Arzu Kök - Şair ve Yazar
Köşe Yazarı
Arzu Kök - Şair ve Yazar
 

Doğmamış İşçiler!..

“Doğmamış Çocuğa Mektup” adında bir çoğumuzun okuduğu bir kitap vardır. İş kazasında hayatını kaybeden bir işçinin hamile bir eşi yazsaydı bu mektubu ne yazardı? Bakalım neler dökülebilirdi kaleminden: “Çocuğum, Belki kızım olacaksın, belki oğlum… Daha seni kucağıma almadan, sana bir eksikliğin içinden sesleniyorum. Çünkü sen doğduğunda, ben gözlerine baktığımda, içimde bir sevinçle birlikte derin bir boşluk da olacak. Baban olmayacak yanında. Baban bir sabah erkenden çıktı evden. Her zamanki gibi… Sessizce hazırlandı, beni uyandırmamaya çalıştı ama ben yine de hissettim. Kapıdan çıkmadan önce karnıma dokundu, sana dokundu aslında… “Akşama görüşürüz” dedi. O “akşam” hiç gelmedi çocuğum. Çünkü baban, işe gittiği için öldü. Bunu sana nasıl anlatacağımı hâlâ bilmiyorum. “Kaza” desem eksik, “kader” desem içime ağır geliyor. Çünkü bazı ölümler olur… adı konulmaz ama herkes bilir neden olduğunu. Babanınki de öyleydi. O, ekmek kazanmak için yerin altına indi. Ama o yerin altında sadece kömür yoktu; ihmal vardı, unutulmuşluk vardı, “idare eder” denilmiş hayatlar vardı. Sen büyüdüğünde bana soracaksın: “İşçi ne demek?” diye. Ben sana diyeceğim ki: İşçi, yaşamak için çalışan değil sadece… Başkalarının yaşayabilmesi için kendi ömründen eksilten insandır. Baban da onlardan biriydi. Belki bir gün 1 Mayıs’ı göreceksin çocuğum… Meydanlarda toplanan insanlar olacak. Ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlar… Kimi umutla, kimi öfkeyle, kimi de sadece hatırlamak için orada olacak. İşte o gün, babanı da hatırla. Çünkü o kalabalığın içinde olamayanların da günüdür o gün. Gidemeyenlerin, gittiği yerden dönemeyenlerin… Sana “hak” diye bir şey öğretecekler. Kitaplarda yazacak belki… Ama ben sana başka bir yerden anlatacağım. Hak, bazen bir insanın eve sağ salim dönebilmesidir. Hak, bir çocuğun babasız büyümemesidir. Hak, bir annenin bu mektubu yazmak zorunda kalmamasıdır. Baban da zaman zaman o meydanlara gidenlerden değildi belki… Çok yorgundu, çok sessizdi. Ama inan bana, onun her sabah o karanlığa inmesi de bir mücadeleydi. Sessiz, görünmeyen ama çok ağır bir mücadele… Ve bazen en büyük bedeller, en sessiz mücadelelerin içinden çıkar. İleride sana “ayak takımı” diyenler olabilir. Seni küçümsemek isteyenler, babanı anlamayanlar… Onlara hemen kızma. Ama unutma da. Çünkü hatırlamak önemli çocuğum. Kimlerin bu dünyayı omuzlarında taşıdığını bilmek önemli. Belki sen de bir gün işe gideceksin. Belki sen de baban gibi yorulacaksın. Ama ben senden sadece şunu isteyeceğim: Susma. Babanın sustuğu yerlerde sen konuş. Onun eksik kalan sesini tamamla. Çünkü bazı hikâyeler, anlatılmadıkça tekrar eder. Baban sana çok şey bırakamadı belki… Ne büyük bir ev, ne dolu bir banka hesabı… Ama sana başka bir şey bıraktı: Yarım kalmış bir adalet duygusu. İçinde büyüyecek bir soru bıraktı: “Neden?” İşte o sorunun peşinden git çocuğum. Sen eksik doğmayacaksın. Ama eksik bırakılmış bir dünyaya doğacaksın. Ve belki bir gün, 1 Mayıs meydanlarında yürürken ya da sadece bir yerde durup düşünürken babanın ellerini hissedeceksin omzunda. O zaman anlayacaksın: Bu sadece bizim hikâyemiz değil. Bu, birçok yarım kalmış hayatın ortak sesi. Seni bekliyorum. Acıyla, ama umudu da bırakmadan. Annen.”
Ekleme Tarihi: 29 Nisan 2026 -Çarşamba

Doğmamış İşçiler!..

“Doğmamış Çocuğa Mektup” adında bir çoğumuzun okuduğu bir kitap vardır. İş kazasında hayatını kaybeden bir işçinin hamile bir eşi yazsaydı bu mektubu ne yazardı? Bakalım neler dökülebilirdi kaleminden:

“Çocuğum,

Belki kızım olacaksın, belki oğlum… Daha seni kucağıma almadan, sana bir eksikliğin içinden sesleniyorum. Çünkü sen doğduğunda, ben gözlerine baktığımda, içimde bir sevinçle birlikte derin bir boşluk da olacak. Baban olmayacak yanında.

Baban bir sabah erkenden çıktı evden. Her zamanki gibi… Sessizce hazırlandı, beni uyandırmamaya çalıştı ama ben yine de hissettim. Kapıdan çıkmadan önce karnıma dokundu, sana dokundu aslında… “Akşama görüşürüz” dedi. O “akşam” hiç gelmedi çocuğum. Çünkü baban, işe gittiği için öldü.

Bunu sana nasıl anlatacağımı hâlâ bilmiyorum. “Kaza” desem eksik, “kader” desem içime ağır geliyor. Çünkü bazı ölümler olur… adı konulmaz ama herkes bilir neden olduğunu. Babanınki de öyleydi. O, ekmek kazanmak için yerin altına indi. Ama o yerin altında sadece kömür yoktu; ihmal vardı, unutulmuşluk vardı, “idare eder” denilmiş hayatlar vardı.

Sen büyüdüğünde bana soracaksın: “İşçi ne demek?” diye.

Ben sana diyeceğim ki: İşçi, yaşamak için çalışan değil sadece… Başkalarının yaşayabilmesi için kendi ömründen eksilten insandır. Baban da onlardan biriydi.

Belki bir gün 1 Mayıs’ı göreceksin çocuğum… Meydanlarda toplanan insanlar olacak. Ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlar… Kimi umutla, kimi öfkeyle, kimi de sadece hatırlamak için orada olacak. İşte o gün, babanı da hatırla. Çünkü o kalabalığın içinde olamayanların da günüdür o gün. Gidemeyenlerin, gittiği yerden dönemeyenlerin…

Sana “hak” diye bir şey öğretecekler. Kitaplarda yazacak belki… Ama ben sana başka bir yerden anlatacağım. Hak, bazen bir insanın eve sağ salim dönebilmesidir. Hak, bir çocuğun babasız büyümemesidir. Hak, bir annenin bu mektubu yazmak zorunda kalmamasıdır.

Baban da zaman zaman o meydanlara gidenlerden değildi belki… Çok yorgundu, çok sessizdi. Ama inan bana, onun her sabah o karanlığa inmesi de bir mücadeleydi. Sessiz, görünmeyen ama çok ağır bir mücadele… Ve bazen en büyük bedeller, en sessiz mücadelelerin içinden çıkar.

İleride sana “ayak takımı” diyenler olabilir. Seni küçümsemek isteyenler, babanı anlamayanlar… Onlara hemen kızma. Ama unutma da. Çünkü hatırlamak önemli çocuğum. Kimlerin bu dünyayı omuzlarında taşıdığını bilmek önemli.

Belki sen de bir gün işe gideceksin. Belki sen de baban gibi yorulacaksın. Ama ben senden sadece şunu isteyeceğim: Susma. Babanın sustuğu yerlerde sen konuş. Onun eksik kalan sesini tamamla. Çünkü bazı hikâyeler, anlatılmadıkça tekrar eder.

Baban sana çok şey bırakamadı belki… Ne büyük bir ev, ne dolu bir banka hesabı… Ama sana başka bir şey bıraktı: Yarım kalmış bir adalet duygusu. İçinde büyüyecek bir soru bıraktı: “Neden?”

İşte o sorunun peşinden git çocuğum.

Sen eksik doğmayacaksın. Ama eksik bırakılmış bir dünyaya doğacaksın. Ve belki bir gün, 1 Mayıs meydanlarında yürürken ya da sadece bir yerde durup düşünürken babanın ellerini hissedeceksin omzunda.

O zaman anlayacaksın:

Bu sadece bizim hikâyemiz değil.

Bu, birçok yarım kalmış hayatın ortak sesi.

Seni bekliyorum.

Acıyla, ama umudu da bırakmadan.

Annen.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İmgece@yahoo.com
(29.04.2026 09:06 - #5512)
Ben sana diyeceğim ki: İşçi, yaşamak için çalışan değil sadece… Başkalarının yaşayabilmesi için kendi ömründen eksilten insandır. Baban da onlardan biriydi... Sözün bittiği yer...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.