebebi yalnızca stres değildir. İnsanların iç dünyası boşalıyor. İç dünyası boşalan insan kolayca öfkelenir. Bu yüzden yeniden kitap okuyun. Yeniden düşünün. Yeniden sanatla temas kurun. Şiiri küçümsemeyin. Musikiyi küçümsemeyin. Çünkü ruhu beslemeyen toplumlar sertleşir. Ve din hakkında da konuşmak isterim… İnanç, insanı daha ahlaklı, daha adil, daha merhametli yapmalıdır. Eğer bir insanın dini onu kibirli, öfkeli ve zalim hâle getiriyorsa, orada hikmet eksilmiş demektir. Din, insanın kalbini genişletmelidir; daraltmamalıdır. Allah adına konuşurken dikkatli olun. Çünkü insan bazen kendi öfkesini kutsal sanabilir. Bugün sizin ihtiyacınız olan şey, birbirini yok etmeye çalışan kutuplar değil; birbirini dinleyebilen bilinçli insanlardır. Ey Türkiye halkı… Siz büyük krizler yaşamış bir milletsiniz. Depremler gördünüz, ekonomik sıkıntılar yaşadınız, darbeler gördünüz, toplumsal kırılmalar yaşadınız. Fakat bütün bunlara rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsanız, bunun sebebi yalnızca devlet değil; halkın dayanışma ruhudur. Bu ruhu kaybetmeyin. Bir felaket olduğunda nasıl birbirinize koşuyorsanız, günlük hayatta da birbirinizi görün. Çünkü toplum dediğiniz şey yalnızca anayasa ya da ekonomi değildir. Toplum, insanların birbirine karşı hissettiği sorumluluktur. Ve son olarak şunu söylerdim: Bir insan kendisini tanımadan dünyayı düzeltemez. Öfkenizi yönetin. Nefsinizi sorgulayın. Bilgiyi kibir için değil, hakikat için arayın. İnancınızı düşmanlık üretmek için değil, insanı güzelleştirmek için yaşayın. Bugünün dünyasında en büyük devrim, insan kalabilmektir. Hakikati kendi grubundan üstün tutun. İşte gerçek olgunluk budur. Türkiye’nin geleceği ise yalnızca teknolojiyle değil; karakterle şekillenecek. Eğer sizler ilmi vicdanla, özgürlüğü sorumlulukla, inancı hikmetle birleştirebilirseniz; yalnızca güçlü bir ülke değil, insanlığa yeniden söz söyleyebilen bir medeniyet kurabilirsiniz. Hakikati arayın. Kendinizi sorgulayın. Birbirinizi dinleyin. Ve insan ruhunu küçümsemeyin. Çünkü bir toplumun gerçek yükselişi, binalarında değil; insanının kalbinde başlar. Selam olsun düşünene, sorgulayana, adaleti arayana ve insan kalabilene…  
Ekleme Tarihi: 23 Mayıs 2026 -Cumartesi

Düşünürler Türkiye Halkına Neler Söylerdi-41-

İBN TUFEYL Konuşuyor

İbn Tufeyl, 12. yüzyılda yaşamış Endülüslü bir filozof, hekim, astronom ve yazardır. Tam adı Ebû Bekir Muhammed bin Abdülmelik bin Tufeyl’dir. En çok, felsefi roman türünün erken örneklerinden sayılan Hayy bin Yakzan adlı eseriyle tanınır. Bakalım İbn Tufeyl günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:

Aziz milletim,

Ey kadim şehirlerin, yorgun sokakların, kalabalık meydanların insanları…

Ben, İbn Tufeyl, asırlar öncesinden bugüne sesleniyor olsaydım, sizlere önce insanın ne olduğunu hatırlatmak isterdim. Çünkü bir toplumun yükselişi de çöküşü de insanı nasıl tanımladığıyla ilgilidir.

İnsan yalnızca tüketen bir varlık değildir. İnsan yalnızca çalışan, kazanan, yarışan, öfkelenen bir mahlûk da değildir. İnsan; düşünen, anlam arayan, vicdan taşıyan, kendisini aşabilen bir cevherdir. Eğer bir toplum insanı yalnızca ekonomik bir araç hâline getirirse; zenginleşse bile fakirleşir. Eğer insan ruhunu ihmal ederse; şehirleri büyüse bile iç dünyası harabeye döner.

Ben, bugün sizin aranızda yaşayan bir insan olsaydım, sizlere geçmiş çağların diliyle değil; bugünün yaralarına dokunacak bir dille konuşmak isterdim. Çünkü hikmet, yalnızca eski sözleri tekrar etmek değildir. Hikmet, çağın hastalığını görebilmektir.

Bugün sizin en büyük meseleniz sadece ekonomi değildir. Sadece siyaset de değildir. Asıl mesele, insanın iç dengesini kaybetmesidir. İnsan yorulmuştur. Zihni yorgundur, kalbi yorgundur, vicdanı dağınıktır. Herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor. Herkes bir şey anlatıyor ama çok az insan gerçekten düşünüyor.

Sizin çağınızda bilgi çoğaldı; fakat hikmet azaldı.

Bir insan sabah uyandığında yüzlerce habere, binlerce görüntüye maruz kalıyor. Öfkeler artık doğal biçimde oluşmuyor; üretiliyor. İnsanlar kendi düşüncelerini oluşturmadan önce taraf seçmeye zorlanıyor. Bu yüzden insanlar hakikati aramak yerine, kendi grubunun haklı çıkmasını istiyor. Hâlbuki hakikat, taraftan daha büyüktür.

Bugün Türkiye’de insanlar aynı sofraya oturuyor ama farklı dünyalarda yaşıyor. Aynı caddede yürüyen iki insan birbirini anlamakta zorlanıyor. Çünkü herkes birbirine kimliklerle bakıyor: muhafazakâr, seküler, milliyetçi, solcu, dindar, modern, gelenekçi… Oysa insan bunların hepsinden önce insandır.

Birbirinizi yalnızca sloganlarla tanımaya çalışırsanız, sonunda birbirinizden korkmaya başlarsınız.

Bugün sizin en büyük ihtiyaçlarınızdan biri, yeniden konuşabilmektir. Bağırmadan konuşmak… Hakaret etmeden tartışmak… Farklı fikirleri düşmanlık sebebi saymamak…

Bir toplum sürekli gerilimle yaşayamaz. Sürekli öfke üreten toplumlar zamanla düşünme yeteneğini kaybeder.

Ey gençler…

Sizin üzerinizde büyük bir ağırlık görüyorum. Gelecek kaygısı taşıyorsunuz. Çalışıyorsunuz, yoruluyorsunuz, sınavlara giriyorsunuz; fakat çoğunuz emeğinizin karşılığını alacağınıza tam olarak inanamıyorsunuz. Bu güvensizlik insanın ruhunu aşındırır.

Fakat size şunu söylemek isterim: Umutsuzluk da bir esarettir.

Sadece yakınmakla yaşayan nesiller, sonunda kendi kudretini unuturlar. Sizler bu ülkenin geleceğini yalnızca teknolojide değil; ahlâkta, sanatta, bilimde ve düşüncede de yeniden kurabilirsiniz. Fakat bunun için önce zihinsel bağımsızlık gerekir.

Taklit ederek büyük medeniyet kurulmaz.

Ne Batı’yı körü körüne taklit ederek ne de geçmişi putlaştırarak ilerleyebilirsiniz. Bir medeniyet ancak kendisini eleştirebildiği zaman olgunlaşır. Kendi yanlışlarını konuşamayan toplumlar, zamanla hakikatten uzaklaşır.

Bugün sizde gördüğüm önemli hastalıklardan biri de gösteriştir.

İnsanlar artık yaşamak için değil, görünmek için yaşıyor. Bir yemeği tatmaktan çok paylaşmayı düşünüyor. Bir yeri görmekten çok orada fotoğraf çekmeyi önemsiyor. Hatta bazıları mutlu olmaktan çok mutlu görünmeye çalışıyor.

Bu durum ruhu parçalar.

Çünkü insan dışarıya sürekli başka bir yüz gösterdiğinde, zamanla kendi hakiki yüzünü unutmaya başlar. Kalbinizin sessizliğini kaybetmeyin. Her an görünür olmak zorunda değilsiniz.

Bugünün Türkiye’sinde insanlar çok hızlı yaşıyor ama çok az derinleşiyor.

Oysa derinlik olmadan kültür olmaz. Kültür olmadan da medeniyet kurulamaz.

Şehirlerinize bakıyorum…

Binalar yükseliyor ama insanlar birbirine yabancılaşıyor. Mahalle kültürü kayboluyor. İnsanlar aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin adını bilmiyor. Kalabalık arttıkça yalnızlık da artıyor.

Bu modern çağın en büyük çelişkilerinden biridir.

İnsanlar birbirine fiziksel olarak yakınlaştı ama ruhen uzaklaştı.

Bu yüzden yeniden insan ilişkilerini onarmalısınız. Dostluğu yeniden kıymetli hâle getirmelisiniz. Çünkü yalnızca ekonomik kalkınmayla huzurlu toplum kurulamaz. Ruhsal bağları çözülen toplumlar, eninde sonunda içten çöker.

Ey yöneticiler ve güç sahipleri…

Bir toplumu yönetmek yalnızca yollar yapmak, binalar dikmek ya da rakamları büyütmek değildir. İnsanların adalet duygusunu korumak da gerekir.

Bugün insanların en büyük yaralarından biri, eşitsizlik hissidir. Bazıları emeğinin değersizleştiğini düşünüyor. Bazıları fırsatlara erişemediğini düşünüyor. Bazıları ise sesini duyuramadığını hissediyor.

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında olmaz. İnsanların gündelik hayatında hissedilmelidir.

Bir genç, çalışınca yükselebileceğine inanmalıdır. Bir vatandaş, hakkını ararken korkmamalıdır. Bir insan, fikrini söylediğinde hemen düşman ilan edilmemelidir.

Çünkü korkunun hâkim olduğu yerde hikmet gelişmez.

Ve ey medya sahipleri, ey ekranların efendileri…

İnsan ruhunu sürekli korku ve öfkeyle beslemeyin. Sürekli kriz gösteren toplumlar sonunda kriz bağımlısı olur. İnsan zihni devamlı gerilim altında yaşarsa merhametini kaybeder.

Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyaçlarından biri zihinsel sükûnettir.

İnsanlara yeniden düşünme alanı bırakın.

Ey anne ve babalar…

Çocuklarınıza yalnızca başarılı olmayı öğretmeyin. İyi insan olmayı da öğretin. Çünkü sadece başarıyı kutsayan toplumlar sonunda vicdansızlaşabilir.

Bir çocuğun karakteri, aldığı puandan daha önemlidir.

Merhameti öğretin. Sabretmeyi öğretin. Kaybetmeyi öğretin. Çünkü hayat yalnızca kazananlardan oluşmaz.

Bugün insanlar tahammülünü kaybediyor. Trafikte öfkeleniyor, internette saldırganlaşıyor, en küçük farklılıkta birbirini aşağılıyor. Bunun sebebi yalnızca stres değildir. İnsanların iç dünyası boşalıyor.

İç dünyası boşalan insan kolayca öfkelenir.

Bu yüzden yeniden kitap okuyun. Yeniden düşünün. Yeniden sanatla temas kurun. Şiiri küçümsemeyin. Musikiyi küçümsemeyin. Çünkü ruhu beslemeyen toplumlar sertleşir.

Ve din hakkında da konuşmak isterim…

İnanç, insanı daha ahlaklı, daha adil, daha merhametli yapmalıdır. Eğer bir insanın dini onu kibirli, öfkeli ve zalim hâle getiriyorsa, orada hikmet eksilmiş demektir.

Din, insanın kalbini genişletmelidir; daraltmamalıdır.

Allah adına konuşurken dikkatli olun. Çünkü insan bazen kendi öfkesini kutsal sanabilir.

Bugün sizin ihtiyacınız olan şey, birbirini yok etmeye çalışan kutuplar değil; birbirini dinleyebilen bilinçli insanlardır.

Ey Türkiye halkı…

Siz büyük krizler yaşamış bir milletsiniz. Depremler gördünüz, ekonomik sıkıntılar yaşadınız, darbeler gördünüz, toplumsal kırılmalar yaşadınız. Fakat bütün bunlara rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsanız, bunun sebebi yalnızca devlet değil; halkın dayanışma ruhudur.

Bu ruhu kaybetmeyin.

Bir felaket olduğunda nasıl birbirinize koşuyorsanız, günlük hayatta da birbirinizi görün. Çünkü toplum dediğiniz şey yalnızca anayasa ya da ekonomi değildir. Toplum, insanların birbirine karşı hissettiği sorumluluktur.

Ve son olarak şunu söylerdim: Bir insan kendisini tanımadan dünyayı düzeltemez. Öfkenizi yönetin. Nefsinizi sorgulayın. Bilgiyi kibir için değil, hakikat için arayın. İnancınızı düşmanlık üretmek için değil, insanı güzelleştirmek için yaşayın.

Bugünün dünyasında en büyük devrim, insan kalabilmektir.

Hakikati kendi grubundan üstün tutun. İşte gerçek olgunluk budur. Türkiye’nin geleceği ise yalnızca teknolojiyle değil; karakterle şekillenecek.

Eğer sizler ilmi vicdanla, özgürlüğü sorumlulukla, inancı hikmetle birleştirebilirseniz; yalnızca güçlü bir ülke değil, insanlığa yeniden söz söyleyebilen bir medeniyet kurabilirsiniz.

Hakikati arayın.

Kendinizi sorgulayın.

Birbirinizi dinleyin.

Ve insan ruhunu küçümsemeyin.

Çünkü bir toplumun gerçek yükselişi, binalarında değil; insanının kalbinde başlar.

Selam olsun düşünene, sorgulayana, adaleti arayana ve insan kalabilene…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Merve K. Filizcan
(23.05.2026 14:54 - #5665)
"Bugünün dünyasında en büyük devrim, insan kalabilmektir." Kaleminize sağlık hocam harika bir yazı olmuş teşekkür ederiz her hafta bizi böyle önemli isimlerle buluşturduğunuz için.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.